Önceki Sayfa1 / 6Sonraki Sayfa

Aleksandr Sokurov 1951’de Rusya’nın küçük köyünde doğmuş. Askeriye memuru olan babasının işi dolayısıyla birçok yer dolaşmış. O zamanın Sovyetler Birliği’nin de etkisiyle Polonya ve Türkmenistan gibi yerlerde de kısa bir dönem yaşamış. Bu seyahatler hiç kuşkusuz yönetmenin yıllar sonra kazanacağı sanatsal kişiliğinde çok büyük bir etkiye sahipler.

Ortaya koyduğu işler ile sıklıkla Tarkovsky’nin varisi olarak adlandırılan Sokurov, özellikle çektiği ilk filmiyle zamanında Tarkovsky’nin dikkatini çekmiş ve vefat edene kadar da her zaman onun desteğini almış. Bu açıdan filmlerinin onun devamı olarak görülmesi meselesi üzerine Aleksandr Sokurov  bir söyleşisinde şunları söylemiştir: “Gittiğim birçok festival ve söyleşide bana Tarkovsky’e olan benzerliğim söyleniyor. Açıkçası Tarkovsky, benim Len Film’de işe girmeme aracı olan ve yasaklanan filmlerimi yeniden gün yüzüne çıkarmama yardım eden kişi olarak bugün burada olmamı sağlayan kişidir. Ama sinemasal anlamda aramızda çok da bir benzerlik yoktur. Mesela bir keresinde Tarkovsky bana “İkimiz sinemaya çok farklı bakıyoruz” demişti. Bu kesinlikle doğru.”

faust-directoralexandersokurov2

Aleksandr Sokurov sinemaya kavrayış açısından yaklaşır. Bu sebeple sabit ve ona has bir tarza sahip olmanın ötesine geçmeye çalışır hep. Birçok belgesel ve deneysel film çekmesinin sebebi de daha geniş bir kavrayışa ulaşmanın yeni ve daha iyi yollarını aramasından kaynaklanır. Görsellerden ses ve müzik kullanımına, hikayeden oyuncu yaratımına kadar hemen her sinemasal araca dair giriştiği bir sorunsallaştırması vardır yönetmenin. Hiç bir oyuncunun olmadığı film de çekmiştir, hiç bir şekilde kurgunun olmadığı tek plandan oluşan film de. Tüm bu arayışlarına karşın özellikle hikaye anlamında sıklıkla işlediği benzer temalar da vardır. Bunlar aslen Sokurov’un kavrayış konusunda temel itki konusu olduğunu düşündüğü, zaman ve varoluş temalarıdır. Zamanın gizemini ve insanlığa yaşattığı varoluşsal bunalımı sıklıkla işler Sokurov.

“İnsanın ölümsüzlükle ilgili düşüncelerinin kaynağı aslında kendisi değildir. Bizleri ölümlü yapan bedenimiz değil zamandır. Odur bizleri yoktan var edip yine yokluğa götüren. Ve yine odur bizleri bu çıkmazı fark etmemizi sağlayacak yaşanmışlığı yüzlerimize vuran. Çünkü bizi biz yapan geçmişimizdir. O, zamanın bize verdiği bir hediyedir ama aynı zamanda bizi o meşhur sona götürdüğünü hatırlatan bir lanet. Ne zaman bir konu hakkında derinlemesine düşünsem, belli bir dikotomi yapsam hep ona varırım. İnsanoğlu yüz yıllardır varoluşunu anlamaya çalışıyor. Oysa belki de anlamamız gereken şey sadece zamandır.”

Odinokiy golos cheloveka (1987) – İnsanın Yalnız Sesi

1

Sokurov’un 1978’de VGIK’ten mezun olurken bitirme projesi olarak çektiği bir film İnsanın Yalnız sesi. Ama başlıkta da göreceğiniz üzere gösterim yılı 1987’dir. Bunun sebebiyse filmin ilk gösteriminde sonra Goskino tarafından yasaklanmış olmasıdır. Bu yasağın ardından filmin gösterim kopyaları üretilmemiş geriye kalan tek orijinal kopyayı da yönetmen yıllarca yatağının altında saklamış. Nihayet 1980’lerin ortalarında girişilen Glastnost ve Perestroyka reformlarıyla birlikte 1987’de, gösterilmesiyle ilgili yasak kalkmış ve film o tek kopyadan çoğaltılarak gösterime sokulmuştur.

Film, ünlü Rus yazar Andrei Platonov’un River Potudan ve Origin of the Master romanlarının bir serbest uyarlamasıdır. Bu açıdan doğrudan kitaplarla hikaye anlamında bir ilişkiden söz edilemese bile taşıdığı anlam ve o ruhani atmosferle Platonov’un tarzına oldukça parelel yapı vardır. Zaten sadece bu çıkış noktasıyla bile İnsanın Yalnız Sesi’nin daha baştan otoritenin nefretini üzerine çekmesine yol açmıştı. Çünkü Platonov’un bütün eserleri Stalin döneminden o yana yasaklı olarak kalmış ve yazar bir tür karartmaya maruz bırakılmıştır. Haliyle yasaklı kitaplardan yapılan bir uyarlama olması, içinde taşıdığı anlamlara bakılmaksızın filmin de karartmaya maruz bırakılmasına yol açmıştı. Bu noktada aslında Sokurov’un idealist tavrını da belirtmek gerek. Çünkü filmin senaryosunu aslen yazan kişi, Sokurov’un da daha sonra yıllarca birlikte çalışacağı senarist Yuriy Arabov’dur. Ayrıca filmde, daha çok 1960’larda ortaya koyduğu avangard eserleriyle tanınan Leh besteci Krzysztof Penderecki’nin müzikleri de kullanılmıştır.

Daha sonraki filmlerinde belirgin bir şekilde işlenecek olan zaman-doğa ilişkisini, yönetmen henüz ilk filminde odağına alarak, Nikita karakteri üzerinden mistik ve bir o kadar da gerçek bir hikaye anlatıyor. Burada filmdeki oyuncuların tamamının amatör alması beklenilenin aksine gerçekliği arttıran bir etmen olarak kendini göstermiş. Savaş sonrası sefalet içerisindeki evine geri dönen Nikita’nın yaşadıklarına odaklanan film, birçok yerde filmden bağımsız belgesel görüntülerini kurguyla paralel bir şekilde işlerken bir yandan da lineer kurguyu kıran sahnelere yer veriyor. Bu açıdan hikayenin genel seyrini anlamak ilk aşamada oldukça zor. Ayrıca ileriye ve geriye dönük yapılan sıçramalarda kullanılan farklı görsel yaklaşımlar (fotoğraf, ağır çekim görüntüler, farklı renk düzenlemeleri…) filmi deneysel bir yaklaşıma taşımasına karşın Sokurov’un ustaca kullandığı naturalist ögeler filmi kurgusal içinde tutmayı başarıyor. İçerdiği derinlikli ve ruhani anlatımı, oldukça farklı bir kurgu ve görselle harmanlayan Sokurov’un ister istemez bu filmiyle birlikte Tarkovski’nin  varisi olarak görülmesi kaçınılmaz olmuş ama yine de oldukça farklı bir tat alabilmek mümkün.

Skorbnoye beschuvstviye (1987) – Kederli Kayıtsızlık

2

Serbest bir edebi uyarlama olan ilk uzun metrajlı filminde yaşadığı sıkıntılara rağmen Sokurov 1983’te yine Arabov’un senaryosunu yazdığı ve George Bernard Shaw’un Heartbreak House isimli oyunun serbest uyarlaması olan Kederli Kayıtsızlık filmini çekti. Aslında daha ilk baştan karşısına birçok zorluk çıkarılmasına karşın yönetmen, özellikle çekimlerin artık son zamanlarında filmi kendi finanse edecek kadar ileri gitmek zorunda kalmıştır. Çünkü bir yerden sonra filmle ilgili olumlu düşüncelerini tümden yitiren bakanlık, desteği olabilecek en alt seviyeye düşürmüştü.

Tüm bu büyük engellemelere rağmen Sokurov yine de filmini çekmeyi başardı fakat sonunda yine ilk filminde olduğu gibi sansür kuruluna takıldı. Çünkü tamamıyla sürreal anlatılarla donatılmış olan film, kendisine propaganda unsuru olmaksızın burjuvazi hayatını konu aldığı için sansür kurulu tarafından tehlikeli bulunmuştu. Hatta daha da ileriye giderek filmde, burjuvaziyle empati kurulması mesajı verildiğini ileri sürerek yayın yasağı dahi getirmişlerdi. Nihayetinde Sokurov’un filmi gösterime sokulmadı ve ancak İnsanın Yalnıza Sesi ile birlikte dört yıl sonra yani 1987’de izleyici karşısına çıkabildi.

Film birçok açıdan Sokurov’a has tarzı yansıtmasına karşın özellikle içinde barındırdığı sürreal ögelerle –ki burada spiritüel ile arasındaki önemli bir fark var doğal olarak- aslında yönetmenin diğer tüm filmlerinden ayrılan bir özelliğe sahip. Ama bu sürreallik; Bunuel tarzı, çıkış noktası tamamen bu olacak bir şekilde değil de Leh yönetmen Jery Has ve özellikle onun Kum Saati Sanatoryumu filmindekine benzer bir şekilde, bunun filmin arka planı olarak kullanması yoluyla kendini gösteriyor.

Lineer kurguyla olan zayıf bağlarına karşın yönetmenin hikayede oldukça sıkı bir çizgisel akış izlediği filmi, özellikle orijinal savaş görüntüleriyle ilerleyen paralel kurgusuyla; sürreal ve gerçeğin iç içe geçirilmesi hususunda oldukça sıradışı bir deneyim imkanı sunuyor seyirciye. Ayrıca bu belgesel görüntüleri kullanımının Sokurov filmografisindeki son kullanımı olması da önemlidir. Bundan sonra yönetmen, belgesellere ağırlık vererek kendi belgesel görüntüleri çekmesi  akabinde, filmlerinde hikayeyle paralel bir anonim belgesel kurgulamak yerine kendi film çekimi esnasında, çekim planı çerçevesinde çekilen belgesel görüntülerini kullanmaya başlayacaktır.

Burjuvazi üzerine kurulmuş bir hikayeyi propaganda aracı olmadan ele alıyor olması zaten çekildiği yıla bakılarak başlı başına bir başarıyken bunu filme ismini de veren Kederli Kayıtsızlık teması çerçevesinde bir tür “bunalım” olarak işleyerek, aynı zamanda günümüzün de ötesinde, geç kapitalizme işaret eden nüanslar taşıması filmin değerini bir kat daha arttırıyor haliyle. Filmin Shaw ve Shaw’ın kendi edebi dünyası içinde yarattığı karakterleri tek bir zamansal uzamda anlatması bir yerden sonra, sinemasal anlamda, iç ses olmadan bilinç akışı yönetmenin kullanılabilmesi gibi çarpıcı bir yanın olmasını da sağlıyor. Bu açıdan Kederli Kayıtsızlık için izlemesi zor fakat anlaması aydınlatıcı bir film demek yanlış olmaz sanırım.

Önceki Sayfa1 / 6Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi