Geçtiğimiz yıl San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanan Alanis, bir kısa film projesinden yola çıkılarak uzun metraja evrilen bir çalışma. 2005’te Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü ile dönen yönetmen Anahi Berneri; seks işçisi olarak çalışan Maria’nın –ya da işinde kullandığı ismiyle Alanis’in- üç gününe odaklanırken bu tartışmalı konuya radikal ve doğru bir bakış açısı getirmeyi başarıyor. Berneri’nin hedefinde Arjantin’in bu konuyla ilgili çarpık yasaları var. Seks işçiliğine izin verse de bunu sokaklarla sınırlayan yasalar nedeniyle kadınlar her an yaşadıkları evleri kaybetme ve sokakta şiddet görme riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle Alanis gibi aynı zamanda çocuğunu da büyütmesi gereken kadınlar için riskler daha da çoğalıyor. Seks işçilerinin başka işlere girmeyi çabaladıklarında kamusal alanın dışarısında bırakılmaları ve ancak temizlik işlerine layık görülmeleri ise bambaşka bir toplumsal ikiyüzlülüğü ortaya koyuyor. Alanis’in sığındığı halası ona kapılarını açsa da, yeğeninin işi nedeniyle onun hayatına yönelik kararlar alma hakkını kendinde görüyor. Oğlu Dante üzerinden yaratılan gerilim ise, toplumda anneliğe atfedilen kutsallık üzerinden ortaya çıkıyor. Çocuğun babası tarafından terk edilmesi görünmez kılınırken, Alanis’in anne olma hakkı da elinden alınmaya çalışılıyor.   Alanis: Kurtuluş Yok, Tek Başına! Buenos Aires’e gelen göçmenlerin de benzer bir kaderle karşı karşıya kaldıklarını gördüğümüz filmde, kadraja sıklıkla göçmenlik ve emperyalizm temalı tablolar yerleştiriliyor. İnsan gücünün bir hammaddeye ve metaya dönüştüğü vurgulanırken, sokaklardaki mücadelenin eşit seviyedeki bireylerin birbirlerinin üzerine çıkma ve makus talihlerini yenme çabası sonucunda ortaya çıktığı görülüyor. Sınıfsal farklar nedeniyle var olan arz-talep döngüsünün artık geri döndürülemez bir biçimde kemikleştiği yüzümüze vuruluyor. Filmin kadın bedenini sunuş biçimi, ikili bir yaklaşım içeriyor. Bir tarafta seks işçiliği üzerinden beden bir erotik obje gibi görülürken diğer tarafta ise hayatın devamlılığı için doğal bir unsur olarak sunuluyor. Alanis, oğlu Dante’yi emzirirken Bakire Meryem olarak kutsanıyor. Fakat sokağa çıktığı zaman bir hayat kadını olarak aşağılanıyor. Halbuki o, kendi bedeni ile ne yapacağı konusunda oldukça emin ve aldığı kararlarda asla geri adım atmıyor. Filmdeki tüm karakterlerle arasındaki farkı da bu tercih ve özgürleşme arzusu oluşturuyor. Yine de bu özgürleşme hedefine sadece bireysel bir kurtuluş çabasıyla değil, ancak kadın dayanışmasıyla ulaşılabileceğinin de altı önemle çiziliyor. Film biçimsel olarak da Alanis’in mücadelesini destekliyor. Görüntü yönetmeni Luis Sens, karakteri sömürmek yerine gözlemliyor. İlk bakışta dikizleme olarak adlandırılacak kadrajlar, aslında Alanis’in doğal yaşamından parçalar sunuyor. Yüzler kadraj dışında bırakılarak birçok sahnede vücudun belli bölümleri ön plana çıkarılıyor. Böylece vücudu belli bir amaçla kullanım fikrinden çok onun doğal salınımı veriliyor ve dikiz bakış da bertaraf ediliyor. Birçok sahnede karşımıza çıkan aynalar ise izleyicinin de filme dahil olması ve kendini sorgulaması yönünde önem arz ediyor. Alanis, başrolde yer alan Sofia Gala’nın muazzam performansından –ki oğlu rolündeki Dante, aslında onun gerçek oğlu- güç alan ve yönetmen Berneri’nin tavizsiz yönetimiyle değerini daha da artıran bir film. Ele aldığı konuyu yansıtmasındaki özeni ve cesareti göz önüne alırsak, uzun bir süre konuşulmayı hak ediyor.

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Alanis, başrolde yer alan Sofia Gala’nın muazzam performansından –ki oğlu rolündeki Dante, aslında onun gerçek oğlu- güç alan ve yönetmen Berneri’nin tavizsiz yönetimiyle değerini daha da artıran bir film. Ele aldığı konuyu yansıtmasındaki özeni ve cesareti göz önüne alırsak, uzun bir süre konuşulmayı hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.13 ( 2 votes)
80

Geçtiğimiz yıl San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazanan Alanis, bir kısa film projesinden yola çıkılarak uzun metraja evrilen bir çalışma. 2005’te Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü ile dönen yönetmen Anahi Berneri; seks işçisi olarak çalışan Maria’nın –ya da işinde kullandığı ismiyle Alanis’in- üç gününe odaklanırken bu tartışmalı konuya radikal ve doğru bir bakış açısı getirmeyi başarıyor.

Berneri’nin hedefinde Arjantin’in bu konuyla ilgili çarpık yasaları var. Seks işçiliğine izin verse de bunu sokaklarla sınırlayan yasalar nedeniyle kadınlar her an yaşadıkları evleri kaybetme ve sokakta şiddet görme riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Özellikle Alanis gibi aynı zamanda çocuğunu da büyütmesi gereken kadınlar için riskler daha da çoğalıyor. Seks işçilerinin başka işlere girmeyi çabaladıklarında kamusal alanın dışarısında bırakılmaları ve ancak temizlik işlerine layık görülmeleri ise bambaşka bir toplumsal ikiyüzlülüğü ortaya koyuyor. Alanis’in sığındığı halası ona kapılarını açsa da, yeğeninin işi nedeniyle onun hayatına yönelik kararlar alma hakkını kendinde görüyor. Oğlu Dante üzerinden yaratılan gerilim ise, toplumda anneliğe atfedilen kutsallık üzerinden ortaya çıkıyor. Çocuğun babası tarafından terk edilmesi görünmez kılınırken, Alanis’in anne olma hakkı da elinden alınmaya çalışılıyor.  

Alanis: Kurtuluş Yok, Tek Başına!

Buenos Aires’e gelen göçmenlerin de benzer bir kaderle karşı karşıya kaldıklarını gördüğümüz filmde, kadraja sıklıkla göçmenlik ve emperyalizm temalı tablolar yerleştiriliyor. İnsan gücünün bir hammaddeye ve metaya dönüştüğü vurgulanırken, sokaklardaki mücadelenin eşit seviyedeki bireylerin birbirlerinin üzerine çıkma ve makus talihlerini yenme çabası sonucunda ortaya çıktığı görülüyor. Sınıfsal farklar nedeniyle var olan arz-talep döngüsünün artık geri döndürülemez bir biçimde kemikleştiği yüzümüze vuruluyor. Filmin kadın bedenini sunuş biçimi, ikili bir yaklaşım içeriyor. Bir tarafta seks işçiliği üzerinden beden bir erotik obje gibi görülürken diğer tarafta ise hayatın devamlılığı için doğal bir unsur olarak sunuluyor. Alanis, oğlu Dante’yi emzirirken Bakire Meryem olarak kutsanıyor. Fakat sokağa çıktığı zaman bir hayat kadını olarak aşağılanıyor. Halbuki o, kendi bedeni ile ne yapacağı konusunda oldukça emin ve aldığı kararlarda asla geri adım atmıyor. Filmdeki tüm karakterlerle arasındaki farkı da bu tercih ve özgürleşme arzusu oluşturuyor. Yine de bu özgürleşme hedefine sadece bireysel bir kurtuluş çabasıyla değil, ancak kadın dayanışmasıyla ulaşılabileceğinin de altı önemle çiziliyor.

Film biçimsel olarak da Alanis’in mücadelesini destekliyor. Görüntü yönetmeni Luis Sens, karakteri sömürmek yerine gözlemliyor. İlk bakışta dikizleme olarak adlandırılacak kadrajlar, aslında Alanis’in doğal yaşamından parçalar sunuyor. Yüzler kadraj dışında bırakılarak birçok sahnede vücudun belli bölümleri ön plana çıkarılıyor. Böylece vücudu belli bir amaçla kullanım fikrinden çok onun doğal salınımı veriliyor ve dikiz bakış da bertaraf ediliyor. Birçok sahnede karşımıza çıkan aynalar ise izleyicinin de filme dahil olması ve kendini sorgulaması yönünde önem arz ediyor.

Alanis, başrolde yer alan Sofia Gala’nın muazzam performansından –ki oğlu rolündeki Dante, aslında onun gerçek oğlu- güç alan ve yönetmen Berneri’nin tavizsiz yönetimiyle değerini daha da artıran bir film. Ele aldığı konuyu yansıtmasındaki özeni ve cesareti göz önüne alırsak, uzun bir süre konuşulmayı hak ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi