Yeni Roman akımının öncü isimlerinden Alain Robbe-Grillet, yolu İstanbul’a düşen Batılı yazar-yönetmenlerden biridir. Robbe-Grillet’i anlayabilmek için öncelikle onun edebi kişiliğine bakmak gerekir. Edebiyattaki geleneksel yapıları reddederek yazına yeni bir yorum getiren yazar, modern kalıpların ötesine geçerek farklı bir üslup geliştirir. Bu tutumunu sinemacı kişiliğine de yansıtarak klasik anlatı yapısının ötesinde yeni bir yapı inşa eder. Doğrusal olmayan zamansal seyir, aşina kalıpların dışındaki karakterler ve olay örgüsü bu sinema anlayışını tanımlayan başlıca özelliklerdir. Yazar-yönetmenin filmlerini öyküleme biçimi, deneyselliğin sınırlarında gezinir. Sinemaya getirilen yeni bir yorumdur.

Robbe-Grillet’in ilk yönetmenlik deneyimi olan L’immortelle/Ölümsüz Kadın, 1960’ların başındaki İstanbul’da geçen gizemli bir aşk ve arayış öyküsüdür. İstanbul’a araştırma yapmak üzere gelen Fransız bir profesörün şehri keşfederken tanıştığı gizemli kadınla yaşadıkları ilişki ve sonrası filmin ana öyküsünü oluşturur. Birbirinden farklı isimleri olan ve hakkında fazla bir şey bilinmeyen kadın, erkeğin zihnindeki kalıcı bir imge gibidir. Gerçek mi ya da zahiri mi olduğu tam olarak kestirilemez, bir görünüp bir kaybolmaktadır. Fransız araştırmacı ve yazar Nicolas Monceau’ya göre L’immortelle, İstanbul’a yöneltilen keskin bir bakışın ürünüdür, yazar-yönetmenin kafasında canlandırdığı İstanbul imgesinin art arda vuruşlarla ortaya konulmasıdır (Monceau, 2014: 268). Robbe-Grillet’in İstanbul’la tanışıklığının İstanbul Ermenilerinden olan müstakbel eşi aracılığıyla bir evveli vardır. Yönetmen, eşiyle birlikte 1950’li yılların başında İstanbul’a ilk ziyaretini yapmış, şehrin eski muhitlerinde gezinirken ilk izlenimlerini oluşturmuştur. Bu durum, filmine de yansımış, şehrin modern yüzünden ziyade tarihi perspektifinden daha fazla faydalanmıştır. “Ölümsüz (Kadın)’daki İstanbul imgesi ilk temasın damgasını taşır. Robbe-Grillet, çağdaş Türkiye’nin maruz kaldığı derin bunalımların etkisinden çok, geçen yüzyılın ya da iki savaş arası dönemin gezgin yazarlarının anlatılarından esinlenerek, kentin eski yanına yönelik bir yaklaşım benimsemiştir” (Monceau, 2014: 269).

Filmde, 60’lı yılların başında iç göçle birlikte ölçüsüz bir büyüme hamlesi gerçekleştiren ve “modern binalarla” donanmaya başlayan bir İstanbul’dan çok, siyah-beyaz kartpostal niteliğine sahip “eski bir İstanbul” görülür. Anlatıcı erkek ve gizemli kadın, şehrin daha çok boğaz hattında, özgün yapısını koruyan iki katlı ahşap yapılarla bezeli mahallerinde ya da tarihi yalılarında görülür. Bunun yanı sıra Osmanlı ve Bizans’tan kalma tarihi yapılar yer yer göze çarpar. Açılışını Bizans’tan kalma tarihi surlarla yapan film, öyküsüne mekân olarak kentin simgesi olmuş camilere, sarnıçlara, hisarlara, tarihi mezarlıklara ve geniş bahçeli parklara yer verir. Bu haliyle filmin mekânsal kurgusunun Cumhuriyet Türkiyesi’yle pek bir ilişkisi yoktur, bundan ziyade yüzyıllar boyu Doğu Roma ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış tarihi bir şehrin yaşayan mekânlarıyla ilişkilenir.

Bugünden geriye baktığımızda L’immortelle’deki İstanbul’un bir daha göremeyeceğimiz bir nostalji imgesi olduğu aşikardır. Zaten yönetmenin yapmak istediği de budur, Robbe-Grillet çağdaş bir İstanbul yerine zamansız ve evrensel bir İstanbul’la ilgilidir. Bunu yaparken kendisinden önce benzer bir çizgiyi sürdürmüş Batılı gezgin-aydının oryantal imgeleminden oldukça faydalanmıştır. Kendisinin “modern bir Pierre Loti örneği (olarak), İstanbul’da geçirdiği süre boyunca Doğuya yolculuğun tüm dayatılmış figürlerine saygı duyduğu anlaşılmaktadır” (Monceau, 2014: 271).

Ölümsüz Kadın: Gizemli Bir Kadın, Gizemli Bir Aşk ve Gizemli Bir Şehir

Filmin anlatıcısı olan erkek karakter, İstanbul’a araştırma yapmak üzere gelmiş bir profesördür. Şehri keşfetmeye çalışan bir yabancıdır. Bu esnada gizemli kadınla tanışır ve şehri birlikte keşfe çıkarlar. Bu esnada aralarında bir ilişki başlar. Kadın, gelen yabancıyı şehrin özgün ve simge mekânlarının yanı sıra oryantal dansların yapıldığı gece mekânlarına, kır kahvelerine hatta eski mezarlıklara götürür. Kadından oldukça etkilenen anlatıcı erkek, onu, ortadan kaybolmasının ardından her yerde arar. Arayışı esnasında şehrin yerlisi olan insanlarla diyaloğa girer. Ancak onlarla sağlıklı bir iletişim kuramaz; şehrin insanları anlaşılmaz, gizemli ve hatta tekinsizdir. Çelişkili bilgiler alır, aklı karışır ve kadını bulamaz.

Türkiye’yi ve insanlarını pek tanımayan Robbe-Grillet’in, İstanbul ve İstanbullu temsilleri daha çok onun zihnindeki imgeleme dayalıdır. Vapur seslerine karışan ezan sesleri, kır kahvesindeki diyalog esnasında kadraja giren yerli tipler ve fon sesi olarak Kuran ayetleri, gerçeklikten ziyade fantezi imgeleminin görüngüleridir. Bunun yanı sıra şehrin gündüzünde ve gecesinde yer yer ortaya çıkan tekinsizlik alameti tipler, karanlık bir atmosferin fonu olurlar. Zihinde canlanan şehir bu haliyle tekinsizin içindeki keşfe değer bir güzellik olarak durur. Git gide içe çekilen erkek karakter ise, bu bilinmezliğin içinde âşık olduğu kadını arar, zamansal döngü onu kaderine taşımaktadır.

Bir bütün olarak bakıldığında Alain Robbe-Grillet’in L’immortelle’i, edebi tarzı Yeni-Roman/Nouveau Roman’ın sinemaya yansıyan izdüşümüdür. Klasik sinema anlatısının kalıplarını aşar, yeni bir tarz olarak durur. Filmsel zaman geriye dönüşlü ve döngüsel, öyküleme düşsel ve gerçeküstüdür. Yazar-yönetmen, “gerçek ile düşseli aynı düzleme yerleştirme iradesini” ortaya koyar. Filmdeki “İstanbul gerçekliği, Robbe-Grillet’e göre, gerçekliğe atılan bir çelmedir. Gerçekliğin gerçek dışılığına karşı, düş ile gerçekliği, geçmiş ile şimdiyi birleştiren bir kent vizyonu önerir” (Monceau, 2014: 270). Bu özgün ve yaratıcı kent vizyonu bu şekilde gerçekliğin belirlenmiş sınırlarını aşar, ona yeni bir tarif vererek kendisini ortaya koyar.

Bugünün İstanbul’u akıl almaz bir başkalaşım geçirmekte, kaotik bir düzensizlik şeklinde çeperlerine doğru genişlemektedir. L’immortelle’nin düşsel İstanbul’uyla bugünün “gerçek” İstanbul’u arasındaki fark, ütopikle distopik olan arasındaki farka benzer. Bu sebeple filmdeki şehir, bugünün kaygı uyandıran kentine kıyasla bir nostalji imgesi, siyah-beyaz bir kartpostal olarak durur.

https://www.youtube.com/watch?v=Ua-zYCL93zU

Kaynak:

Nicolas Monceau. “Egzotizm ile Edebi Mit Arasında: Alain Robbe Grillet’in ‘Ölümsüz’ü”. Çeviri: H.: Şahin. Kentte Sinema Sinemada Kent. Haz. N. Türoğlu, M. Öztürk, G. Aymaz. Pales Yayınları: İstanbul (2014).

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi