Yazılarımızda sıkça bahsettiğimiz üzere, uyarlamaların popülerliği ve sinemadaki başarısı artık kanıksanmış hale geldi. Hele de “best-seller” damgası yemiş çok satan kitap uyarlamaları peynir ekmek misali piyasada. Sosyal medya, video paylaşım siteleri gibi global faktörler işin içine girince bu “best-seller”ların kitleleri peşinden sürükleyip “tüm dünyanın hayran olduğu” bir ikona dönüşmesi de zor olmuyor. 19 yüzyılda Bram Stoker’ın sihirli ellerinde hayat bulan vampirlerin babası Drakula’dan sonra bu furya asla popülerliğini kaybetmedi. Sayısız uyarlamaların ardından post modern yöntemlerle yeni hikayelerin yeni vampirleri yaratıldı. Her zaman korkulan, çirkin, yarasa kılıklı vampirler romantizmin kırıntılarını ilk defa Ford Francis Coppola’nın Drakula’sında yansıtsalar da bu imge ilk defa 2005 yılında yayımlanan Alacakaranlık kitabıyla pekişti.

Gerçekten tüm dünyada kitleleri peşinden sürükleyen romanı, üniversitelerde ders niyetine okuyanlar (okutanlar) bile oldu. Tabii Harry Potter’dan deneyimli yapımcılar hemen sermayeye dönüştürerek, kitabı film haline getirdi. 2008’de ilki çekildikten sonra düzenli aralıklarla yılda bir defa serinin yeni filmini izlemeye devam ettik.

Dört kitaptan oluşan serinin vizyona giren son bölümüyle artık hikaye son buluyor.

İngiliz dili edebiyatı mezunu yazar Stephanie Meyer tarafından yazılan kitapta aslında edebi olarak hayli göndermeler bulunuyor olsa da film tüm bunları yansıtmak konusunda ne kadar zayıf kaldığını bir kez daha kanıtlıyor. Filme uyarlamanın zorluklarını bu seride de yaşayan Hollywood, filmin her yeni bölümünde başka yönetmenlerle çalıştı. İki bölümde çekilen son filmdeyse daha önce Beyonce’un rol aldığı Dreamgirls’ün yönetmenliğini yapmış olan Bill Condon bulunuyor.

Bundan sonraki hayatına vampir olarak devam edecek olan Bella, yakışıklı vampir kocası Edward ve yeni doğmuş bebekleri Reneesmee yeni bir hayata atılmanın planlarını yaparken Volturiler bu hesaplarını bozmak için yola çıkarlar.

Serinin son kitabının şanına yakışır bir final olacak umuduyla sinema yollarına koyulmama rağmen, beklentim birçok açıdan kursağımda kaldı. Filmin ilk yarısını izlerken kendi adıma şok yaşadığımı itiraf etmeliyim. Vampir filminden çok seriyi uzatmak adına çekilmiş duygusal ve romantizm dolu sahneler ağır bir tempoyla ilerliyor. Bazı sahnelerde kullanılan efektlerin  amatörce çekilmiş hissi uyandırmasının yanı sıra, bir ara 2010 yılında seriyi ti’ye almak için çekilmiş olan Vampires Suck filmini izliyorum sandım. Kristen Stewart’ın donuk oyunculuğu tam gaz devam ederken yeni kimliğine aslında uymuş gibi de duruyor. Soğuk bir bedeni canlandırmak kendisi için zor olmamış. Öte yandan yeni doğmuş bebeğin Bella’ya benzemesi için çok çaba sarfedilmiş ve yüksek bilgisayar teknolojilerinden faydalanılmış. Ama bu çabanın bu kadar bariz olması beni rahatsız etti. Kendi adıma özellikle müzik prodüksiyonunu çok başarısız bulduğumu da belirtmek isterim. Hem filmin temposunu düşürüyor, hem de temponun yükselmesi gereken sahnelerde bu hızın gerisinde kalıyor.

Seriye yakışır bir final izleme şansını filmin ikinci yarısında buluyoruz neyse ki. Aksiyonun artan ritmi ilk filmi aratmıyor. Sürpriz bir sonla bağlanması ise beklenmedik olmasından ve izleyicide yarattığı rahatlama hissinden dolayı çok başarılı olmuş.

Dört yıldır devam eden maceranın son bulması sevenlerini üzecek olsa da son sahne adeta yeni bir hikayenin kapılarını aralıyor. Bundan sonra bambaşka bir gidişatla bambaşka bir hikaye üzerinden yeni bir hikayenin sinyallerini verse de ne kadar hayata geçirilir bilemiyorum.  Daha önce de belirttiğim gibi vampir kültürüne bambaşka bir nefes getirerek ilk defa vampirleri gün ışığında gezen romantikler olarak tasvir eden hikaye birçok yönden başarılı. Serinin sonuna yakışır mı yakışmaz mı kendiniz karar vermeniz adına filmi izlemenizi tavsiye ederim.

Keyifli seyirler…

  • Serinin tüm filmlerini izlemiş biri olarak bu son filmden memnun kaldım. Özellikle yeni karakterler filme can vermişti. En sevdiğim özellik olan Edward ve Bella’nın aşkları da son derece hoş yansıtılmıştı. Zorla sinemaya götürdüğüm eşim de çok beğendi.

  • serkan

    Film gerçekten güzel ve sürükleyici. Filme ara verip gidemedim.

  • amden

    Alacakaranlık serisi kitaplarını ilk film çekildikten bir kaç ay sonra bitirdim. Oldukça sürükleyiciydi,o esnada ne yaparsam yapayım,bu okumama engel olmuyordu.O kadar çok okuyordum ki kitaplardan birini tek bir gün içinde bitirdim.Böylece filmin ilk bölümünü izledim.”Bella”karakterini canlandıran Kristen Stewart a ve bir kaç mantık dışı noktalara rağmen film gayet iyiydi. Edward’ın aşkını ilan edişi,birlikte çimenlere uzanmaları ve bir kaç sahne daha…Ancak diğer filmleri çıktığı zaman birer birer hayal kırıklığına uğramaya başladım.Yeniay tam bir fiyaskoydu,Tutulma da konulara geçiş gerçekten hızlıydı ve Şafak vakti nin iki bölümü…Bella’nın bebeği doğurmaya karar verişi ve bunun için verdiği mücadele hiç iyi yansıtılamamıştı ve yazınızda da bahsettiğiniz gibi Bella’nın kızı üzerinde o kadar çok oynanmış ki ilk bakışta kendini hemen belli ediyordu.Ve kesinlikle,RAHATSIZ EDİCİYDİ.Açıkçası böyle ciddi bir görüntü sorunu var ken filmi nasıl sinemaya sokabilmişler hala anlayamıyorum.
    Kristen Stewart’a gelince…
    Kesinlikle oyuncu olmayı haketmediğini düşünüyorum.Bella karakterine daha iyi bir oyuncu bulunabilirdi sanki.Bu bana kızın bir çeşit torpili olduğu fikrini de getirmedi değil.
    Sonuç olarak “Alacakaranlık”film serileri ile ilgili edindiğim bu deneyimden sonra vampir filmlerinden soğuduğumu itiraf etmek zorundayım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi