Akvaryum-Aquarius, politik bir film olmakla birlikte Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminden itibaren Brezilya’daki politik gelişmelerle birlikte de  anılır oldu. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff’in yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevden alınmasına tepki gösteren yönetmen Kleber Mendonça Filho ve film ekibi, sonrasında bu tepkinin kurbanı oldular. Film önce 18+ yaş sınırıyla vizyona sokuldu, ardından ise Brezilya’yı Oscar’da temsil etme hakkı başka bir filme verildi. Şüphesiz ki tüm bu yaşananlar, politik bakış açısıyla ve açtığı mücadele alanıyla birlikte düşünüldüğünde filme olan yaklaşımı olumlu biçimde değiştirdi ve farklı biçimlerde okunmasına neden oldu.

Özgün Bir Kadın Kahraman Portresi

Peki ya bu okumalardan bağımsız, Akvaryum – Aquarius nerede duruyor? Yönetmen Filho; 2012 yılında çektiği Neighboring Sounds sonrası tekrar döndüğü Recife topraklarında 65 yaşındaki Clara’nın, evini inşaat firmasına vermemek için ortaya koyduğu mücadeleyi anlatıyor. Yıllar boyunca Aquarius isimli apartmanın okyanusa bakan dairesinde yaşayan Clara için bu mekan, sadece başını soktuğu dört duvarı ifade etmiyor. Bu daire, aynı zamanda onun için bir mücadele alanı. Halası Lucia’nın ataerkil sistem içerisinde mücadele edip hukukçu olduğu ve cinsel devrimi yaşadığı bu ev; onun için ise öncelikle göğüs kanserini yendiği ve ailesini kurduğu, çocuklarını büyüttüğü bir yer. Evde yer alan bir şifonyer, kuşaklar arası geçişi temsil eden bir simge olarak sürekli karşımıza çıkıyor. Tabii film ilerledikçe bu nostalji hissinin sadece toz pembe anıları içermediğini görüyoruz. Hırsızlık yaptığı gerekçesiyle evden kovulan hizmetli Juvenita’nın hayaleti ve evini barkını geride bırakarak kariyerine odaklanırken çocuklarıyla olan ilişkisinin uğradığı kırılma da bu sevdaya dahil acılar. Karakterin geçmişle bağını kuran en önemli araçlardan biri de plakları. Plak koleksiyonu sadece onun müzik zevkini yansıtmıyor, aynı zamanda geçmişi koruma ve paketleme güdüsüne de işaret ediyor. Yalnızlığın tadını çıkaran ve kendi ayakları üzerinde duran Clara, özellikle Queen parçaları eşliğinde adeta bağımsızlığını ilan ediyor.

Akvaryum – Aquarius: Karakterine Aşık Olan Yönetmen ve Diğerleri…

Sonia Braga’nın canlandırdığı karakter filme o kadar hakim ki, bunun olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurması kaçınılmaz hale geliyor. Clara, son yıllarda karşımıza çıkan en güçlü kadın karakterlerden biri olarak dikkat çekiyor. Müzik eleştirmenliği gibi kendi çevresinde hiçbir zaman anlam verilmeyen bir kariyerin peşinde koşarken engel tanımıyor ve aynı ölçüde ailesi üzerinde kontrol kurmayı başarıyor. Kuşak çatışmasına rağmen otoriter yapısıyla kendi doğrularını kabul ettirmeyi başarıyor. Bu hırsı, yer yer sinir bozucu bir noktaya varsa da herhangi bir sorunla ilgili şikayette bulunmak yerine bunu bir meydan okuma olarak görmesi, her adımda onu daha da özgürleştiriyor.

Bu yaklaşımın doğurduğu olumsuz sonuç ise, filmin politik alt metninin bu bireyci yaklaşım üzerinden zedelenmesi. Clara’nın varlığı, etrafındaki her şeyi siyah ve beyaz olarak ayırıyor. Örneğin; çocukları ondan evi satmasını istiyorlar çünkü bu satıştan iyi bir para kazanacaklar. Bu nedenle genç kuşak, direkt olarak pragmatist olarak damgalanıyor. Buna Amerika’da eğitim gören inşaat firmasının genç müdürü Diego’nun züppe davranışları da ekleniyor. Diego’nun tüm “Amerikanvari” yaklaşımları, Clara’nın sert mizacından geri sekiyor ve izleyiciye önemli bir tatmin sağlanıyor. Diğer taraftan mücadele alanları bununla sınırlı bırakılmıyor; Clara’nın zenginliği ile hizmetçisinin fakirliği arasında bir tezat kurulurken aslında birbirlerine ne kadar yakın oldukları ve tüm bu gelir uçurumunun tamamen politik bir mesele olduğu anlatılıyor. Fakat bu yaklaşım ancak bir motosiklet kazası ve yerini bulmayan adalet hikayesiyle geçiştiriliyor. Her ne kadar Clara tüm zenginliğine karşı sıranın kendisine geldiğini hissetse de onun kendine has mücadele gücü, filmde yansıtılan tüm yozlaşmayı ve çürümeyi alt edecek biçimde abartılı tasvir ediliyor. Yönetmen Filho’nun bir noktadan sonra karakterine ciddi manada aşık olup “alın size direniş!” diye bağıran yaklaşımının özensiz durduğunu ve filmin ruhuna yakışmadığını düşünüyorum. Kaldı ki bu duyguya eşlik eden karakterlerin o ana kadar filme ne verdikleri ve nasıl bir dalgalanma amaçlandığı da muallakta kalıyor.

Sonuç olarak; Akvaryum – Aquarius, Sonia Braga’nın muhteşem performansıyla hayat verdiği kadın karakteri aracılığıyla Brezilya’nın politik tarihine dair bazı zıtlıkları ortaya koyuyor ama geri kalan tüm sorunları ve karakterleri sanki hiç var olmamışlar gibi halının altına süpürmeyi tercih ediyor.

Akvaryum-Aquarius, politik bir film olmakla birlikte Cannes Film Festivali’ndeki gösteriminden itibaren Brezilya’daki politik gelişmelerle birlikte de  anılır oldu. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff’in yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevden alınmasına tepki gösteren yönetmen Kleber Mendonça Filho ve film ekibi, sonrasında bu tepkinin kurbanı oldular. Film önce 18+ yaş sınırıyla vizyona sokuldu, ardından ise Brezilya’yı Oscar’da temsil etme hakkı başka bir filme verildi. Şüphesiz ki tüm bu yaşananlar, politik bakış açısıyla ve açtığı mücadele alanıyla birlikte düşünüldüğünde filme olan yaklaşımı olumlu biçimde değiştirdi ve farklı biçimlerde okunmasına neden oldu. Özgün Bir Kadın Kahraman Portresi Peki ya bu okumalardan bağımsız, Akvaryum – Aquarius nerede duruyor? Yönetmen Filho; 2012 yılında çektiği Neighboring Sounds sonrası tekrar döndüğü Recife topraklarında 65 yaşındaki Clara’nın, evini inşaat firmasına vermemek için ortaya koyduğu mücadeleyi anlatıyor. Yıllar boyunca Aquarius isimli apartmanın okyanusa bakan dairesinde yaşayan Clara için bu mekan, sadece başını soktuğu dört duvarı ifade etmiyor. Bu daire, aynı zamanda onun için bir mücadele alanı. Halası Lucia’nın ataerkil sistem içerisinde mücadele edip hukukçu olduğu ve cinsel devrimi yaşadığı bu ev; onun için ise öncelikle göğüs kanserini yendiği ve ailesini kurduğu, çocuklarını büyüttüğü bir yer. Evde yer alan bir şifonyer, kuşaklar arası geçişi temsil eden bir simge olarak sürekli karşımıza çıkıyor. Tabii film ilerledikçe bu nostalji hissinin sadece toz pembe anıları içermediğini görüyoruz. Hırsızlık yaptığı gerekçesiyle evden kovulan hizmetli Juvenita’nın hayaleti ve evini barkını geride bırakarak kariyerine odaklanırken çocuklarıyla olan ilişkisinin uğradığı kırılma da bu sevdaya dahil acılar. Karakterin geçmişle bağını kuran en önemli araçlardan biri de plakları. Plak koleksiyonu sadece onun müzik zevkini yansıtmıyor, aynı zamanda geçmişi koruma ve paketleme güdüsüne de işaret ediyor. Yalnızlığın tadını çıkaran ve kendi ayakları üzerinde duran Clara, özellikle Queen parçaları eşliğinde adeta bağımsızlığını ilan ediyor. Akvaryum – Aquarius: Karakterine Aşık Olan Yönetmen ve Diğerleri… Sonia Braga’nın canlandırdığı karakter filme o kadar hakim ki, bunun olumlu ve olumsuz sonuçlar doğurması kaçınılmaz hale geliyor. Clara, son yıllarda karşımıza çıkan en güçlü kadın karakterlerden biri olarak dikkat çekiyor. Müzik eleştirmenliği gibi kendi çevresinde hiçbir zaman anlam verilmeyen bir kariyerin peşinde koşarken engel tanımıyor ve aynı ölçüde ailesi üzerinde kontrol kurmayı başarıyor. Kuşak çatışmasına rağmen otoriter yapısıyla kendi doğrularını kabul ettirmeyi başarıyor. Bu hırsı, yer yer sinir bozucu bir noktaya varsa da herhangi bir sorunla ilgili şikayette bulunmak yerine bunu bir meydan okuma olarak görmesi, her adımda onu daha da özgürleştiriyor. Bu yaklaşımın doğurduğu olumsuz sonuç ise, filmin politik alt metninin bu bireyci yaklaşım üzerinden zedelenmesi. Clara’nın varlığı, etrafındaki her şeyi siyah ve beyaz olarak ayırıyor. Örneğin; çocukları ondan evi satmasını istiyorlar çünkü bu satıştan iyi bir para kazanacaklar. Bu nedenle genç kuşak, direkt olarak pragmatist olarak damgalanıyor. Buna Amerika’da eğitim gören inşaat firmasının genç müdürü Diego’nun züppe davranışları da ekleniyor. Diego’nun tüm “Amerikanvari” yaklaşımları, Clara’nın sert mizacından geri sekiyor ve izleyiciye önemli bir tatmin sağlanıyor. Diğer taraftan mücadele alanları bununla sınırlı bırakılmıyor; Clara’nın zenginliği ile hizmetçisinin fakirliği arasında bir tezat kurulurken aslında birbirlerine ne kadar yakın oldukları ve tüm bu gelir uçurumunun tamamen politik bir mesele olduğu anlatılıyor. Fakat bu yaklaşım ancak bir motosiklet kazası ve yerini bulmayan adalet hikayesiyle geçiştiriliyor.…

Yazar Puanı

Puan - 67%

67%

Akvaryum – Aquarius, Sonia Braga’nın muhteşem performansıyla hayat verdiği kadın karakteri aracılığıyla Brezilya’nın politik tarihine dair bazı zıtlıkları ortaya koyuyor ama geri kalan tüm sorunları ve karakterleri sanki hiç var olmamışlar gibi halının altına süpürmeyi tercih ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.88 ( 2 votes)
67
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi