Hepimiz ilkokul çağındayken aldığımız Hayat Bilgisi dersinde “Aile toplumun temelidir” cümlesine rastlamışızdır. Ünlü Marksist düşünür Louis Althusser, ailenin devletin ideolojik bir aygıtı olduğunu söylerken büyük oranda hakim iktidar düzeninin şekillendirdiği bir mikro kozmosu ifade eder. Belki de Hollywood sinemasının ana akım yapımlarının çoğunda bu düzenin, aile üyelerince iyi ya da kötü onaylandığını ve kurulu iktidar düzeninin bu kişilerin rızasını aldığına defalarca şahit olmuşuzdur.

Rahman Bahrani’nin filmi de Orta Batı Amerika’da yaşayan Whipple ailesinin hikayesini ele alıyor. Henry Whipple, sahip olduğu mısır çiftliğiyle önemli gelire sahip bir çiftçi. Tek hedefi ise birikimini kendisinden önce olduğu gibi bir sonraki nesle, çocuklarına aktarabilmek. Buna karşın büyük oğlu Grant, dağcılık tutkusuyla Arjantin’e giderken küçük oğlu Dean ise büyük bir otomobil yarışçısı olma hayalleri kuruyor. Henry’nin içinde bulunduğu çıkmaz, aile dışında yaşanan problemlerle daha da derinleşirken bu durum dağılan aile bireylerini bir bakıma yeniden bir araya getirmeye yarıyor.

At-Any-Price

Hakim iktidar düzeninden bahsetmişken Bahrani’nin bir baba-oğul ilişkisini ele alması hiç de sürpriz sayılmaz. Akıllara “Babam ve Oğlum”u getiren baba – oğul çekişmesinden doğan gerilim, burada da merkeze yerleştiriliyor. Üreterek değer yaratan babaya karşı hayallerinin peşinde koşan oğul hikayesine “Amerika ve onun evlatları” perspektifinden bakmak mümkün. Bahrani’nin başarısı, ilk bir saatte bu perspektifi mümkün olduğunca gerçekçi bir duyguyla verebilmesi. Önceki çalışmalarında bireyleri ele alma konusunda başarılı örnekler sunan yönetmen, yakın plan yüz çekimleri ile oyuncuların doğallığını sonuna kadar kullanıyor. Özellikle iç ses yerine kullanılan rüzgar sesi ve Dickon Hinchliffe’in country temelli müzik kullanımı bu doğallığı süslüyor. Dennis Quaid’in mükemmel performansı ile küçük oğlu Dean rolünde gördüğümüz ve yavaş yavaş gençlik filmlerini geride bırakan Zac Efron’ın tatmin edici oyunculuğu anlatıya katkıda bulunuyor.

AT ANY PRICE-FILM REVIEW

Fakat Bahrani, kurduğu ve alışık olduğu bağımsız yapıyı gitgide yükselen melodramatik anlayış içinde kaybediyor. Hikaye dallanıp budaklandıkça izleyiciyle kurulan samimi ilişki yerini ailenin yüceltilmesine bırakıyor. Aile kurumunu; Amerika Birleşik Devletleri’nin tarım politikaları, artan modernizasyon yani kısacası vahşi kapitalizm üzerinde ele alma şansını yakalayan film, bir noktadan sonra hatalarıyla, sevaplarıyla bu düzeni kabullenen bir konuma düşüyor. Baba ve oğul çatışmasının üzerinin örtülmesi ister istemez Dean karakterini kısıtlıyor. Neredeyse hiç görünmeyen Grant’in mektupları aracılığıyla yarattığı etki bile daha üst düzeyde kalıyor. Bu durumda Henry ve oğlu Dean’in ilişkisi yerine Henry’nin kendi babası ile olan ilişkisi daha ayrıntılı biçimde ele alınsa ne olurdu diye sormadan edemiyorum.

Bu noktada “Ailem İçin”, kesinlikle bir başarısızlık değil. Bahrani’nin gayet iyi bir şekilde anlatabileceği öyküye fazla müdahalede bulunması ve aile kurumu eleştirisini basit bir melodram haline getirmesi eleştirilebilir. (Örneğin Thomas McCarthy’nin “Win Win” filmi ile ulaştığı seviyeyi yakalayamıyor.) Ama oyuncu yönetimi ve çıkış noktası açısından yönetmen ilerisi için heyecan veriyor. “Ailem İçin”, sinemada gerçekçi yaklaşımları ve aile filmlerini sevenler için denenebilecek bir tercih.

Not: Bir kez daha yuva yıkıcı kadın rolünde gördüğümüz Heather Graham’ı ne zaman karikatürize edilmemiş bir karakteri oynarken görebileceğimizi merak ediyorum.

Hepimiz ilkokul çağındayken aldığımız Hayat Bilgisi dersinde “Aile toplumun temelidir” cümlesine rastlamışızdır. Ünlü Marksist düşünür Louis Althusser, ailenin devletin ideolojik bir aygıtı olduğunu söylerken büyük oranda hakim iktidar düzeninin şekillendirdiği bir mikro kozmosu ifade eder. Belki de Hollywood sinemasının ana akım yapımlarının çoğunda bu düzenin, aile üyelerince iyi ya da kötü onaylandığını ve kurulu iktidar düzeninin bu kişilerin rızasını aldığına defalarca şahit olmuşuzdur. Rahman Bahrani’nin filmi de Orta Batı Amerika’da yaşayan Whipple ailesinin hikayesini ele alıyor. Henry Whipple, sahip olduğu mısır çiftliğiyle önemli gelire sahip bir çiftçi. Tek hedefi ise birikimini kendisinden önce olduğu gibi bir sonraki nesle, çocuklarına aktarabilmek. Buna karşın büyük oğlu Grant, dağcılık tutkusuyla Arjantin’e giderken küçük oğlu Dean ise büyük bir otomobil yarışçısı olma hayalleri kuruyor. Henry’nin içinde bulunduğu çıkmaz, aile dışında yaşanan problemlerle daha da derinleşirken bu durum dağılan aile bireylerini bir bakıma yeniden bir araya getirmeye yarıyor. Hakim iktidar düzeninden bahsetmişken Bahrani’nin bir baba-oğul ilişkisini ele alması hiç de sürpriz sayılmaz. Akıllara “Babam ve Oğlum”u getiren baba – oğul çekişmesinden doğan gerilim, burada da merkeze yerleştiriliyor. Üreterek değer yaratan babaya karşı hayallerinin peşinde koşan oğul hikayesine “Amerika ve onun evlatları” perspektifinden bakmak mümkün. Bahrani’nin başarısı, ilk bir saatte bu perspektifi mümkün olduğunca gerçekçi bir duyguyla verebilmesi. Önceki çalışmalarında bireyleri ele alma konusunda başarılı örnekler sunan yönetmen, yakın plan yüz çekimleri ile oyuncuların doğallığını sonuna kadar kullanıyor. Özellikle iç ses yerine kullanılan rüzgar sesi ve Dickon Hinchliffe’in country temelli müzik kullanımı bu doğallığı süslüyor. Dennis Quaid’in mükemmel performansı ile küçük oğlu Dean rolünde gördüğümüz ve yavaş yavaş gençlik filmlerini geride bırakan Zac Efron’ın tatmin edici oyunculuğu anlatıya katkıda bulunuyor. Fakat Bahrani, kurduğu ve alışık olduğu bağımsız yapıyı gitgide yükselen melodramatik anlayış içinde kaybediyor. Hikaye dallanıp budaklandıkça izleyiciyle kurulan samimi ilişki yerini ailenin yüceltilmesine bırakıyor. Aile kurumunu; Amerika Birleşik Devletleri’nin tarım politikaları, artan modernizasyon yani kısacası vahşi kapitalizm üzerinde ele alma şansını yakalayan film, bir noktadan sonra hatalarıyla, sevaplarıyla bu düzeni kabullenen bir konuma düşüyor. Baba ve oğul çatışmasının üzerinin örtülmesi ister istemez Dean karakterini kısıtlıyor. Neredeyse hiç görünmeyen Grant’in mektupları aracılığıyla yarattığı etki bile daha üst düzeyde kalıyor. Bu durumda Henry ve oğlu Dean’in ilişkisi yerine Henry’nin kendi babası ile olan ilişkisi daha ayrıntılı biçimde ele alınsa ne olurdu diye sormadan edemiyorum. Bu noktada “Ailem İçin”, kesinlikle bir başarısızlık değil. Bahrani’nin gayet iyi bir şekilde anlatabileceği öyküye fazla müdahalede bulunması ve aile kurumu eleştirisini basit bir melodram haline getirmesi eleştirilebilir. (Örneğin Thomas McCarthy’nin “Win Win” filmi ile ulaştığı seviyeyi yakalayamıyor.) Ama oyuncu yönetimi ve çıkış noktası açısından yönetmen ilerisi için heyecan veriyor. “Ailem İçin”, sinemada gerçekçi yaklaşımları ve aile filmlerini sevenler için denenebilecek bir tercih. Not: Bir kez daha yuva yıkıcı kadın rolünde gördüğümüz Heather Graham’ı ne zaman karikatürize edilmemiş bir karakteri oynarken görebileceğimizi merak ediyorum.

Yazar Puanı

Puan - 62%

62%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
62
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi