Sinemanın ilham aldığı alanlardan biri şüphesiz ki tarihtir. Tarihsel gerçekliklerin özgün ve dikkat çekici bir üslupla beyazperdeye aktarılması bizi geçmiş dönemlere, savaşlara, insanları ilgilendiren hayat hikâyelerine götürür.

Bu yazı sinemanın bir şey öğretmediğini savunanlara geliyor…

Tarihin genellikle erklerin kontrolünde yaşandığı ve her çatışmadan en büyük payı kadınların aldığı düşünülürse Agora, bunu gösterebiliyor olmasıyla sinema tarihinde önemli bir görev üstleniyor. Öncelikle filmin adını irdeleyelim. Agora; Eski Yunanca ’da sosyal, ticaret ve politik yönleriyle gelişmiş olduğundan “şehir merkezi” anlamına geliyor. Toplanma yeri de diyebileceğimiz bu merkezler kimin elindeyse yönetim ona ait oluyor.

Film, 4. Yy Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçiyor. Bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia’nın (d.370 – ö.415) hayatı merkeze alınarak; o dönemdeki din, siyaset, hırs ve çıkar ilişkileri üzerinden evrensel meseleler ele alınıyor. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi’nin bilinen son yöneticisi Theon’un kızıdır ve kütüphanede her dinden öğrencisine astronomi, felsefe, matematik ve geometri dersleri veren bir bilim insanıdır.

Kütüphane, çok önceden Roma İmparatoru Julius Sezar tarafından yağmalanmıştır ve eski ihtişamına kavuşması hiç de kolay olmamıştır. Birdenbire çoğalan Hristiyan nüfusun Pagan yönetimindeki Agora’ya göz koymasıyla aydınlık çağ yerini karanlığa bırakır.

Agora - filmloverss 2
Varoluşu sorgulayan, hiçbir dogmatik fikri kabul etmeyen bir filozof düşünün. Aşkı bir erkekle yaşanacak bir duygu olarak görmüyor; bilime, güneşe, yıldızlara âşık. Farklı inanışlardan öğrencilere ders veriyor ve fikirleriyle yönetimde etkin olduğu için tehlikeli bulunuyor. Hepsinden önemlisi, bir kadın… Geleneklere, topluma ayak uydurmak zorunda ve mantığı reddediyor olsa bile, kabul edilmiş mitsel açıklamalara itaat etmek zorunda kalıyor. Varlığı gereği özgürlüğüne düşkün, savaşçı bir ruha sahip ama cesaretini ılımlı Hristiyanlarla şiddetten zevk alan fanatik ve yobaz Hristiyanlar arasındaki güç savaşında ispat etmeye çalışıyor. Hypatia’nın varoluş sebebi, karakteri öyle güzel ve öyle yerinde çıkışlarla ortaya konuyor ki; onunla özdeşleşmemek neredeyse güç.

Filmin yönetmen koltuğundaki Alejandro Amenabar’ın bir defasında dile getirdiği gibi; onun filmleri cevap veren filmler değil, soru soran filmler. Amenabar, her ne kadar başarılı aktris Rachel Weisz’in canlandırdığı Hypatia’yı ön plâna çıkarsa da asıl derdi; din kavramının, tarihin her döneminde şiddet ile olan birlikteliğinin insanlığa, bilimsel birikime ve kültüre verdiği zararlara dikkat çekmek. Birilerinin bilgiye olan tahammülsüzlüklerinin, insanlığın maruz kaldığı bin küsur yıllık bir kayba neden olduğunu hedef göstermeden bizzat sorguluyor. Böyle bir karanlık devrin, her ne sebeple olursa olsun, bir daha yaşanmaması gerektiği filmin genel önermesi diyebilirim. Amenabar filmde, çatışan her üç dine de aynı mesafede duruyor. Körlüğün her an, her yerde herhangi bir dinde ya da inanışta iktidar hırsıyla nasıl birleştiği ve anlamını nasıl kaybettiğini göstermek istiyor sadece. Bunu yaparken ayrım gözetmeksizin bu kayıptan herkesi sorumlu tutuyor. Tüm bu karmaşanın ortasına ise tarafsız, masum bir güzellik; sanatı, bilimi, felsefeyi, aşkı vücudunda toplamış bir kadını, Hypatia’yı koyuyor. Hypatia için yazdığı son ile insanlar için aptallığın nasıl da acze dönüştüğünü gösterirken, içten içe, en az bize bahşedilen dünya kadar güzel eylemleri olan bir insanlık dilemeyi de es geçmiyor.

İyi Seyirler

Sinemanın ilham aldığı alanlardan biri şüphesiz ki tarihtir. Tarihsel gerçekliklerin özgün ve dikkat çekici bir üslupla beyazperdeye aktarılması bizi geçmiş dönemlere, savaşlara, insanları ilgilendiren hayat hikâyelerine götürür. Bu yazı sinemanın bir şey öğretmediğini savunanlara geliyor… Tarihin genellikle erklerin kontrolünde yaşandığı ve her çatışmadan en büyük payı kadınların aldığı düşünülürse Agora, bunu gösterebiliyor olmasıyla sinema tarihinde önemli bir görev üstleniyor. Öncelikle filmin adını irdeleyelim. Agora; Eski Yunanca ’da sosyal, ticaret ve politik yönleriyle gelişmiş olduğundan “şehir merkezi” anlamına geliyor. Toplanma yeri de diyebileceğimiz bu merkezler kimin elindeyse yönetim ona ait oluyor. Film, 4. Yy Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçiyor. Bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia’nın (d.370 - ö.415) hayatı merkeze alınarak; o dönemdeki din, siyaset, hırs ve çıkar ilişkileri üzerinden evrensel meseleler ele alınıyor. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi’nin bilinen son yöneticisi Theon’un kızıdır ve kütüphanede her dinden öğrencisine astronomi, felsefe, matematik ve geometri dersleri veren bir bilim insanıdır. Kütüphane, çok önceden Roma İmparatoru Julius Sezar tarafından yağmalanmıştır ve eski ihtişamına kavuşması hiç de kolay olmamıştır. Birdenbire çoğalan Hristiyan nüfusun Pagan yönetimindeki Agora’ya göz koymasıyla aydınlık çağ yerini karanlığa bırakır. Varoluşu sorgulayan, hiçbir dogmatik fikri kabul etmeyen bir filozof düşünün. Aşkı bir erkekle yaşanacak bir duygu olarak görmüyor; bilime, güneşe, yıldızlara âşık. Farklı inanışlardan öğrencilere ders veriyor ve fikirleriyle yönetimde etkin olduğu için tehlikeli bulunuyor. Hepsinden önemlisi, bir kadın… Geleneklere, topluma ayak uydurmak zorunda ve mantığı reddediyor olsa bile, kabul edilmiş mitsel açıklamalara itaat etmek zorunda kalıyor. Varlığı gereği özgürlüğüne düşkün, savaşçı bir ruha sahip ama cesaretini ılımlı Hristiyanlarla şiddetten zevk alan fanatik ve yobaz Hristiyanlar arasındaki güç savaşında ispat etmeye çalışıyor. Hypatia’nın varoluş sebebi, karakteri öyle güzel ve öyle yerinde çıkışlarla ortaya konuyor ki; onunla özdeşleşmemek neredeyse güç. Filmin yönetmen koltuğundaki Alejandro Amenabar’ın bir defasında dile getirdiği gibi; onun filmleri cevap veren filmler değil, soru soran filmler. Amenabar, her ne kadar başarılı aktris Rachel Weisz’in canlandırdığı Hypatia’yı ön plâna çıkarsa da asıl derdi; din kavramının, tarihin her döneminde şiddet ile olan birlikteliğinin insanlığa, bilimsel birikime ve kültüre verdiği zararlara dikkat çekmek. Birilerinin bilgiye olan tahammülsüzlüklerinin, insanlığın maruz kaldığı bin küsur yıllık bir kayba neden olduğunu hedef göstermeden bizzat sorguluyor. Böyle bir karanlık devrin, her ne sebeple olursa olsun, bir daha yaşanmaması gerektiği filmin genel önermesi diyebilirim. Amenabar filmde, çatışan her üç dine de aynı mesafede duruyor. Körlüğün her an, her yerde herhangi bir dinde ya da inanışta iktidar hırsıyla nasıl birleştiği ve anlamını nasıl kaybettiğini göstermek istiyor sadece. Bunu yaparken ayrım gözetmeksizin bu kayıptan herkesi sorumlu tutuyor. Tüm bu karmaşanın ortasına ise tarafsız, masum bir güzellik; sanatı, bilimi, felsefeyi, aşkı vücudunda toplamış bir kadını, Hypatia’yı koyuyor. Hypatia için yazdığı son ile insanlar için aptallığın nasıl da acze dönüştüğünü gösterirken, içten içe, en az bize bahşedilen dünya kadar güzel eylemleri olan bir insanlık dilemeyi de es geçmiyor. İyi Seyirler

Yazar Puanı

Puan - 74%

74%

Kullanıcı Puanları: 3.57 ( 6 votes)
74
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi