“Konuşan ve konuştuğu için öldüren bir kadının arkasından mı koydun kızının ismini?”

An Inconvenient Truth (2006) En iyi Belgesel dalında Oscar kazanan yönetmen Davis Guggenheim, eğitim hakkını savunmak adına konuştuğu için 15 yaşında vurulan Malala Yousafzai’nin babasına bu soruyu yöneltir. Ziauddin Yousafzai, insanlık için büyük bir umut olduğuna inandığı ama bu uğurda büyük acılar çeken kızını düşününce bir iç çeker ama sorunun cevabı basitçe ‘evet’tir: Malala, babasının daha o anne karnındayken ona okumaya başladığı efsanede özgürlük uğruna hayatını kaybeden Afgan halk kahramanı Maiwandlı Malalai gibi hakkını sonuna kadar savunan genç bir kadın olmuştur ve evet, ismini babası koymuştur. Adımı Malala Koydu, geçtiğimiz yıl henüz 17 yaşındayken – Kailash Satyarthi ile paylaştığı – Nobel Barış Ödülü’nü alan, deneyimlerini ‘I Am Malala’ isimli kitapta toplayan, Time listelerinde ve kapağında yer alan, kampanyalarıyla tüm dünyada kızların eşit eğitim hakkını savunan, BM dahil hiçbir yerde, hiç kimseye karşı konuşmaktan ve soru sormaktan çekinmeyen ve bu yüzden bir kere vurulmuş olsa bile yolundan dönmeyen Malala’nın ve onun eğitime ve özgürlüğe düşkünlüğünde payı yadsınamayacak en büyük desteği olan öğretmen babası Zia’nın hikayesidir.

Malalai’nın Maiwand savaşında zafer getiren ölümüne tanıklık ettikten hemen sonra, Malala’yı ilk kez sedyede yatarken görürüz. Malala, Taliban’ın kızlar eğitim almasın diye okulları kapatması ile sesini çıkarmaya başlayıp BBC için blog yazılarıyla gittikçe dikkat çekmeye başlayan bir halk figürü olmaya başlayınca,  2012 yılında okuldan eve servisle dönerken Taliban tarafından vurularak ağır yaralanır. Artık, tekrar ölümle burun buruna geleceğini bildiği evi Swat Vadisi’nden, Pakistan’dan çok uzakta, İngiltere’de, yeni bir hayata başlamak zorunda kalmıştır. Önce en baştan yürümeyi, konuşmayı öğrenen Malala, şu an 18’inde, yüzünün bir kısmında felç kalmış olsa da sağlığına, düşüncelerini aktaran sesine yeniden kavuşmuş, kardeşleriyle atışıp oyunlar oynayan, köpekten korkan, beğendiği ünlü erkeklerden bahsederken kızaran Malala, her şeye rağmen ergenliğinde genç bir kızdır ve onun da özellikle altını çizdiği ‘sıradanlığı’, Nijerya’da, Kenya’da gördüğümüz yardımlarını “Hangi ülke hangi din olduğu önemli değil, eğitim alamayan çocuklar her yerde” diye belirterek savunduğu evrensel eşitlik anlayışını çok daha güçlü kılar. Çünkü Malala sıradan bir kız olduğunu söyler, ama farkındadır da eğer sıradan – geleneksel – bir Pakistan ailesine doğmuş olsaydı şu an kucağında iki çocuğuyla evde oturuyor olacağının. Adını Malala Koydum, tüm sıradanlığının yanında bilhassa onu ayrı tutanlara, erkek kardeşlerinin gözünden onun bir kitap düşkünü olarak farklı görülmesine, girdiği yeni kültüre uyum sağlamaya çalışırken farklı hissetmesine ve sesini çıkaramayan veya sessiz kalmayı seçmiş diğerleri ile arasındaki farka ışık tutar.

Adımı Malala Koydu: Babasının Kızı, Milyonların Sesi

Annesinin küçükken çevresindeki diğer kızlar gibi bir avuç şekeri kitaplara tercih etmesi de, babasının kekelese bile başladığı hiçbir kelimeyi bitirmeden bırakmayan güçlü bir konuşmacı ve eğitim sevdalısı karakteri de Malala’nın yaptıkları ve yapacaklarında kuşkusuz büyük etkiye sahiptir. Bu nedenle çocukluğunu henüz arkasında bırakan Malala’nın belgeseli, ailesinin hikayeleri, büyüdüğü çevrenin yansımaları, Pakistan’ın aile ve toplum yapısı, karşı karşıya kaldığı cinsiyet eşitsizlikleri ve insanın temel haklarının ihlali ele alınmadan yapılamazdı. Malala’nın ismini tek bir kadın ismi dahi yer almayan 300 yıllık soy ağacına ekleyen, evlenip çoluk çocuğa karışmasını değil, eğitim almasını ve kendi istekleri doğrultusunda yaşamasını sağlayan ve her zaman yanında duran kişi babası Zia’dır. Hala genç kızından twitter nedir, nasıl kullanılır öğrenmeye çalışır ve kendi açtığı bu yolda konuşma cesareti bulan Malala ile ebeveyn etkisinin önemini gösterir, filmin özellikle babayı ön plana çıkarması şaşırtıcı değildir bu açıdan. Ama son sahnede Malala’ya şu ifade gelir kameranın arkasından: “Malalai bir seçim yaptı vurulma ihtimalini göze alarak. Ama sen bir seçim yapmadın, baban seçti bu hayatı senin için.” Guggenheim, önce Zia’nın Malala’yı vuranın sadece bir adam değil, bir ideoloji olduğunun farkında olduğunu gösterir ve izleyicisinde babanın kızını öylece bu ideolojik ve fiziksel savaş alanına itmediğini, aksine kendisi gibi konuşmaktan geri durmayacağını bildiği Malala’ya yalnızca şans verdiğini aktarır, fakat aynı zamanda karakterlerinin sadece birkaç yerde duyabildiğimiz ifadelerle damarına basmaya çalışır. Malala’nın yönetmene cevabı elbette, “Hayır, babam bana sadece Malala ismini verdi. O beni Malala yapmadı, ben seçtim bu hayatı” olur. Malala kukla gibi babasının yazdığı cümleleri konuşmaz ve kendi tutkusuyla savunur düşüncelerini, haklarını; ama ona Malala ismini vermekten kendini alamayan, kızının her şeye rağmen özgürlüğünün arkasında olmasını dileyen ve bu şekilde onu yetiştiren bir babanın kızıdır. Ne sadece babası seçmiştir bu hayatı onun için, ne de Malala tamamen yaratmıştır bu hayatı.

Adını Malala Koydum’un, bu genç kızı, meraklı ve sürekli öğrenmeye aç gözlerle çevresi ile girdiği etkileşimler bağlamında ele aldığında güç kazandığının tekrar altını çizmek isterim, çünkü izlediğimiz karakteri, belgesel formu içinde gerçek ve derin yapan sahneler bunlardır. Yaralanma öncesinde gördüğümüz umut dolu gözlerin, en basit bilişsel ve motor fonksiyonları dahi tekrar öğrenmeye çalışırken parlaklığını yitirişi ama Malala’nın gücü ve tutkusu ile yeniden ve çok daha güçlü olarak ışığını geri kazanmasını görmek en kuvvetli yanı filmin, fakat bunun Guggenheim’ın yönetmenliğinden değil, Malala’nın kendi yaşam öyküsünün gücünden geldiği de ortada. Bu noktada, bir halk figürünün belgeselde nasıl ele alınması gerektiği sorusu düşüverir akıllara. Malala kürsüde sesini ne kadar yükseltirse, özel hayatında o kadar utangaç ve suskundur. Ama yine de her açıdan derinlik sunan karakter odaklı belgeselleri göz önünde bulundurduğumuzda, yönetmenin burada karakterinin derinine pek de girmeye çalışmadığını görebiliriz. Neticede bir bütün olarak sunulan filmin, özellikle belirttiğim kısımlar haricinde, Malala’yı daha çok bilinen, onu halihazırda bir halk figürü yapan kamera önü görünüşleri çerçevesinde ele aldığı görülüyor. “Acılarından bahsetmeyi sevmiyorsun” diye belirtince yönetmen, Malala’nın tek cevabı, elbette sevmediğini söylemek oluyor. Ya Guggenheim gerçekten Malala’yı tanımak ve onu her yönüyle aktarmak değil onu görünen güçlü haliyle yansıtmak niyetinde olduğunu, ya da çok uğraştığını ama başaramadığını bu küçük diyalog ile gösteriyor. Fakat her ne kadar göz önünde bir aktivist olarak hareketlerine, söylediklerine dikkat etmesine şaşırmayacaksak da, beceremediği derslerden gülerek bahseden Malala’nın, bir maske altına saklandığına inanmak da çok zor. Neticede, her ne sebepten olursa olsun, Adını Malala Koydum, bütünlüklü bir hikaye sunarak milyonlara ulaşabilecekse de, belgeselcisinin varlığını ve katkılarını çok nadir hissettirebiliyor.

En önemli kısım ise, belgeselin odağının tam olarak geçmemesi bana kalırsa. Karakterinin içine yeterince giremeyen bir hikayenin aynı zamanda onun amacını da pas geçmesi – kaçınılmaz duygusal yoğunluktan bağımsız olarak – güçsüz bir sonuç doğuruyor. Malala ve amacı birbirinden ayrılamaz, fakat Malala’yı gerçek anlamda tanıyamadan, kürsüde, Obama veya Kraliçe ile el sıkışırken görmek, onun nihai arzusundan çok daha farklı bir yol çiziyormuş gibi görünüyor. Bu açıdan belgeselin odağı Malala mıdır, yoksa kızlara eğitim hakkı mıdır emin olmak güçken, elde kalan etki, daha çok Malala’nın internette bulunabilecek biyografisine, ödüllerine bir göz atmışlık hissi oluyor. Kullanılan animasyon tekniği kuşkusuz hikayeyi besliyor fakat filmin bunları ve genel olarak tüm kurgusundaki parçaları kullanışı daha çok izleyicideki duygusal reaksiyonu arttırmaya, ajitasyona sürüklediği düşüncesine itiyor. Geçmiş ve gelecek arasında – çoğu zaman nedeni anlaşılmaksızın – ilerlemenin filme ve hikayeye katkısı anlaşılmadığı gibi, bende daha çok, hareketli bir ritm ile eksiklerin fark edilmemesi için yapılmış olduğu düşüncesini doğuruyor. Film daha önceden saklamadığı Taliban saldırısının hissiyatını katarsisine taşıyarak filmin çatısını beklenildiği gibi güçlü kuruyor, bu açıdan duygu odaklı olduğu düşünüldüğünde, bunların işe yaradığı ve bilhassa sessizliğin gücünü kullanışıyla etkili olduğu söylenebilir. Fakat yine ve yeniden belirtmek gerekirse, izleyicinin beyazperdede anlık reaksiyonlarında etkili olsa da Guggenheim, gerçekten kalplere ve zihinlere dokunan Malala oluyor.

Malala kendinin, arkadaşlarının, tanımadığı milyonlarca insanın ve doğmamış çocukların eğitim hakkını savunan tutkulu karakteri, yaşadıklarından ancak güç alarak daha da arttırdığı sesi ve en önemlisi ona en büyük acıları yaşatan kurşunun sahibi Taliban’ı bile affeden kalbi ile çok önemli bir karakter. Adını Malala Koydum’un, karakterine gereken derinliği sağlayamamasından dolayı bir tanıtım kampanyası yapaylığı taşıdığı söylenebilir, fakat Malala’nın güçlü karakterinden destek alarak öne çıkardığı ve zaman – mekan ayrımı olmadan gündemin en önemli konularından birini ele alışı ile göz ardı edilmemesi gereken bir yapım.

“Konuşan ve konuştuğu için öldüren bir kadının arkasından mı koydun kızının ismini?” An Inconvenient Truth (2006) En iyi Belgesel dalında Oscar kazanan yönetmen Davis Guggenheim, eğitim hakkını savunmak adına konuştuğu için 15 yaşında vurulan Malala Yousafzai’nin babasına bu soruyu yöneltir. Ziauddin Yousafzai, insanlık için büyük bir umut olduğuna inandığı ama bu uğurda büyük acılar çeken kızını düşününce bir iç çeker ama sorunun cevabı basitçe ‘evet’tir: Malala, babasının daha o anne karnındayken ona okumaya başladığı efsanede özgürlük uğruna hayatını kaybeden Afgan halk kahramanı Maiwandlı Malalai gibi hakkını sonuna kadar savunan genç bir kadın olmuştur ve evet, ismini babası koymuştur. Adımı Malala Koydu, geçtiğimiz yıl henüz 17 yaşındayken - Kailash Satyarthi ile paylaştığı – Nobel Barış Ödülü’nü alan, deneyimlerini 'I Am Malala' isimli kitapta toplayan, Time listelerinde ve kapağında yer alan, kampanyalarıyla tüm dünyada kızların eşit eğitim hakkını savunan, BM dahil hiçbir yerde, hiç kimseye karşı konuşmaktan ve soru sormaktan çekinmeyen ve bu yüzden bir kere vurulmuş olsa bile yolundan dönmeyen Malala’nın ve onun eğitime ve özgürlüğe düşkünlüğünde payı yadsınamayacak en büyük desteği olan öğretmen babası Zia’nın hikayesidir. Malalai’nın Maiwand savaşında zafer getiren ölümüne tanıklık ettikten hemen sonra, Malala’yı ilk kez sedyede yatarken görürüz. Malala, Taliban’ın kızlar eğitim almasın diye okulları kapatması ile sesini çıkarmaya başlayıp BBC için blog yazılarıyla gittikçe dikkat çekmeye başlayan bir halk figürü olmaya başlayınca,  2012 yılında okuldan eve servisle dönerken Taliban tarafından vurularak ağır yaralanır. Artık, tekrar ölümle burun buruna geleceğini bildiği evi Swat Vadisi’nden, Pakistan’dan çok uzakta, İngiltere’de, yeni bir hayata başlamak zorunda kalmıştır. Önce en baştan yürümeyi, konuşmayı öğrenen Malala, şu an 18'inde, yüzünün bir kısmında felç kalmış olsa da sağlığına, düşüncelerini aktaran sesine yeniden kavuşmuş, kardeşleriyle atışıp oyunlar oynayan, köpekten korkan, beğendiği ünlü erkeklerden bahsederken kızaran Malala, her şeye rağmen ergenliğinde genç bir kızdır ve onun da özellikle altını çizdiği ‘sıradanlığı’, Nijerya’da, Kenya’da gördüğümüz yardımlarını “Hangi ülke hangi din olduğu önemli değil, eğitim alamayan çocuklar her yerde” diye belirterek savunduğu evrensel eşitlik anlayışını çok daha güçlü kılar. Çünkü Malala sıradan bir kız olduğunu söyler, ama farkındadır da eğer sıradan – geleneksel – bir Pakistan ailesine doğmuş olsaydı şu an kucağında iki çocuğuyla evde oturuyor olacağının. Adını Malala Koydum, tüm sıradanlığının yanında bilhassa onu ayrı tutanlara, erkek kardeşlerinin gözünden onun bir kitap düşkünü olarak farklı görülmesine, girdiği yeni kültüre uyum sağlamaya çalışırken farklı hissetmesine ve sesini çıkaramayan veya sessiz kalmayı seçmiş diğerleri ile arasındaki farka ışık tutar. Adımı Malala Koydu: Babasının Kızı, Milyonların Sesi Annesinin küçükken çevresindeki diğer kızlar gibi bir avuç şekeri kitaplara tercih etmesi de, babasının kekelese bile başladığı hiçbir kelimeyi bitirmeden bırakmayan güçlü bir konuşmacı ve eğitim sevdalısı karakteri de Malala’nın yaptıkları ve yapacaklarında kuşkusuz büyük etkiye sahiptir. Bu nedenle çocukluğunu henüz arkasında bırakan Malala’nın belgeseli, ailesinin hikayeleri, büyüdüğü çevrenin yansımaları, Pakistan’ın aile ve toplum yapısı, karşı karşıya kaldığı cinsiyet eşitsizlikleri ve insanın temel haklarının ihlali ele alınmadan yapılamazdı. Malala’nın ismini tek bir kadın ismi dahi yer almayan 300 yıllık soy ağacına ekleyen, evlenip çoluk çocuğa karışmasını değil, eğitim almasını ve kendi istekleri doğrultusunda yaşamasını sağlayan ve her zaman yanında duran kişi babası…

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

Adını Malala Koydum’un, karakterine gereken derinliği sağlayamamasından dolayı bir tanıtım kampanyası yapaylığı taşıdığı söylenebilir, fakat Malala’nın güçlü karakterinden destek alarak öne çıkardığı ve zaman - mekan ayrımı olmadan gündemin en önemli konularından birini ele alışı ile göz ardı edilmemesi gereken bir yapım.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi