Adım Adım “Işığa Giden Yol” engelli insanlar ve engelsiz yaşamlarını sunan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor ve şunu da eklemeyi unutmuyor: Adım Adım Türkiye’de engellileri başrollere taşıyan ilk uzun metraj. Her ne kadar seyirciler tarafından bilindikleri için Haldun Dormen ve Asuman Dabak ön plana çıkarılsa da filmin odağında geçirdiği trafik kazası sonrasında bale eğitimine devam edemeyen Gökhan’ı (Mehmet Sefa Öztürk) görmekteyiz. Gökhan bütün karakterleri ve aşılan engelleri birbirine kenetleyen ana figür.

Üzerine yazdığım filmlerin konularını kendi cümlelerimle ifade etsem de Adım Adım için bunu yapmayacağım. Filmin resmi tanıtımını şu şekilde:

Eski bir balet olan Şevket’in (Haldun Dormen) hayatı oğlu Tolga’nın (Gazi Şeker) görme engelli kızı Ayşen’i (Ümran Sevinç) ona bırakmasıyla bir anda değişir. Yaşama müzik ile tutunan Ayşen’e kendisini adayan Şevket, bu umut yolculuğunda farklı hayatların çıkmazında bulur kendini. Kariyerinin zirvesinde geçirdiği trafik kazası ile her şeyi tepetaklak olan Gökhan ve engellini kabul edemeyen Can ile hırçın bir denize doğru yelken açan Şevket’in ‘Adım Adım’ toplum ve önyargılar ile mücadelesidir.”

Konuyu birincil elden vermemin sebebi bana vaad edilenle izlediğim film arasında bütünlük göremediğim ve kullanılan tabirleri çok iddialı bulduğum için. Şevket’in Ayşen’e hayatını adadığından bahsedemeyiz. Şevket, Ayşen yanına taşındıktan sonra yeteneğini görerek müzik eğitimi alması için teşvik ediyor. Fakat buna ‘hayatını adıyor’ gibi güçlü bir deyişin uygun olduğunu söyleyemem. Nitekim Ayşen’i konservatuara hazırlayan babaannesi, eski balet Şevket ise engeline rağmen bale eğitimine devam etmeyi aklına koymuş, azimli Gökhan’ın eğitmenliğini üstleniyor. Gökhan’ın kariyerinin zirvesinde olduğunu söylemek pek de doğru değil; Gökhan eğitimine devam etmekte olan bir öğrenci. En vurucusu ise son cümle: Şevket’in ne Can’la ne de Gökhan’la hırçın denizlere yelken açtığı söylenemez. Can’ın engelli durumunu kabullenmekte problemler yaşadığı bir gerçek fakat Can’ın yolculuğu Şevket’ten bağımsız gerçekleşiyor, kendi önyargılarını kırıyor. Şevket’le birebir, güçlü bir ilişkisi yok. Filmin tanıtımı adına çarpıcı bir konu potansiyel seyirciye sunuluyor ama senaryo konuyu yanlış çıkarıyor.

Konu aldatmacasını kenara bırakıp filmin yaklaşık bir buçuk saatlik perde ömrüne bakınca vasat senaryoyla karşılaşıyoruz. Film bir değil birden çok engeli ve haliyle her birinin problemini sunmaya çalışırken ortaya karman çorman, hikâye bütünlüğü olmayan arka arkaya sıralanmış skeçler bütününe dönüşmüş. Başrol gibi lanse edilen Haldun Dormen’in herhangi bir karakter gelişiminden bahsedemeyiz. Şevket filme nasıl başladıysa o şekilde bitiriyor; herhangi bir değişime, yüzleşmeye gitmiyor, ‘hırçın denizlere yelken açmıyor’. Konservatuara hazırlanan Ayşen için de aynısı söz konusu. Ayşen’in amacı uğruna göğüs gerdikleri, görme engeline rağmen bunun altından kalkma çabası görünür değil çünkü filmde yok. Ayşen kararından sonra eve kapatılmış, kameranın yokluğunda sınava hazırlanan bir aday. Büyümeyi en iyi aktaran karakter Can: başarısız intihar girişimiyle filme dahil olup kendine biçtiği engelini kırma mücadelesiyle ön plana çıkıyor. Geçirdiği trafik kazasına rağmen hayallerinden vazgeçmeyen Gökhan’ın hikâyesi de curcunadan kendini sıyıran bir diğeri. Gelişimini gördüğümüz gibi diğer karakterler için de örnek bireye dönüşüyor. Fakat etrafındaki yan karakter kalabalığı Can ve Gökhan’dan soyutlanmamıza neden oluyor. Kaza sonrası Gökhan’ı terk eden sevgilisi Işıl’ın (Banu Dağcıoğlu) yaşamına geri dönmesi, ilişkileri ve sona doğru bir anda patlak veren (ve ortaya çıkışı gibi birden sönüveren) kıskançlığı kadar Gökhan’ın babası ve kadın-erkek ilişkilerindeki çelişkileri olmasa da olurmuş.

Adım Adım her ne kadar Türkiye’de ilk defa engellileri ve yaşamlarını odağa alsa da ilk olması iyi olduğu anlamına gelmiyor. Film trafik kazası geçiren Bora Acar Zöngür’ün yaşamından uyarlanması filmi önemli kılıyor fakat her şeyden bahsetme kaygısıyla yazılan senaryo Bora’nın öyküsünü anlamsızlaştırmış. Türkiye’de ilk olabilir fakat yurtdışında engellilerin yaşamlarının her engelden bahsetme kaygısı taşımaksızın perdeye aktaran örnekler var: The Intouchables (Can Dostum) ve Rust and Bone (Pas ve Kemik)’te olduğu gibi. Sinema anlatısında karakterin amacını belirledikten sonra ona engeller koyulur, karakter değişsin gelişsin ve amacı uğruna fedakârlıkta bulunsun diye. Adım Adım’da karakterlerin engelli olmaları dışında engel oluşturulmuyor, film ritimden bihaber sonlanıyor. Adım Adım tek bir karakterin adımlarına odaklansa ve senaryo ona başka engeller koysa karşımıza ilk olduğu gibi iyi bir film de çıkabilirdi.

Adım Adım “Işığa Giden Yol” engelli insanlar ve engelsiz yaşamlarını sunan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor ve şunu da eklemeyi unutmuyor: Adım Adım Türkiye’de engellileri başrollere taşıyan ilk uzun metraj. Her ne kadar seyirciler tarafından bilindikleri için Haldun Dormen ve Asuman Dabak ön plana çıkarılsa da filmin odağında geçirdiği trafik kazası sonrasında bale eğitimine devam edemeyen Gökhan’ı (Mehmet Sefa Öztürk) görmekteyiz. Gökhan bütün karakterleri ve aşılan engelleri birbirine kenetleyen ana figür. Üzerine yazdığım filmlerin konularını kendi cümlelerimle ifade etsem de Adım Adım için bunu yapmayacağım. Filmin resmi tanıtımını şu şekilde: “Eski bir balet olan Şevket’in (Haldun Dormen) hayatı oğlu Tolga’nın (Gazi Şeker) görme engelli kızı Ayşen’i (Ümran Sevinç) ona bırakmasıyla bir anda değişir. Yaşama müzik ile tutunan Ayşen’e kendisini adayan Şevket, bu umut yolculuğunda farklı hayatların çıkmazında bulur kendini. Kariyerinin zirvesinde geçirdiği trafik kazası ile her şeyi tepetaklak olan Gökhan ve engellini kabul edemeyen Can ile hırçın bir denize doğru yelken açan Şevket’in ‘Adım Adım’ toplum ve önyargılar ile mücadelesidir.” Konuyu birincil elden vermemin sebebi bana vaad edilenle izlediğim film arasında bütünlük göremediğim ve kullanılan tabirleri çok iddialı bulduğum için. Şevket’in Ayşen’e hayatını adadığından bahsedemeyiz. Şevket, Ayşen yanına taşındıktan sonra yeteneğini görerek müzik eğitimi alması için teşvik ediyor. Fakat buna ‘hayatını adıyor’ gibi güçlü bir deyişin uygun olduğunu söyleyemem. Nitekim Ayşen’i konservatuara hazırlayan babaannesi, eski balet Şevket ise engeline rağmen bale eğitimine devam etmeyi aklına koymuş, azimli Gökhan’ın eğitmenliğini üstleniyor. Gökhan’ın kariyerinin zirvesinde olduğunu söylemek pek de doğru değil; Gökhan eğitimine devam etmekte olan bir öğrenci. En vurucusu ise son cümle: Şevket’in ne Can’la ne de Gökhan’la hırçın denizlere yelken açtığı söylenemez. Can’ın engelli durumunu kabullenmekte problemler yaşadığı bir gerçek fakat Can’ın yolculuğu Şevket’ten bağımsız gerçekleşiyor, kendi önyargılarını kırıyor. Şevket’le birebir, güçlü bir ilişkisi yok. Filmin tanıtımı adına çarpıcı bir konu potansiyel seyirciye sunuluyor ama senaryo konuyu yanlış çıkarıyor. Konu aldatmacasını kenara bırakıp filmin yaklaşık bir buçuk saatlik perde ömrüne bakınca vasat senaryoyla karşılaşıyoruz. Film bir değil birden çok engeli ve haliyle her birinin problemini sunmaya çalışırken ortaya karman çorman, hikâye bütünlüğü olmayan arka arkaya sıralanmış skeçler bütününe dönüşmüş. Başrol gibi lanse edilen Haldun Dormen’in herhangi bir karakter gelişiminden bahsedemeyiz. Şevket filme nasıl başladıysa o şekilde bitiriyor; herhangi bir değişime, yüzleşmeye gitmiyor, ‘hırçın denizlere yelken açmıyor’. Konservatuara hazırlanan Ayşen için de aynısı söz konusu. Ayşen’in amacı uğruna göğüs gerdikleri, görme engeline rağmen bunun altından kalkma çabası görünür değil çünkü filmde yok. Ayşen kararından sonra eve kapatılmış, kameranın yokluğunda sınava hazırlanan bir aday. Büyümeyi en iyi aktaran karakter Can: başarısız intihar girişimiyle filme dahil olup kendine biçtiği engelini kırma mücadelesiyle ön plana çıkıyor. Geçirdiği trafik kazasına rağmen hayallerinden vazgeçmeyen Gökhan’ın hikâyesi de curcunadan kendini sıyıran bir diğeri. Gelişimini gördüğümüz gibi diğer karakterler için de örnek bireye dönüşüyor. Fakat etrafındaki yan karakter kalabalığı Can ve Gökhan’dan soyutlanmamıza neden oluyor. Kaza sonrası Gökhan’ı terk eden sevgilisi Işıl’ın (Banu Dağcıoğlu) yaşamına geri dönmesi, ilişkileri ve sona doğru bir anda patlak veren (ve ortaya çıkışı gibi birden sönüveren) kıskançlığı kadar Gökhan’ın babası ve kadın-erkek ilişkilerindeki çelişkileri olmasa da olurmuş. Adım Adım her ne kadar Türkiye’de…

Yazar Puanı

puan - 32%

32%

İzmir’de çekilen Adım Adım engellilerin yaşamlarını ve başarılarını ajitasyona yer vermeden sunuyor. Fakat her bir engeli ve başarı hikâyesini vermeye çalışırken sinematik anlatıdan ödün verip ortaya karmakarışık, bütünlükten uzak film ortaya koyuyor. Adım Adım bir ilki gerçekleştirmiş olabilir fakat iyi bir şekilde değil.

Kullanıcı Puanları: 2.6 ( 2 votes)
32
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi