Tears of the Sun, King Arthur, Olympus Has Fallen gibi filmleriyle tanınan Antoine Fuqua’nın, 80’li yıllarda yayınlanan TV dizisinden uyarlanmış son filmi Adalet-The Equalizer, yönetmenin Training Day’den sonra Denzel Washington ile çalıştığı ikinci proje.

Robert McCall, yapı malzemeleri mağazasında çalışan, akşamları evine yakın bir kafede kitap okuyan, düzen konusunda takıntılı, kendi halinde iyi, yardımsever bir adamdır. Kadın ticareti yapan bir Rus mafyasının eline düşmüş Alina’yla da bu kafede tanışan McCall, genç kızın şiddete maruz kaldığını gördüğünde tepkisiz kalamaz ve harekete geçer. Geçmişinde gizemli noktaların olduğu bu adam, küçük bir rahatsızlıkla çıktığı yolda, tercih ettiği sakin yaşantısını bir kenara bırakacak ve adalet için akıl almaz mücadelelere girişecektir.

Amerikan sinemasında örneklerine sıkça rastladığımız, geçmişinde çok başarılı bir asker, ajan ya da polis olan karakterin, inzivaya çekildikten sonra yaşadığı bir olay sonucunda tekrar eski günlerindeki haline dönmesini anlatan filmlerin son örneği Adalet. İlk bölümünde daha bireysel bir mücadele izleyecekmişiz izlenimi yaratan ve bu bölümleri başarılı da olan film, ikinci bölümünde daha geniş denizlerde yüzmeye çalışıyor fakat boğulmaktan kurtulamıyor.

Senaryosunu ele aldığımızda pek de başarılı bir sonuç çıkmıyor karşımıza. Çalıştığı yerde insanlarla iyi anlaşan, elinden geldiğince herkese yardım etmeye çalışan McCall, kurduğu bütün bu düzeni çok basit bir olay karşısında riske edip, adalet meleği rolüne bürünüp, insan avına başlayınca acaba o da eski günlerini mi özlemiş demekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü neredeyse öldürdüğü bütün kötü adamları adeta Dexter edasıyla, yaratıcı yöntemler kullanarak, kendini tekrar etmeden öldürüyor. Film, yaşadıkları bölgede McCall ve Rus mafyası arasındaki mücadele ekseninde gelişseymiş, daha basit bir çerçevede ele alınsaymış çok daha inandırıcı, makul ve tatmin edici olabilirmiş. Çap büyüdükçe mantık ortadan kaybolmuş, kalite seviyesi hızlı bir iniş göstermiş.

Devlet için tam olarak hangi görevleri gerçekleştirdiğini öğrenemediğimiz karakterimiz, eski arkadaşlarından aldığı bilgiler doğrultusunda adalet yolculuğunu uluslararası boyutlara taşıyor ve o noktadan sonra da bir ölüm makinesine dönüşüyor. Filmin gerçeklikten en uzak sahnesi de yine bu bölümdeki ülkeye kaçak şekilde sokulan bir Rus petrol gemisinin patlatıldığı kısım. Evet, patlama sahnelerinin ardından başrolü cool bir şekilde yürütmeyi seversiniz, biliyoruz, ama koca bir petrol tankerini 200 metre uzaktan patlatıp da sıfır etkilenmeyle yürüyüşüne devam ettirmek de nedir sayın Fuqua. Hadi onu yaptın, aradan yarım saat geçmeden bütün yangın nasıl söndü de kötüler McCall’u buluşmaya oraya çağırabildi. Hele final bölümünde yılanın başı konumundaki Rus iş adamının evine yapılan saldırı, sokaktaki herhangi biri tarafından düşünülüp yazılsa çok daha iyi olabilirmiş. Karakteri, çok güçlü, çok zeki diye abartıp koca bir malikanede yüzlerce korumayı öldürüp ardından baş düşmanı ortadan kaldırıp ön kapıdan girip, yine aynı yerden çıkartmak hem ucuza kaçmaktır, hem de seyirciye saygısızlıktır. Katarsis yaşatmadın, kendine güldürdün Antione Fuqua.

Bu güne kadar hep benzer roller içinde gördüğümüz Denzel Washington zaten yıllar önce çözmüştü bu tarz rollere nasıl hayat vermesi gerektiğini. Yine kendi klasının altına inmeden karakterinin hakkını veriyor ama McCall, zaten pek de aşırı oyunculuk gerektirmeyen bir karakter. Chloe Grace Moretz’i küçük bir rolle görüyoruz ama kendisinin ilerleyen yıllarda Hollywood’un en aranan kadın yıldızlarından birine dönüşeceğini tahmin etmek pek zor değil. Filmin güzel oyuncu performanslarından birine Teddy karakteriyle Marton Csokas imza atmış. Matrix’in Ajan Smith’ine benzer kötü karakterde oldukça başarılıydı kendileri.

Gerilim-suç türü içinde konumlandırabileceğimiz Adalet, kurgu konusunda yapılmamış bir şey ortaya koymuyor fakat yaratmakla yükümlü olduğu gergin atmosferi özellikle ilk bölümünde gerçekleştirebiliyor. Fuqua-Washington ikilisinin Training Day’deki başarılarının yanına bile yaklaşamadıkları bu film, ikinci defa seyredilmeyecek, bir defa izlendiğinde de zaman kaybı olmayacak orta düzey bir iş olarak sinema dünyasındaki yerini alıyor.

Tears of the Sun, King Arthur, Olympus Has Fallen gibi filmleriyle tanınan Antoine Fuqua'nın, 80'li yıllarda yayınlanan TV dizisinden uyarlanmış son filmi Adalet-The Equalizer, yönetmenin Training Day'den sonra Denzel Washington ile çalıştığı ikinci proje. Robert McCall, yapı malzemeleri mağazasında çalışan, akşamları evine yakın bir kafede kitap okuyan, düzen konusunda takıntılı, kendi halinde iyi, yardımsever bir adamdır. Kadın ticareti yapan bir Rus mafyasının eline düşmüş Alina'yla da bu kafede tanışan McCall, genç kızın şiddete maruz kaldığını gördüğünde tepkisiz kalamaz ve harekete geçer. Geçmişinde gizemli noktaların olduğu bu adam, küçük bir rahatsızlıkla çıktığı yolda, tercih ettiği sakin yaşantısını bir kenara bırakacak ve adalet için akıl almaz mücadelelere girişecektir. Amerikan sinemasında örneklerine sıkça rastladığımız, geçmişinde çok başarılı bir asker, ajan ya da polis olan karakterin, inzivaya çekildikten sonra yaşadığı bir olay sonucunda tekrar eski günlerindeki haline dönmesini anlatan filmlerin son örneği Adalet. İlk bölümünde daha bireysel bir mücadele izleyecekmişiz izlenimi yaratan ve bu bölümleri başarılı da olan film, ikinci bölümünde daha geniş denizlerde yüzmeye çalışıyor fakat boğulmaktan kurtulamıyor. Senaryosunu ele aldığımızda pek de başarılı bir sonuç çıkmıyor karşımıza. Çalıştığı yerde insanlarla iyi anlaşan, elinden geldiğince herkese yardım etmeye çalışan McCall, kurduğu bütün bu düzeni çok basit bir olay karşısında riske edip, adalet meleği rolüne bürünüp, insan avına başlayınca acaba o da eski günlerini mi özlemiş demekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü neredeyse öldürdüğü bütün kötü adamları adeta Dexter edasıyla, yaratıcı yöntemler kullanarak, kendini tekrar etmeden öldürüyor. Film, yaşadıkları bölgede McCall ve Rus mafyası arasındaki mücadele ekseninde gelişseymiş, daha basit bir çerçevede ele alınsaymış çok daha inandırıcı, makul ve tatmin edici olabilirmiş. Çap büyüdükçe mantık ortadan kaybolmuş, kalite seviyesi hızlı bir iniş göstermiş. Devlet için tam olarak hangi görevleri gerçekleştirdiğini öğrenemediğimiz karakterimiz, eski arkadaşlarından aldığı bilgiler doğrultusunda adalet yolculuğunu uluslararası boyutlara taşıyor ve o noktadan sonra da bir ölüm makinesine dönüşüyor. Filmin gerçeklikten en uzak sahnesi de yine bu bölümdeki ülkeye kaçak şekilde sokulan bir Rus petrol gemisinin patlatıldığı kısım. Evet, patlama sahnelerinin ardından başrolü cool bir şekilde yürütmeyi seversiniz, biliyoruz, ama koca bir petrol tankerini 200 metre uzaktan patlatıp da sıfır etkilenmeyle yürüyüşüne devam ettirmek de nedir sayın Fuqua. Hadi onu yaptın, aradan yarım saat geçmeden bütün yangın nasıl söndü de kötüler McCall'u buluşmaya oraya çağırabildi. Hele final bölümünde yılanın başı konumundaki Rus iş adamının evine yapılan saldırı, sokaktaki herhangi biri tarafından düşünülüp yazılsa çok daha iyi olabilirmiş. Karakteri, çok güçlü, çok zeki diye abartıp koca bir malikanede yüzlerce korumayı öldürüp ardından baş düşmanı ortadan kaldırıp ön kapıdan girip, yine aynı yerden çıkartmak hem ucuza kaçmaktır, hem de seyirciye saygısızlıktır. Katarsis yaşatmadın, kendine güldürdün Antione Fuqua. Bu güne kadar hep benzer roller içinde gördüğümüz Denzel Washington zaten yıllar önce çözmüştü bu tarz rollere nasıl hayat vermesi gerektiğini. Yine kendi klasının altına inmeden karakterinin hakkını veriyor ama McCall, zaten pek de aşırı oyunculuk gerektirmeyen bir karakter. Chloe Grace Moretz'i küçük bir rolle görüyoruz ama kendisinin ilerleyen yıllarda Hollywood'un en aranan kadın yıldızlarından birine dönüşeceğini tahmin etmek pek zor değil. Filmin güzel oyuncu performanslarından birine Teddy karakteriyle Marton Csokas imza atmış. Matrix’in Ajan Smith’ine benzer kötü karakterde…

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Fuqua-Washington ikilisinin Training Day'deki başarılarının yanına bile yaklaşamadıkları bu film, ikinci defa seyredilmeyecek, bir defa izlendiğinde de zaman kaybı olmayacak orta düzey bir iş olarak sinema dünyasındaki yerini alıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.87 ( 6 votes)
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi