Suzanne Collins’in üç kitaptan oluşan bir seri olarak yayımlanan ve yarattığı distopya ile tüm dünyada büyük ilgi gören Açlık Oyunları’nın beyazperdeye uyarlanan üçüncü filmi Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm 1’in yönetmen koltuğunda ikinci filmde olduğu gibi yine Francis Lawrence oturuyor. Vasat olarak tanımlayabileceğimiz ve Gary Ross’un yönettiği ilk filmin ardından çıtayı oldukça yükseğe taşıyan ikinci film; seriyi sadece gençler tarafından ilgi gören bir roman uyarlaması algısından uzaklaştırmış, bu negatif algı gelecek filmlerde yerini beklentiye bırakmıştı. Bu doğrultuda Hollywood’un son zamanlarda yeni bir akım haline getirdiği “son filmi ikiye bölmek” formülüne kapılan ve Bölüm 1 adıyla vizyona giren film muhtemelen serinin zayıf halkası olarak anılacaktır. 

Romanın gördüğü büyük ilginin ardından yapımcılar eserin beyazperde uyarlaması için ellerini çabuk tutmuşlardı. 2012 yılında vizyona giren serinin ilk filmi Gary Ross’a emanet edilmişti. Uçsuz bucaksız bir hayal gücüyle yazılan romanın aksine beyazperde uyarlaması oldukça tahmin edilebilir detaylarla hazırlanmıştı ve böylesine önemli bir distopya, bol aksiyon uğruna heba edilmişti. İkinci film için yapılan yönetmen değişikliği, ilk filmde yapılan yanlışların önüne geçilmesini sağlayınca neredeyse romandan daha iyi bir eserle karşılaşmış olduk. Tüm bu olumlu ve olumsuz detayları teraziye koyup fikirlerimi tartınca üçüncü filmde de yönetmen koltuğunda oturmaya devam eden Francis Lawrence’a güvenim tamdı; lakin üçüncü kitabın ikiye bölünerek beyazperdeye aktarılacak olması bazı soru işaretleri doğuruyordu ki, film süresince bu soru işaretlerinin tümüyle karşılaşmış olmak bende muazzam bir hayal kırıklığına sebep oldu.

Bir televizyon dizisinin herhangi bir bölümünün sonundan farksız bir şekilde biten Ateşi Yakalamak’ın ardından Alaycı Kuş Bölüm 1 de aynı şekilde ikinci filmin kesildiği sahneyle açılıyor. Oyunlardan kaçırılarak, başlayacak olan direnişin öne çıkan ismi olarak kullanılmak istenen Katniss isyancıların arasına katılarak onları birlik olmaya çağırıyor, onlarla birlikte savaşıyor. Kulağa oldukça iddialı geliyor olmasına rağmen, film iki saatlik süresi boyunca boş konuşuyor. Peter Jackson’ın uzun süredir Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit serisinde uyguladığı formülü örnek almış olacak ki, aynı yolu izleyerek ihtişamlı bir savaş sunacağı son filme hazırlık yapıyor. 

Açıkça belirtmem gerekiyor ki ben Katniss Everdeen karakterini seviyorum. Zira; her ne kadar bağımsız yapımlarda daha doğal bulsam da Jennifer Lawrence’ın Açlık Oyunları’ndaki performansını da başarılı buluyorum. Her ne kadar çok satan bir romandan uyarlanmış olması sebebiyle casting süreci boyunca oldukça popüler isimlere yönelen yapımcılar birçok kesimden tepki çekmiş olsa da, uyarlanan üç filmin ardından baktığımızda toplu performans açısından serinin başarılı olduğunu inkar edemeyiz. Bu seri için üçüncü filmde de oldukça pasif kalan Liam Hemsworth hariç.

Bir geçiş filmi olması sebebiyle beklentinin düşük tutulması gerekirken Açlık Oyunları: Alaycı Kuş – Bölüm 1, beklentiler ne kadar düşük tutulursa tutulsun seyirciyi hayal kırıklığına uğratacaktır. Unutmadan şunu eklemekte fayda var; ana akım sinema seyircisinin süre açısından uzun filmleri tercih etmediği bilinen bir gerçek fakat daha fazla para uğruna bölümlere ayrılarak dizi mantığıyla çekilen her filmin, tarihin sayfalarına “çöp” olarak yazıldığını da unutmayalım. 

İyi seyirler…

Suzanne Collins’in üç kitaptan oluşan bir seri olarak yayımlanan ve yarattığı distopya ile tüm dünyada büyük ilgi gören Açlık Oyunları’nın beyazperdeye uyarlanan üçüncü filmi Açlık Oyunları: Alaycı Kuş - Bölüm 1’in yönetmen koltuğunda ikinci filmde olduğu gibi yine Francis Lawrence oturuyor. Vasat olarak tanımlayabileceğimiz ve Gary Ross’un yönettiği ilk filmin ardından çıtayı oldukça yükseğe taşıyan ikinci film; seriyi sadece gençler tarafından ilgi gören bir roman uyarlaması algısından uzaklaştırmış, bu negatif algı gelecek filmlerde yerini beklentiye bırakmıştı. Bu doğrultuda Hollywood’un son zamanlarda yeni bir akım haline getirdiği “son filmi ikiye bölmek” formülüne kapılan ve Bölüm 1 adıyla vizyona giren film muhtemelen serinin zayıf halkası olarak anılacaktır.  Romanın gördüğü büyük ilginin ardından yapımcılar eserin beyazperde uyarlaması için ellerini çabuk tutmuşlardı. 2012 yılında vizyona giren serinin ilk filmi Gary Ross’a emanet edilmişti. Uçsuz bucaksız bir hayal gücüyle yazılan romanın aksine beyazperde uyarlaması oldukça tahmin edilebilir detaylarla hazırlanmıştı ve böylesine önemli bir distopya, bol aksiyon uğruna heba edilmişti. İkinci film için yapılan yönetmen değişikliği, ilk filmde yapılan yanlışların önüne geçilmesini sağlayınca neredeyse romandan daha iyi bir eserle karşılaşmış olduk. Tüm bu olumlu ve olumsuz detayları teraziye koyup fikirlerimi tartınca üçüncü filmde de yönetmen koltuğunda oturmaya devam eden Francis Lawrence’a güvenim tamdı; lakin üçüncü kitabın ikiye bölünerek beyazperdeye aktarılacak olması bazı soru işaretleri doğuruyordu ki, film süresince bu soru işaretlerinin tümüyle karşılaşmış olmak bende muazzam bir hayal kırıklığına sebep oldu. Bir televizyon dizisinin herhangi bir bölümünün sonundan farksız bir şekilde biten Ateşi Yakalamak’ın ardından Alaycı Kuş Bölüm 1 de aynı şekilde ikinci filmin kesildiği sahneyle açılıyor. Oyunlardan kaçırılarak, başlayacak olan direnişin öne çıkan ismi olarak kullanılmak istenen Katniss isyancıların arasına katılarak onları birlik olmaya çağırıyor, onlarla birlikte savaşıyor. Kulağa oldukça iddialı geliyor olmasına rağmen, film iki saatlik süresi boyunca boş konuşuyor. Peter Jackson’ın uzun süredir Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit serisinde uyguladığı formülü örnek almış olacak ki, aynı yolu izleyerek ihtişamlı bir savaş sunacağı son filme hazırlık yapıyor.  Açıkça belirtmem gerekiyor ki ben Katniss Everdeen karakterini seviyorum. Zira; her ne kadar bağımsız yapımlarda daha doğal bulsam da Jennifer Lawrence’ın Açlık Oyunları’ndaki performansını da başarılı buluyorum. Her ne kadar çok satan bir romandan uyarlanmış olması sebebiyle casting süreci boyunca oldukça popüler isimlere yönelen yapımcılar birçok kesimden tepki çekmiş olsa da, uyarlanan üç filmin ardından baktığımızda toplu performans açısından serinin başarılı olduğunu inkar edemeyiz. Bu seri için üçüncü filmde de oldukça pasif kalan Liam Hemsworth hariç. Bir geçiş filmi olması sebebiyle beklentinin düşük tutulması gerekirken Açlık Oyunları: Alaycı Kuş - Bölüm 1, beklentiler ne kadar düşük tutulursa tutulsun seyirciyi hayal kırıklığına uğratacaktır. Unutmadan şunu eklemekte fayda var; ana akım sinema seyircisinin süre açısından uzun filmleri tercih etmediği bilinen bir gerçek fakat daha fazla para uğruna bölümlere ayrılarak dizi mantığıyla çekilen her filmin, tarihin sayfalarına “çöp” olarak yazıldığını da unutmayalım.  İyi seyirler…

Yazar Puanı

Puan - 32%

32%

32

Bir geçiş filmi olması sebebiyle beklentinin düşük tutulması gerekirken Açlık Oyunları: Alaycı Kuş - Bölüm 1, beklentiler ne kadar düşük tutulursa tutulsun seyirciyi hayal kırıklığına uğratacaktır.

Kullanıcı Puanları: 1.67 ( 3 votes)
32
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi