Alfred Hitchcock filmlerinin bir döneme damga vurmasında önemli payı bulunan Saul Bass, unutulmaz filmlerin jeneriklerine ve afişlerine imzasını atmıştır. Kariyerinin kırklı yıllarında Bass, dönemin usta yönetmelerinden; Alfred Hitchcock, Stanley Kubrick, Otto Preminger, Billy Wilder ve Martin Scorsese ile çalışmıştır. Kariyerinin kilometre taşlarından biri olarak görülen The Man With the Golden Arm ile ciddi bir etki bırakan Saul Bass, film afişleri ve jenerikleri konusunda yeni bir dönemin başlangıcına imza atmıştır. Saul Bass’ın leziz tasarımlarından önce Hollywood, filmlerin afişlerinde genellikle aktör ve/veya aktrislerin görsellerini kullanırken, Saul Bass hem afiş hem de jenerik tasarımlarında daha sembolik anlamlar taşıyan çizimler kullanmıştır. 1950’lerde benimsediği bu tasarım anlayışı günümüzde dahi etkisini sürdürmeye devam ediyor.

Gelin, hepimizin büyük hayranlık duyduğu Saul Bass’ın çalışmalarının yer aldığı filmleri hatırlayalım.

Hazırlayan: Damla Durmaz

The Man With the Golden Arm (1955)

The Man With the Golden Arm, Saul Bass’in Carmen Jones filminden sonra Otto Preminger için hazırladığı 13 tasarımdan ikincisi. Üstelik Bass merkezinde uyuşturucu bağımlılığının yer aldığı Nelson Algren’in kitabından uyarlanan filmin derinliğini, heyecan ve merak uyandırıcı unsurlara başvurmadan beyazperdeye yansıtma konusunda oldukça başarılı bir yol izliyor. Siyah ve beyazın kontrastı çarpıcılığın dozunu arttırırken, bir görünüp bir kaybolan imgelerin en nihayetinde filmin sembolüne dönüştüğünü görüyoruz. Tıpkı filmde bağımlılığı yüzünden dönüşüm geçiren Frank Sinatra gibi.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”sS76whmt5Yc”]

Around the World in Eighty Days (1956)

Michael Anderson’ın 1956 yılında yönetmen koltuğuna oturduğu Around the World in Eighty Days filmi, Saul Bass’in en uzun ve 65 bin dolarlık bütçesiyle döneminin en pahalı kapanış jeneriğine sahip olmasıyla diğerleri arasından sıyrılıp bir adım öne çıkıyor. Ayrıca jeneriğin her bir karesinin sadece Bass’in kaleminden çıkmış olması tasarımın gözümüzdeki değerini bir kat daha arttırıyor. Muazzam bir yaratıcılık ürünü olan özgün tasarımlarının ilk örneklerinden Around the World in Eighty Days, aynı zamanda Bass’in bir filmin hikayesini yansıtabilmenin altını çizdiği açıklamalarını da akıllara getiriyor.

“Jeneriği izleyicileri koşullandırmanın bir yolu olarak görüyorum. Böylece izleyiciler filmin başladığı andan itibaren filmle duygusal bir bağ kurabilecekler.”

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”G8LHq8Dg”]

Vertigo (1958)

Alfred Hitchcock filmlerinin Saul Bass ile yakaladığı mükemmel uyumun temelleri Vertigo ile atılıyor. Sanat ve tasarımın kendi döneminden taşıp ebediyete doğru bir yolculuğa çıkabilmesi için geçilmemesi gereken ince bir çizgi üzerinde olduğuna şüphe yok. Bu bağlamda Vertigo filminin eşsiz bir örnek olduğunu söylemek mümkün. Özellikle Bernard Herrmann’ın akıllardan çıkmayan müziği ile Kim Novak tarafından yakın mesafeden çekilen fotoğraflar, Bass’in gözünden bakıldığında bambaşka bir anlam taşıyor. Dahası helezonik bir biçimde hareket eden imgelerin yarattığı girdap, gözünüzü bir saniye bile kırpmanıza izin vermiyor.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”pz46qS38OgM”]

North by Northwest (1959)

Vertigo’dan tam bir yıl sonra yine bir Alfred Hitchcock filmi ile karşımıza çıkan Saul Bass bu sefer kullandığı renk skalasını kesişen doğrular ile bir araya getirerek filmin ismine de bir gönderme yapıyor. Tamamı grafik tasarımlarla başlayan filmin açılış sahnesi, Manhattan’daki bir binanın ön cephesine yansıması ve akabinde kendinizi içinde bulduğunuz bir kalabalıkla son buluyor. Kendi içinde üç ayrı konsepten oluşan bu jenerik, çevreyle bütünleştirdiği perspektif algılarınızla oynarken sizi farkına varamadığınız bir telaşın da içine sürüklüyor.

Anatomy of a Murder (1959)

Anatomy of a Murder, Saul Bass’in yönetmen Otto Preminger adına hazırladığı beşinci grafik tasarımı. Preminger’i niteleyen bir vücut imgesiyle başlayan jenerik, vücudun her bir parçasında yeni bir kişiyi sunarken, filmin güçlü ve döneminin sınırlarını aşan bir kimliğe bürünmesine olanak veriyor. Bugüne baktığımızda ise birçok filme ilham kaynağı olan Anatomy of a Murder’ın izlerini Catch Me If You Can ve Monsters, Inc filmlerinde görmek mümkün.

Psycho (1960)

1960 yapımı Psycho’nun üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bugün hala film hakkında konuşulacak birçok ayrıntı bulabiliyorken, filmin açılış sahnesi için Saul Bass’in hazırladığı grafik tasarımından bahsetmeden geçmek olmaz. Üstelik Psycho, Bass’in 21 bin dolarlık bir bütçe ile Vertigo ve North by Northwest filmlerinden sonra Alfred Hitchcock için hazırladığı üçüncü tasarım olmasıyla da ayrı bir önem taşıyor. Filmin jeneriğine detaylıca göz gezdirdiğinizde Bass’in ihtişamına bir kez daha kapılmamak mümkün değil. Zira minimalist bir yaklaşımla hazırlanan bu tasarım Bernard Herrmann’ın müziğiyle birleşince ortaya gerilimin görsel boyutu çıkıyor.

Filmden ve Bass’in çalışmasından bahsetmişken filmin vizyona girdiği 1960 yılından bu yana gizemini koruyan iki iddiadan da bahsetmek gerekiyor. İddialara göre sinema tarihinin en etkileyeci sekanslarından biri olarak kabul edilen “duş” sahnesini Bass çekmişti. Bir diğer iddia ise sahneyi tamamen Bass’ın kurguladığı ama yönetmenliği Hitchcock’un yaptığına dair. Bu iddiaya göre sahnenin tasarımı, çizimi ve tüm detayları Saul Bass tarafından hazırlanmıştı. Janet Leigh’e göre Hitchcock, o sahneyi tamamen Bass’ın hazırladığı storyboarda (hikaye çizimi) göre çekmişti.

West Side Story (1961)

Sinema tarihinin kült müzikallerinden West Side Story’nin prologu Saul Bass’a aittir. Jerome Robbins ve Robert Wise’ın yönettiği, tam on dalda Oscar ödülü sahibi West Side Story’nin başarısının arkasındaki isim birçok filmde olduğu gibi yine Saul Bass’dir. Filmde yer alan dans sahnelerinin neredeyse tamamı Saul Bass’in çizimlerinden yola çıkılarak çekilmiştir. Öyle ki; filmin yönetmenlerinden Robert Wise bir röportajında filmin başarısını dans sahnelerine, dans sahnelerinin başarısını ise Saul Bass’e bağlamıştır.

 

It’s a Mad Mad Mad Mad World (1963)

Duygu açısından oldukça hareketli bir film olan It’s a Mad Mad Mad Mad World’de de Saul Bass’in zihindekilerin beyazperdeye yansımalarına tanık oluyoruz. Bass’in bu seferki tercihi, oldukça geniş tuttuğu renk skalasının yanı sıra sade ve basit çizgilerden oluşan bir grafik tasarımından yana oluyor. Ayrıca, önceki jeneriklerden farklı olarak Bass filmi merkezinde yer alan konuya atıfta bulunmuyor fakat aşırı basitleştirilmiş bu konsept ile filmin dramatik yönünü bir nebze olsa da törpülemeyi başarıyor. Bu sayede filme dair benzer amaçları bulunanan ve yönetmen koltuğunda gördüğümüz Stanley Kramer’in de önünü açmış oluyor.

Seconds (1966)

Seconds’ın yönetmenliğini üstlenen John Frankenheimer, filmin jeneriğini ve grafik tasarımlarını yapabilecek kişinin yalnızca Saul Bass olduğunu düşünüyor. Nitekim üç ayrı filminde Bass’in tasarımlarına yer veren Frankenheimer bu tercihle ileriye dönük ne kadar doğru bir adım attığını da göstermiş oluyor. Vertigo ile benzer bir biçimde gibi yakın mesafeden çekilmiş fotoğrafların siyah-beyaz versiyonlarının kullanılması, filmin daha ilk bakışta tuhaf ve inişli çıkışlı bir havaya bürünmesini sağlıyor.

Cape Fear (1991)

Martin Scorsese’nin izlerini taşıyan 1991 yapımı Cape Fear, Saul Bass’in yanı sıra eşi Elaine Bass’in de imzasını taşımasıyla ayrı bir önem taşıyor. Kırmızı rengin ağırlığı ‘kan’ı çağrıştırırken öfke, güven, ihanet ve intikam duygularının karışımını akıllara getiriyor. Saul ve Elaine Bass’in bu tasarımı öncekilerden çok farklı olmasa da jeneriğin bütünüyle filme yerinde bir katkı sağladığını söylemek mümkün. Zira Bass, kendi görüşlerini sunmadan sadece izleyicilere filmin özünü aktardığı muazzam bir çalışma ile karşımıza çıkıyor.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”xoO0ZsQ7tBg”]

Dosyamızın sonuna gelmişken, Saul Bass’in tasarladığı afişleri inceleyebileceğiniz Saul Bass Poster Archive isimli bir web sitesi de mevcut.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi