Güney Kore sineması alttan alta büyümeye ve giderek tanınırlığını artırmaya devam ederken  ülkemizde de birçok sinemasever tarafından yakından takip ediliyor. Dünya sinemasında kendisini görmezden gelenlere inatla Chan-Wook Park, Jee-Woon Kim gibi isimlerle varlığını sürdürerek, farklılığıyla kendini kabul ettirmeye devam ettiriyor. Kim Ki-Duk ise bu tanınırlığa katkıda bulunan isimler arasında benim için Güney Kore sinemasının en özelidir.

Felsefik tarzını sonuna dek filmlerine yansıtan yönetmen, İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar filmiyle dikkatleri iyiden iyiye üzerine çekti. Sonrasında Boş Ev, Nefes, Fedakar Kız gibi filmlerle kariyerine sağlam adımlarla devam etti. Son filmi Acı (Pieta)’yla bu kendinden eminliğini bir kez daha kanıtlamak için kamera arkasına geçen Kim Ki-Duk bu iddiasında bir kez daha son derece başarılı.

Soyut kavramları somut durumlar üzerinden yansıtarak insanın iç hesaplaşmalarına ve toplum değerlerine karşı tepkisini gösterdiği filmler, dingin ama asla sıkmayan bir yaklaşımla ilerliyor. Acı ise bu geleneği sürdürmek üzere, üstlendiği sorumluluğu layıkıyla yerine getiriyor.

Pieta (Acı)

Küçük esnafa verdiği borçların geri ödemeleri konusunda oldukça katı bir tefeci olan Gang-do zamanında ödenmeyen tüm alacakları için, borçluları sakat bırakarak verdiği paranın on katını sigortadan tahsil etmektedir. Birçok yoksul ailenin hayatını bu şekilde mahvederek, yaratmış olduğu sıkıntıların hiç birinden zerre kadar pişmanlık duymadan, tek başına sefil bir hayat sürdürmektedir. Bir gün onu yıllar önce terk eden annesi olduğunu iddia eden bir kadın kapısını çalar ve Gang-do’nun hayatı o saatten itibaren bir önceki güne, hatta ondan da öncekilere hiç benzemeyecektir.

Gang-do’nun annesiyle geçirdiği ilk gecesinde yaşadıkları ve yaşattığı şiddet izleyiciye gergin dakikalar yaşatırken, giderek Gang-do’ya bağlanan annesinin yaşadığı ikilem intikam duygusunun merhametle karşı karşıya geldiğinde ne hale geldiğini gözler önüne seriyor. Acımasız bir hayvan olarak tasvir edilen Gang-do’nun yıllar sonra onu “içinden çıkaran”, doğuran annesinden intikamı sinema tarihinde pek de unutulmayacak bir sahneyle izleyiciye sunuluyor.

Temin ederim ki unutulmayacak sahneler bununla da sınırlı değil… Kim Ki-Duk gerilimden ziyade acının izleyici zihnine kazınmasını hedefleyerek, acı-merkezli bir yaklaşım yaratıyor. Bunu yaparken de acı metaforunu tek çağrışımla ele almak yerine çok yönlü dile getiriliyor. Hem çekilen fiziksel eziyetler hem de sevdiklerini kaybetmenin yaşattığı duygusal acılar, bir arada sunularak hangisinin insanoğlu için daha ağır olduğu sorgulanıyor. Acımasızlığıyla hayvandan farkı olmayan bir insanın, duygularıyla nasıl insani hale bürünüp; korkuyla yepyeni bir kimliğe sahip olması anlatılıyor. Film tüm bunları yaparken de asla klişelere bulaşmıyor ve vurucu sahneleriyle izleyicinin zihnine kazınmayı başarıyor.

Filmekimi kapsamında ülkemizde gösterilen film Mart ayında yeniden vizyona girecek. Güney Kore sineması hakkında bilgi sahibi değilseniz iyi bir başlangıç olabilecek bu etkileyici filmi kaçırmamanızı öneriyorum. Şayet bir Kim Ki-Duk hayranıysanız ve bu filmi festivalde kaçırdıysanız bu hafta vizyona giren film için kimselere söz vermeyin.

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi