2012 yapımı ilk filmi Tepenin Ardı ile yönetmenlik kariyerine güçlü ve çarpıcı bir giriş yapan Emin Alper, bu sene Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan filmi Abluka ile yarattığı başarıyı pekiştiriyor. Tepenin Ardı filminde anlattığı ‘düşman’ ve ‘öteki’ yaratma olgusu -her ne kadar evrensel bir mesele olsa da- özellikle Kürt meselesi üzerinden Türkiye’nin siyasi konjonktürel yapısına denk düşecek biçimde politik bir alegori olarak okundu. Tepenin Ardı, özellikle son sahnesiyle bizi koltuklarımıza mıhlarken kafamızda hem özeleştiri yapma imkanları hem de ayrıştırıcı politikaları nasıl terk edebileceğimize dair diyalog geliştirme fikirleri doğurma özelliğine sahipti. Kişisel hayatlarımızda yarattığımız ayrıştırmaları, ötekileştirmeleri, dışlamaları sorgulamamız açısından da oldukça değerli bir film olan Tepenin Ardı; Deleuze ve Guattari felsefesinden gelen ‘oluş’ kavramıyla birlikte düşünüldüğünde ‘öteki-oluş’ deneyimini yaşamamız için biçilmiş bir kaftan ve kişisel olan her şeyin politik; politik olan her şeyin de kişisel olduğu görüşünün somut bir ifadesi. Tepenin Ardı’ndan bu denli bahsetmemin sebebi; Abluka filminin önceleyeni olması ve her iki filmin birbirinden bağımsız olmadığının altını çizmek. Zira Tepenin Ardı’nda dışarıdan –yani ailenin dışından- gelen düşman ve öteki olgusu; Abluka filminde içeriden gelecek biçimde kurgulanıyor. Bu açıdan baktığımızda Tepenin Ardı’nda yaratılan düşman Abluka’da en başından beri var; fakat Tepenin Ardı filminde ‘aile’yi ya da ‘Devlet’i korumak adına dışarıya karşı gözetilen militarist hedef, içeriye yönelik ciddi paranoyaların ve komplo teorilerinin de yolunu açıyor. Bu sebeple; Abluka’nın Tepenin Ardı’nın devamı niteliği taşıdığını söylemek mümkün.

Emin Alper İmzalı Abluka: Politik Şiddetin Alegorisi

Venedik Film Festivali’nden gelen ilk yorumlarda Abluka’nın distopik bir zamanda geçtiği ve distopya türüyle oldukça yakın bağları olduğu sıkça dile getirildi. Emin Alper’in de hikayeyi bu şekilde kurguladığını yaptığı açıklamalardan öğrenmiştik. Fakat, Abluka Venedik’te gösterildiği sırada Türkiye’de arka arkaya yaşanan Suruç ve Ankara patlamaları ve Güneydoğu’da halen abluka altında olan birçok ilçe, Abluka filmini politik bir güncellik zeminine oturtarak distopya olmaktan alıkoymuş oldu. Zira Abluka’da anlatılan dünya, ne yazık ki, bugün içinde bulunduğumuz dünyaya denk düşüyor. Türkiye’de bitmek bilmeyen politik şiddetin alegorisini kara film (film noir) türünden aşikar olacağımız bir atmosfer içerisinde aktarmayı seçen Emin Alper; bu politik şiddetin yarattığı tekinsizliği ve güvensizliği genel bir paranoyaya yol açacak biçimde kurguluyor.

Abluka’nın konusuna gelecek olursak; 20 yıldır hapiste olan Kadir (Mehmet Özgür) hükümlülüğünün bitmesine iki yıl kala şartlı tahliye olur. Emniyette çalışan Hamza’nın (Müfit Kayacan) yardımıyla kendisine iş de bulur. Şartlı tahliye süresince çöp toplayıcılığı yapacak olan Kadir, aslında emniyet adına çalışarak muhbirlik yapacak ve bu çöplerde bomba yapımı ile ilgili malzemelerin olup olmadığını bildirecektir. Kadir dışarı çıktığında, İstanbul’da hakim olan siyasi karmaşanın sokaklara yayıldığını ve kendi yaşadığı mahalle de dahil birçok yerin abluka altına alındığına şahit olur. 20 yıldır görüşmediği kardeşi Ahmet de (Berkay Ateş) bu mahallede oturmakta ve geçimini sokak köpeklerini öldürerek kazanmaktadır. Kadir, bir yandan yıllardır görüşmediği kardeşiyle arasındaki kardeşlik bağını kurmaya çalışırken bir yandan da yeni yaşamına adapte olmaya çalışır. Fakat Ahmet’in hal ve tavırlarındaki değişiklikler, iletişim kurmaya çok fazla yanaşmaması; Kadir’i komplo teorileri üretmeye sevk edecektir.

İlk başta Kadir’in peşine takılan Emin Alper bizleri, İstanbul’un gecekondu mahallelerinden birine götürür. Çevresinde yükselen gökdelenlerle çevrilmiş olmasına rağmen izole bir mekan olduğu açık bu mahallenin tekinsizliği bile Abluka’nın atmosferik gerilimini ortaya koyar. Bu anlamda; gerçek hayattaki politik şiddetin en yüksek biçimde hissedildiği mahallelerden biri olan Gazi Mahallesi’nin izdüşümünü yapar gibidir. 90’ların siyasi ortamını resmetmek ve bir yandan da güncelliği korumak adına seçilen bu mekanın, oldukça başarılı bir tercih olduğunu belirtmek gerek. Abluka’nın tek kadın karakteri olan Meral’in (Tülin Özen) çevresindeki erkeklerle olan ilişkisi, bu erkekler üzerinde yarattığı dinginlik ve güven hissiyatı ve onun yokluğunun ardından ayyuka çıkan paranoya ve cinnet olguları; filmle ilgili gelen yorumlarda pek yer almamıştı. Tülin Özen’in başarıyla canlandırdığı bu karakterin Abluka için oldukça önemli bir yere sahip olduğunu belirtmekte fayda var. Zira, Abluka’da femme fatale tonlarda yaratılan Meral karakterini anlamlı bir metafor olarak okumak mümkün. Tepenin Ardı filminde de tek bir kadın karakter yaratmış olan Emin Alper’in, her iki kadın karakteri birlikte düşünecek olursak, tektip bir kadın temsili yaratma gibi bir amacının olmadığı da açık. Bu iki kadın karakterin, hem Abluka’da hem de Tepenin Ardı’nda, en güçlü kırılma noktalarını yarattığını da gözden kaçırmamak gerek.

Spoiler vermeme garantisi olmadığı için filmin detayına girmek ya da film okuması yapmak niyetinde değilim. Bu sebeple bahsetmiş olduğum birçok şey filmi izlemenizle birlikte daha anlamlı bir noktaya evrilecektir. Tek tek karakterlere girmek ya da yoğun biçimde kullanılan metaforları anlamlandırmak yerine –ki köpek metaforu üzerine sayfalarca şey yazmak mümkün- Abluka’nın gerilim dozu yüksek politik bir alegori olduğunu hatırlatmakta fayda var. Fakat, filmi kişisel paranoyalar ya da kendi zihinlerimizin içinde yarattığımız ablukalar üzerinden okumak da mümkün. Bu anlamda Emin Alper’in izleyiciye ‘hayır bu politik bir film’ gibi bir dayatma yapmadığını, kişisel meseleleri sorgulama imkanı da yarattığını söylemem gerek.

Abluka’nın gerçek ve hayal arasında yarattığı kaygan zemini ve özellikle filmin ikinci yarısıyla birlikte iç içe geçen yanılsama evreninin, gerilim dozunu oldukça yükselttiğini belirtmek gerek. Özellikle bu bölümler; tıpkı bugünlerde ana akım medyanın yarattığı –daha doğrusu dayattığı- gerçeklik algısı ile birlikte, gerçekte olan ve bizlere gösterilen arasında kalarak, neyin doğru neyin yalan olduğuna dair duyduğumuz derin kuşkuların bir göstergesi olarak okunabilir. Bu kuşkularla birlikte yaratılan komplo teorilerinin, politik şiddete maruz kalan bireyleri cinnet an’larına götürebilecek kadar tehlikeli olduğunu görürüz. Emin Alper, senaryoda kullandığı zaman kurgusunu Abluka’nın sinematografik kurgusuyla birleştirerek bu kaotik duruma her iki tarafın gözünden tanık olmamızı sağlar. Bir anlamda karakterlerle özdeşleşmemize engel olarak Brechtyen bir metot uygulayan Emin Alper; bu bağlamda izleyicinin gerçeklik algısıyla da oynayarak Abluka’yı absürt bir temele oturtur.

Üzerinde kafa patlatıldığı aşikar olan senaryosundan kurgu biçimine, karanlık sinematografisinden mekan kullanımına ve oyunculuklarına dek ince bir zekayla işlenmiş olan Abluka’nın, içinde yaşadığımız bu dönemde herkese söyleyecek bir lafı ve herkese gösterecek bir kendisi var. Peki, önce kendi zihinlerimizdeki ablukalardan kurtulmaya ne dersiniz?

2012 yapımı ilk filmi Tepenin Ardı ile yönetmenlik kariyerine güçlü ve çarpıcı bir giriş yapan Emin Alper, bu sene Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan filmi Abluka ile yarattığı başarıyı pekiştiriyor. Tepenin Ardı filminde anlattığı ‘düşman’ ve ‘öteki’ yaratma olgusu -her ne kadar evrensel bir mesele olsa da- özellikle Kürt meselesi üzerinden Türkiye’nin siyasi konjonktürel yapısına denk düşecek biçimde politik bir alegori olarak okundu. Tepenin Ardı, özellikle son sahnesiyle bizi koltuklarımıza mıhlarken kafamızda hem özeleştiri yapma imkanları hem de ayrıştırıcı politikaları nasıl terk edebileceğimize dair diyalog geliştirme fikirleri doğurma özelliğine sahipti. Kişisel hayatlarımızda yarattığımız ayrıştırmaları, ötekileştirmeleri, dışlamaları sorgulamamız açısından da oldukça değerli bir film olan Tepenin Ardı; Deleuze ve Guattari felsefesinden gelen ‘oluş’ kavramıyla birlikte düşünüldüğünde ‘öteki-oluş’ deneyimini yaşamamız için biçilmiş bir kaftan ve kişisel olan her şeyin politik; politik olan her şeyin de kişisel olduğu görüşünün somut bir ifadesi. Tepenin Ardı’ndan bu denli bahsetmemin sebebi; Abluka filminin önceleyeni olması ve her iki filmin birbirinden bağımsız olmadığının altını çizmek. Zira Tepenin Ardı’nda dışarıdan –yani ailenin dışından- gelen düşman ve öteki olgusu; Abluka filminde içeriden gelecek biçimde kurgulanıyor. Bu açıdan baktığımızda Tepenin Ardı’nda yaratılan düşman Abluka’da en başından beri var; fakat Tepenin Ardı filminde ‘aile’yi ya da ‘Devlet’i korumak adına dışarıya karşı gözetilen militarist hedef, içeriye yönelik ciddi paranoyaların ve komplo teorilerinin de yolunu açıyor. Bu sebeple; Abluka’nın Tepenin Ardı’nın devamı niteliği taşıdığını söylemek mümkün. Emin Alper İmzalı Abluka: Politik Şiddetin Alegorisi Venedik Film Festivali’nden gelen ilk yorumlarda Abluka’nın distopik bir zamanda geçtiği ve distopya türüyle oldukça yakın bağları olduğu sıkça dile getirildi. Emin Alper’in de hikayeyi bu şekilde kurguladığını yaptığı açıklamalardan öğrenmiştik. Fakat, Abluka Venedik’te gösterildiği sırada Türkiye’de arka arkaya yaşanan Suruç ve Ankara patlamaları ve Güneydoğu’da halen abluka altında olan birçok ilçe, Abluka filmini politik bir güncellik zeminine oturtarak distopya olmaktan alıkoymuş oldu. Zira Abluka’da anlatılan dünya, ne yazık ki, bugün içinde bulunduğumuz dünyaya denk düşüyor. Türkiye’de bitmek bilmeyen politik şiddetin alegorisini kara film (film noir) türünden aşikar olacağımız bir atmosfer içerisinde aktarmayı seçen Emin Alper; bu politik şiddetin yarattığı tekinsizliği ve güvensizliği genel bir paranoyaya yol açacak biçimde kurguluyor. Abluka’nın konusuna gelecek olursak; 20 yıldır hapiste olan Kadir (Mehmet Özgür) hükümlülüğünün bitmesine iki yıl kala şartlı tahliye olur. Emniyette çalışan Hamza’nın (Müfit Kayacan) yardımıyla kendisine iş de bulur. Şartlı tahliye süresince çöp toplayıcılığı yapacak olan Kadir, aslında emniyet adına çalışarak muhbirlik yapacak ve bu çöplerde bomba yapımı ile ilgili malzemelerin olup olmadığını bildirecektir. Kadir dışarı çıktığında, İstanbul’da hakim olan siyasi karmaşanın sokaklara yayıldığını ve kendi yaşadığı mahalle de dahil birçok yerin abluka altına alındığına şahit olur. 20 yıldır görüşmediği kardeşi Ahmet de (Berkay Ateş) bu mahallede oturmakta ve geçimini sokak köpeklerini öldürerek kazanmaktadır. Kadir, bir yandan yıllardır görüşmediği kardeşiyle arasındaki kardeşlik bağını kurmaya çalışırken bir yandan da yeni yaşamına adapte olmaya çalışır. Fakat Ahmet’in hal ve tavırlarındaki değişiklikler, iletişim kurmaya çok fazla yanaşmaması; Kadir’i komplo teorileri üretmeye sevk edecektir. İlk başta Kadir’in peşine takılan Emin Alper bizleri, İstanbul’un gecekondu mahallelerinden birine götürür. Çevresinde yükselen gökdelenlerle çevrilmiş olmasına rağmen izole bir mekan olduğu açık bu mahallenin tekinsizliği bile…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

85

Üzerinde kafa patlatıldığı aşikar olan senaryosundan kurgu biçimine, karanlık sinematografisinden mekan kullanımına ve oyunculuklarına dek ince bir zekayla işlenmiş olan Abluka’nın; içinde yaşadığımız bu dönemde herkese söyleyecek bir lafı ve herkese gösterecek bir kendisi var.

Kullanıcı Puanları: 3.72 ( 21 votes)
85
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi