Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Etki Altında Bir Kadın
A Woman Under the Influence
1974 - John Cassavetes
155
A.B.D
Senaryo John Cassavetes
Oyuncular Gena Rowlands, Peter Falk, Fred Draper
Ecem Şen
A Woman under the Influence, izleyicisini iki buçuk saatlik bir yolculuğa çıkardıktan sonra eli boş göndermeyen bir film. Film bittiğinde elinizde sorular ve cevaplar bulacaksınız.

A Woman Under the Influence

John Cassavetes’in yönettiği başarılı filmlerden biri olan A Woman under the Influence, kadın varoluşu, kadının hapsolduğu domestik alan, kadına atfedilen roller ve toplumun farklı olan kadına karşı takındığı tutum üzerine güçlü argümanlar üreten ve izleyiciye “normal” olmanın anlamlarını sorgulatmayı başarabilen bir film olarak tanımlanabilir. Yönetmenin Faces filmi üzerine de yazdığım yazıda da belirttiğim gibi, filmin farklılık ve normallik kavramlarıyla öne çıkan bir derdi var. Amerikan Bağımsız Sineması’nın gözde yönetmenlerinden Cassavetes’in Hollywood filmlerinden sıkılan izleyiciye ilaç gibi gelen, doyurucu bir anlatımı olduğunu da söylemek gerekir.

Filmin konusunda değinmek gerekirse, kocasıyla birbirlerini çok sevdikleri aşikar olan (böylece sevginin de ne olduğunu sorgulatan) Mabel ve Nick çiftinin başbaşa kalmak için yaptıkları plan bozulur çünkü Nick çalışmak zorundadır ve o gece eve dönemeyecektir. Bu haberi sindirmeye ve normal karşılamaya çalışan Mabel’da bir “gariplik” olduğunu, izleyici olarak, her şeyden önce Nick’in iş arkadaşlarının tavırlarından anlarız. Nick’in çalışma arkadaşlarının “Mabel çığlık atmadı mı?” gibi abartılı soruları, Mabel’ın abartılı tepkiler verebilen bir karakter olduğu yönünde izleyiciye verilen uyarı işaretleri olarak değerlendirilebilir. Nick’in verdiği haber üzerine gelişen olaylarda Mabel git gide nasıl davranacağı konusunda çıkmaza girer. Çünkü Mabel kimdir? sorusunun bir cevabı yoktur. Bir anne ve bir eş olarak en iyi olmanın peşine düşen Mabel bu düzlemde kendini kaybeder. Akıl hastanesinde tamamlanan bu süreç, Mabel’ın eve dönmesiyle taçlanır ve her şey normale döner gibidir.

A Woman Under the Influence: Delilik ve Kadın

Foucault’ya göre 18. yy’da birbirinden bağımsız olamayacak şekilde aynı dönemlerde kurulmaya başlanan okul, tımarhane gibi kurumlar sanayi devrimiyle birlikte değişmeye başlayan toplumu, sistematikleştiren, sistemi kontrol altında tutmaya sağlayan benzer kurumlar olarak tanımlanabilir. “Deli” olarak tanımlanan bireyler önceki dönemlerde toplum içerisinde daha olası karşılanabilirken, modernizme geçişle birlikte toplumdan dışlanmaya başlar. Bu noktada delilik kavramıyla en çok başa çıkmak zorunda kalan kesimlere bir göz atmak gerekir. Tahmin edilebileceği gibi, makul ve müktedir olan orta sınıf, heteroseksüel, beyaz ve orta yaşlı erkek için kurulan sistemin dışında kalan ve bu dışta kalışları birer sorun teşkil eden tüm bireyler toplumdan dışlanma olgusuyla cezalandırılabilir. Bir dönem eşcinselliğin zihinsel bir sorunmuş gibi tedavi edilmeye çalışılması da bu yüzden şaşırtıcı değildir. Çünkü heteroseksüel olmak normal olarak kabul görür ve dışında kalan bireyler anormal olacaktır. Bu dışta kalma ve yaftalanmadan tarih boyunca en çok nasibini alan ve almaya devam eden hiç şüphesiz ki kadınlardır. Histerinin yalnızca bir kadın hastalığı olarak tanımlanmasından tutun, anne olmak istemeyen ya da herhangi bir şekilde kadına biçilen rollerin dışına çıkmaya çalışan kadınlar deli olmakla kolaylıkla suçlanabilmiştir. Tüm bunları A Woman under the Influence filmi ile yorumlamak, Mabel’ın “deliliğini” anlamayı da kolaylaştıracaktır. Kocasını ve çocuklarını çok seven Mabel, onların sevgisini kazanmak için her şeyi yapabilecek bir karakterdir. Kocasına “nasıl olmamı istersen öyle olacağım.” diyen Mabel’a Nick’in cevabı “ kendin ol.” dur. Ancak kendiliği, yüklenen roller ve görevlerle unutturulan bir kadının kendine dönüş yapması o kadar da kolay değildir. Toplumda kadına atfedilen kutsal annelik rolü Mabel’a tam olarak uymayan bir noktadadır. Anneliğinden herhangi bir şikayeti olmasa da idealize anne modelinden uzakta olduğu, oynadığı oyunlar ve çocuklarıyla olan ilişkisinde zaman zaman ortaya çıkan güvensizliğinden de kolaylıkla okunabilir.

Nick ile başbaşa kaldığında sakinleşen ve çeşitli tiklerinden kurtulan Mabel, ne zaman bu ikili ilişkiye bir üçüncü şahıs katılsa yeniden eski haline dönmektedir. Kendi özelinde, onu olduğu gibi kabul eden partneriyle kendini iyi ve “normal” hisseden Mabel, toplum bakışını yansıtan “diğerleri” olaya dahil olduğunda kendisini baskı altında hisseder ve kabul görüp sevilmek için kabul görenden çok daha fazla çabalar. Bu kabul görme ve sevilme çabası, dış dünya tarafından genellikle yanlış yorumlanır ve Nick ile arasında yaşanan sorunlara yol açar. Tüm bunların sonucunda, çeşitli yanlış anlaşılmalar ve artan psikolojik şiddet de eklenince, Nick Mabel’ı akıl hastanesine gönderir. Mabel karakterinin filmin dışında kaldığı sahneler Cassavetes tarafından bilinçli bir şekilde daha soğuk renkler ve donuk kamera hareketleri eşliğinde izleyiciye yansıtılır. Filmin verdiği tüm mesajların dışında yalnızca bu açıdan bile yönetmenin Mabel’ın deliliğini doğruladığı ve onu içinde yaşadığı aileye neşe ve hayat getiren, gerçekten yaşayan tek birey olarak gördüğü çıkarımı yapılabilir.

Yanı sıra Cassavetes film boyunca deli ve normal olma kavramlarını sorgular. Bu sorgulamayı kimi zaman Mabel ve Nick’i çektiği benzer shotlarla kimi zaman da kullandığı diyaloglarla yapar. Mabel’ın deli olmakla itham edildiği en önemli sahnelerde Mabel sessizce köşesine çekilmişken Nick etrafta oradan oraya savrularak ve de savurarak sinir krizleri geçirdiğinde evin en normal bireyi olduğuna inanmamız gerekir. Bir kadının akli dengesini yitirdiğini söyleyen çıldırmış bir adam, maalesef sistem içerisinde haklılığını ve inandırıcılığını hala koruduğundan yargılananın kadın olması şaşırtıcı olmayacaktır.

Değinilmesi gereken en önemli noktalardan bir diğeri ise Mabel rolünü canlandıran Gena Rowlands. Cassavetes ile evli olan Gena Rowlands filmde izleyicilere adeta bir oyunculuk dersi veriyor. Mabel rolüyle Oscar’a da aday olan Rowlands bu ödülü kazanamasa da hafızalardan silinmeyecek oyunculuğuyla evin içine hapsolmuş ve kendinden kurtulması ancak kendini bulmasıyla mümkün olan bir kadının içinde bulunduğu çıkmazı söylenebilecek tek bir söz dahi bırakmadan canlandırmayı başarıyor. Evlilikleri boyunca oldukça başarılı bir ikili olan çift, birlikte oldukça güzel filmlere imza atmayı da ihmal etmediler. Nick karakterini canlandıran Peter Falk da iki Oscar adaylığı bulunan başarılı bir oyuncu olarak karısını anormalliğiyle seven ancak başkalarının yanında onu normalleştirmek zorunda hisseden bir erkeğin riyakarlığını oldukça başarılı bir şekilde canlandırıyor.

Sonuç olarak A Woman under the Influence, izleyicisini iki buçuk saatlik bir yolculuğa çıkardıktan sonra eli boş göndermeyen bir film. Film bittiğinde elinizde sorular ve cevaplar bulacaksınız. Deliliğin ne olduğunu tanımladığını düşündüğünüz herhangi bir cevap, aslında “normal”in karşılığı da olabilir. Cevapları eşleştirmek ise size kalmış!

İyi seyirler.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol