Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Bir Tadım Bal
A Taste of Honey
1961 - Tony Richardson
100
İngiltere
Senaryo Shelagh Delaney, Tony Richardson, Shelagh Delaney
Oyuncular Rita Tushingham, Dora Bryan, Robert Stephens

A Taste Of Honey

1950-1960’ların İngiltere’sinde, sinemada tam da bu yıllarda değişmeye başlayan çekim şartları, artık daha küçük ve taşınabilir kameralarla sokağa çıkmaya başlayan yönetmenlerin stüdyonun kasvetinden kurtulması ve toplumsal hayatı daha gözlemci ve gerçekçi bir bakış açısıyla yansıtmasına olanak sağlamasıyla izleyicinin yaşamın bir tanığı olarak konumlandırılmasına sebep olmuştur. Bu dönemde, edebiyatta da Angry Young Men olarak tanımlanan içinde John Osborne, Harold Pinter gibi isimleri barındıran bir grup yazarın artık orta sınıftan uzaklaşarak, işçi sınıfının yaşadığı koşulları gözler önüne sermeye başlaması ve artık alt sınıfın evlerine, mutfağına kadar girilmesi, sinemada bu akımın Kitchen Sink (mutfak lavabosu) drama olarak adlandırılmasına sebep olmuştur.

Bu yıllarda Avrupa’da sinema genel olarak bir değişim hatta dönüşüm geçirmektedir. Fransa’da Fransız Yeni Dalga olarak adlandırılan değişimin İngiltere’ye yansıması British Social Realism akımı olarak sonuç bulur. Bu dönemin akla getirdiği ilk isim Every Day Except Christmas (1957) gibi yapıtlarıyla  Lindsay Anderson ise ikincisi de Tony Richardson’dır denilebilir. Kariyerinin geri kalan bölümünde daha mainstream filmlere yönelse de Tom Jones (1964) filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan Tony Richarson’ın bir Kitchen Sink drama olarak tanımlanan A Taste o Honey (1961) filminin, sınıf bilincinin ve yaşamın gerçekçiliğinin ön plana çıktığı bu dönemi daha ayrıntılı olarak görebilmek adına incelenmesi gerekir.

Genel olarak filmlerde erkek karakterlerin ön planda olduğu bu dönemde, A Taste of Honey ana karakterin genç bir kadın olduğu ender filmlerden biridir. Jo (Rita Tushingham) henüz filmin açılış sahnesinden anlayabileceğimiz gibi, toplumun kabul edebileceği ortalama karakterlerden farklıdır, onu oyun oynayan kalabalık bir grup genç kızın arasında topu bir türlü tutamayışı ve oyunda başarısız oluşuyla tanırız. Oyunu kontrol eden ve öğrencilerini yönlendiren öğretmen direktiflerini doğrudan Jo’ya yöneltir ve sürekli ona ne yapması gerektiğini söyleyen bir anne ya da geniş anlamında toplum kuralları gibidir. Sekans Jo’nun sinirlenip topa vurması ve zil çalmasıyla sona erer.

Jo bu durumu içeride arkadaşına “aslında oynayabiliyorum sadece oynamak istemiyorum” şeklinde açıklar. Açılış sahnesinden izleyiciye karakterini tanıtmada oldukça başarılı bulduğum film bize şu mesajları verir.

“Jo kalabalığa uyum sağlayamayan belki de başarısız görünen kimlik arayışındaki genç bir kız ama zaten başarılı olmak zorunda da değil, çünkü bu bir seçimdir.”

Açılış sahnesinde Jo’nun bahsettiği bir diğer konuysa yine hayatını şekillendiren annesiyle olan ilişkisidir. Bu açıdan film boyunca Jo’nun yaşadığı sorunlar ne kadar kendisiyle alakalıysa bir o kadar da annesinden kaynaklanacaktır denilebilir.

Jo’nun annesi Helen (Dora Bryan) de aynı şekilde toplumda kabul gören anne imajından oldukça farklı bir şekilde çizilmiş bir karakterdir. Kira vermeden yaşamaya çalışmaları onları kaldıkları her evden bir iki ay sonra kaçmaya ve sürekli yer değiştirmeye zorlamaktadır. Bu köksüzlük ve hayali kurulan anne sevgisinden mahrumluk Jo’nun hayatını olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Helen, kendinden oldukça genç yeni sevgilisiyle vakit geçirirken, Jo’nun kendi başının çaresine bakması gerekmektedir. Helen’in Peter’dan (Robert Stephens) evlilik teklifi alması, yaşayacağı ve onun için satın alınan yeni ev heyecanının yanında, Peter’ın Jo’yu hiçbir şekilde yeni evlerinde istememesi çıkmazına gelinir. Kızı yerine yeni sevgilisini seçen Helen, toplumun kabul etmeyeceği bir seçim yapması sebebiyle filmin sonunda Peter tarafından daha genç bir kız için terk edilmesi yoluyla cezalandırılacaktır. Bu noktada toplumsal bir gerçeği yansıtma dürtüsü ya da bu gerçeği yeniden yaratma hali birbirine geçen ve rahatlıkla ayırt edilemeyecek bir çizgi olarak düşünülebilir ve eleştirilebilir.

Annesinin evlenmeyi seçmesi ve Jo’yu bir başına bırakmasıyla, güvenini iyice kaybeden ve terk edilmiş hisseden Jo, tanıştığı siyahi denizci sayesinde sevilme ve değer görme motivasyonuyla güdülenir. Birbirlerini tanımaya ve sevmeye başlamaları, yanında bağlanmayı da beraberinde getirir. Bu bağlanmanın simgelerinden biri yüzükken diğeri Jo’nun karnında taşıdığı bebekleri olacaktır.

Güven duymaya, sevilmeye ve terk edilmemeye ihtiyaç duyan Jo,  sevgilisinin bir denizci olması sebebiyle bu terk edilmeyi mecburi olsa da bir kez daha yaşar ve artık aşktan nefret ettiğini söylemeye başlar.

Annesinin Jo’ya miras bıraktığı terk edilme korkusu her ne kadar bebek sahibi olduğunda bebeğine farklı şekilde yansıyacağı, onu hiç bırakmayacağı ve annesine inat mükemmel bir anne olacağı cümleleriyle bezenmesi beklense de, Jo’nun içinde bulunduğu durum biraz daha soya çekim ve bunu kabullenmişliğin getirdiği umutsuzlukla ilerler. Jo sürekli iyi bir anne olamayacağını ve bebeğini çok sevip istememesi gerektiğini düşünür. Soya çekimin ve annesine istençsiz bir şekilde benzeyeceğinin metaforlarından biri olarak görülebilecek sahne Jo’nun Geoff  ile birlikte yaşadığı yeni evlerine Helen’in gelmesiyle yaşanır. Daha önceden sigara alkol gibi konularda annesiyle tartışan Jo, annesinin uzattığı sigarayı başta reddetmesine rağmen tereddüte düşer ve daha sonra içerim diyerek sigarayı geri alır. Şikayetçi olduğu, bebeğine yaşatmak istemeyeceği bir durumun içine bizzat yaptığı bir seçimle atılarak, annesine benzeyebileceğinin sinyallerini verir.

Nitekim annesiyle yaşadıkları tartışmada da, annesinin bütün suçlamalarına Jo’nun “senin gibi” cevabını vermesi, Jo’nun annesi gibi olarak annesinden ve hatta hayattan intikam alma yöntemi gibidir.

A Taste of Honey genç bir kadın olarak tek başına toplumda tutunmaya çalışan Jo’nun annesiyle yaşadığı sorunlu ilişki ve aslında annesinin de toplumda tutunmaya çalışıyor oluşu ve bir oyundan uyarlanan filmin 18 yaşındaki Shelagh Delaney tarafından yazılmış olması, bir kadınlar hikayesini erkek gözünden izleme deneyimi sunuyor ve bu hikayede erkekler sürekli kadınların hayatına girip çıkmasıyla kadınların hayatını ne kadar değiştirebilse de bir o kadar işlevsiz bir şekilde konumlandırılıyorlar.

1960’ların İngiltere’sinde kadın olma ve kimlik kazanma deneyiminin ve bu süreç boyunca yaşanılan zorlukların günümüzde dahi hala o kadar da değişmediği, evlilik dışı çocuk sahibi olmak toplumda belli başlı bir statü kaybıyken bu bebeğin bir de siyah olması defalarca ezilmekle sonuçlanacağı yönüyle, kadın sorunu, sınıf bilinci ve ırkçılık gibi bir çok konuya birden değinebilen film bunu oldukça basit oldukça temel bir anlatımla sunmayı başararak sorunları birbirine karıştırmak yerine aslında bu sorunların ne kadar aynı olabileceğini gözler önüne seriyor.

Kullanılan muzip soundtrackler ve gülümseten diyalogların yanı sıra çarpıcı bir gerçeklik sunan A Taste of Honey izlenmesi gereken filmlerden biri olarak değerlendirilebilir.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol