1990’lar itibariyle İran sinemasında devrim etkisinin azaldığını görüyoruz. 1989 yılında Ayetullah Humeyni’nin ölümü ile ülkede büyük değişiklikler oldu. Bundan sonraki 10 yıllık dönemde toplumsal değişimlerle paralel olarak sinema da değişti. Humeyni’nin ölümü sonrası kurulan yeni meclis muhafazakârlardan oluştu ve muhafazakârların kültürel faaliyetlerde katı bir siyasallaşmayı başlatmış olması yüzünden belli bir seviyeye gelen kültürel faaliyetler oldukça zarar gördü. (Batur,2007,s.138) Bu dönemde Kültür ve İslami İrşad Bakanı Hatemi her alanda yapılmaya başlayan bu yasaklamaların halkı huzursuzluğa sürükleyeceğini söylemiştir ancak yasakların önünü kesemediği gibi kendisi görevden de alınmıştır.

1990-91 yılları arasındaki Körfez Savaşı, Irak –İran Savaşı gibi 8 yıl süren bir savaştan sonra İran’ı ekonomik olarak iyice zor şartlara sürüklemiş Amerika’nın koyduğu ambargolar da her şeyi iyice zorlaştırmıştır. Bu dönemde sinemaya rejimin sağladığı maddi destek kesilmiş, rejimden sonra yapılan önemli değişikliklerden biri olan yurtdışından alınan teknik malzemelerdeki döviz indirimi kaldırılmıştır.1992 yılında ise enflasyonun iyice artması film üretimindeki maliyetleri yükseltmiş ve ülkede neredeyse önceki yıllara göre film üretilemez duruma gelmiştir.

Yeni dönemde devletin ekonomik krizi bahane ederek sinemaya desteğini kestiğini düşünen entelektüellerle devletin arasındaki çatışma artmış, filmler İslami kurallara uymuyor gerekçesiyle en ağır şekilde sansürle karşılamıştır. Ancak siyasal her türlü değişimden nasibini alan İran sineması, yönetmenlerin alternatif bir sinema anlayışı benimsemeleri, sansürün etkilemeyeceğini düşündükleri belgesel ve kurmaca karışımı bir yaklaşımla film üretmeye başlamaları ile bu dönemden de en az hasarla kurtulmaya çalışmıştır. (Batur,2007,s. 140) Bu noktada bu tarz sınırlamaların yönetmenleri farklı bakış açılarına yönlendirmesinin İran sinemasına yaradığını hatta özgün eserler vermesini sağladığını düşünenler de bulunmaktadır.

Abbas Kiyarüstemi

Abbas Kiyarüstemi

1993 yılında değişen siyasi kadro ve 2. dönem görevine başlayan Rafsancani sayesinde hem toplumsal hem de sinema alanında hissedilir bir gerileme başlamıştır. Farabi Sinema Kurumu’nu yönetenler de bu dönemde değişmiş, bunun sonucunda yabancı film ithali duracak noktaya gelmiş, özellikle dini film projeleri desteklenmiştir. O yıllarda Farabi Sinema Kurumu’nun da amacı İslami bir sinema oluşturmak ve bunun yayılmasını sağlamak olmuştur.

“1993 yılında dini filmleri desteklemek amacıyla Tahran’da ‘Dini Sinema Festivali’ yapılmıştur. Farabi Sinema Kurumu’nun İslami sinemayı oluşturmak ve yaymak için bu yıllardaki amaçları arasında televizyon ve sinema filmlerinin yapımını gerçekleştirmek, mescitlerde sanat gösterileri, parklarda film gösterimleri, taşrada sinema faaliyetleri gibi başlıklar yer alıyordu. Ancak yine de istenilen doğrultuda filmler yapılamamıştır. Bunun nedenlerinden biri sinema tarihinde İslami sinema diye bir olgunun olmayışıdır.”(Batur,2007,s.142)

90’lı yılların en çok beğenilen filmi İrac Tahmasbi’nin Kırmızı Şapka ve Hala Oğlu (1994) filmi oldu. Yine aynı dönemde devlet imkânlarını halkın sevdiği aksiyon filmlerine yöneltti. Mohammed Rıza İlami’nin Engerek Yılanı filmi halk tarafından da sevilince İran sinemasında yeni moda filmler böylece belli olmuş oldu. “Hollywood tarzı İran filmi” olarak adlandırılan, Arnold Schwarzenegger’in ve Silvester Stallone’nun (Rambo) oynadığı tarzdaki bu filmlerin konusu da İran Savaşı, Amerika ile mücadele ve devrim oldu. Yüksek bilet satışı hedeflenen bu filmler de beklenenin aksine savaştan ve şiddetten yorulmuş halk tarafından çok fazla ilgi görmedi. Ahmet Muratpur’un Ateş Seccadesi (1992), Said Alemzade’nin Tehlikenin Üstünde (1995), Naser Mehdipur’un Şok (1995) ve Muhsin Muhsini Naseb’in Hamle (1996) bu tarzda yapılan filmlerdi. (Pour,2005,s. 64)

İran sineması 1997 sonrası çok daha farklı bir döneme girdi. Bu değişimde 23 Mayıs 1997 yılında yapılan seçimlerde muhafazakar kanada karşı büyük bir oy çoğunluğu ile ılımlı kanadı temsil eden Muhammed Hatemi’nin kazanmasının etkisi oldukça büyüktür. 1997 seçimlerinde sinemacılar da siyasal eğilimlerini ortaya koymaktan çekinmemiş, Hatemi’yi desteklediklerini açıkça ortaya koymuşlardır. Hatta Hatemi’nin reklam kampanyası sinemacı Seyfullah Dad tarafından çekilir.(Batur,2007,s.144) Seçimi kazanan Hatemi’nin bu başarısı sonrası kültürel hayatta fark edilir bir canlanma oldu.

“Kültür Bakanlığı artık tutucular olarak anılan ve hala toplumsal gerçekliğin fıkıh temelli açıklamasına bağlı kalan grubun denetiminden çıkıp, çok daha hoşgörülü kültürel siyasaları olan ‘reformcuların’ denetimine girmiştir. Mir Hosseini’nin ‘üçüncü cumhuriyet’ olarak nitelediği bu yeni dönemin, İran sinemasına yansıması söyle olmuştur; Tehmine Milani ‘Do Zan’(İki Kadın, 1998) ve Rahşan Beni İtimad ‘Banu-ye Ordibehest’(Mayıs Kadını,1998) adlı filmlerle, sinemada kadın ve aşk konularının itibarı yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Bu dönemde sinemacılar sansür sınırlarını zorlayarak ne kadar ileri gidebileceklerini görmek istemişler ve bundan dolayı aşkı, kadın-erkek ilişkisini anlatan filmlerde artış olmuştur.” (Güler,2006,s.89)

Özellikle Rahşan Beni İtimad’ın toplumsal değerlerin sürekli değiştiği bir ortamda kocasından ayrılmış, iki yaşında çocuğu olan ve annelik ile kadınlık arasında gidip gelen bir kadının hikâyesinin anlatıldığı ‘Mayıs Kadını’ filmi İran sinemasında özel bir yere sahiptir. Filmde orta sınıf kadının toplumda yaşadığı sıkıntıları dile getirmesinin yanı sıra İran sinemasında cinsel konulara uygulanan kısıtlamalar nedeniyle filmde kadının sevgilisinin filmde hiç görülmemesi ve sevgilinin tüm film boyunca bir mektup, telesekreterdeki bir ses olarak kalması filmi farklı kılıyor. (Güler,2006,s 91)

Tahmineh_Milani_FL

Tahmine Milani

1996’tan 2004’e kadar geçen sürede İran sinemasının en belirgin özelliği filmlerde daha çok toplum sorunlarının, çağdaş insanların sıkıntılarını konu eden filmlerin yapılmış olmasıdır. Bu dönem daha çok dünya gerçeklerinin önemsendiği bir dönem oldu. Rahşan Beni İtamed’in Mayıs Kadını, Nergis, Yabancı, Para filmleri, Tahmine Milani’nin İki Kadın filmi ve Behruz Efhemi’nin Şokeran(Zehir Zemberek), Puran Derahşendi Rabıta filmi bunlara verilebilecek en iyi örneklerdir. (Pour,2005,s. 65)

90’lı yılların başı İran filmlerinin uluslararası festivallere katılımının da belirgin olarak düştüğü yıllar olmasına rağmen;

“Devlet desteği ile sürdürülebilen İran Sineması, 1993’te bir atağa kalkıyor ve 125 uluslararası şenliğe 179 filmle katılıyor ve 34 ödül kazanıyor. Yönetmen Muhsin Makhmalbaf, 1985 yılı yapımı Boykot, 1989 yılı yapımı Takdis Edilenlerin Evliliği, Bisikletçi, 1991 yılı yapımı Evvel Zaman İçinde, 1992 yılı yapımı Aşk Zamanı, 1996 yılı yapımı Bir Anlık Masumiyet ve Gabbeh filmleri ile Rahşan Bani Etemad Kanarya Sarısı, Yabancı Para, Nergis, Mavi Yaşmaklı, filmleriyle 90’lı yıllarda uluslararası alanda önem kazanmaktadır. Aynı şekilde 90’larda devrimin etkisinin kırılmasıyla konu seçiminde de esnek davranıldığını görüyoruz. İran sinemasının önemli yönetmenlerinden Abbas Kiyarüstemi, 1991’de 50.000 kişinin ölümüne neden olan deprem felaketini bir üçlü film olan 1989 yılı yapımı Arkadaşımın Evi Nerede? filmi, 1990 yılı yapımı Hayat Devam Ediyor, 1991 yılı yapımı Zeytin Ağaçları Arasında filmleriyle ele alıyor. 1990 yılı yapımı Yakın Plan filmi ile uluslar arası platforma çıkıp, Oscar adayı oluyor.” (Berber,2011,syf 87)

Özetle tarih boyunca İran’da yaşanan her türlü siyasal değişimden birebir etkilenmiş olan İran sinemasını izleyerek İran tarihine tanıklık etmek bir anlamda mümkün. Bugün her ne olursa olsun geçirdiği onca zorluğa, her türlü baskıya, sansüre, değişime rağmen ayakta kalabilmiş İran sinemasının kendine özgü bir dil yaratması ve dünyada takdir edilen bir noktaya ulaşması elbette kolay olmadı. Tarih boyunca edebiyatta ve sanatın birçok dalındaki başarıları yadsınamaz olan İran 20. ve 21. yüzyılda İslami bir rejime rağmen adını dünyaya duyurdu. İran’ın sinema ile tanıştığı 1900’lü yıllardan 2000’li yıllara kadar siyasal ve toplumsal değişimler bağlamında en özet haliyle anlatmaya çalıştığım İran sinemasında 2000’li yıllar İran sineması kavramının oturduğu bir dönem olduğu için, sadece filmler üzerinden bakmanın daha iyi olacağını düşünüyorum. Bir sonraki ve son bölümde 2000’li yılların olmazsa olmaz filmlerine bakacağız.

Kaynakça

BATUR, Sabire (2007), Siyasal İslam Sinema Örneğinde İran Sineması, Doktora Tezi, İzmir

BERBER, Fatma (2011), Devrim Sonrası İran’da Sinema Endüstrisi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

GÜLER, Hasan (2006), Humeyni Sonrası İran Sinemasında Kadın, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

POUR, Makrokh Shirin,(2005), Tarihsel Gelişimi İçerisinde İran Sinemasını Etkileyen Faktörler, Yüksek Lisans Tezi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi