Tamamen tesadüf üzerine izlediğim bir filmi anlatmak istiyorum. İyi ki izlemişim dediğim bir belgesel film. Bilenler, takip edenler bilir, Documentarist bu yıl 1-6 Haziran tarihleri arasında gerçekleşiyor. Daha önceki tecrübelerime dayanarak, burada ne izlersem izleyeyim mutlaka harika şeyler öğreneceğim diye düşündüğümden, Cumartesi günü sadece uygun saat ve yer (ki Aksanat’ı seçmemde çok sevdiğim “cafe”sinin payı elbet ki var) seçerek o saatte hangi film varsa izlemeye karar verdim. İlk gittiğim filmin başlamasını beklerken kitapçığı karıştırıyordum ve “800 Kilometre Engelli” diye bir filme rastladım. Gösterim aynı gün Aynalı Geçit Etkinlik Mekanı’nda gerçekleşecekti. Bu belgeseli de görmeye -iyi ki- karar verdim. 
[one_half last=”no”][/one_half][one_half last=”no”][/one_half]
Filmi seçmeme neden, iki arkadaşın motosikletle İstanbul’dan Muğla’ya yapacakları yolculuğu merak etmemdi. Benim için bu bir yol filmiydi ve seyahat edecek kişilerin fiziksel engelli olduklarına çok da takılmamıştım. Bu yaptığımın, engellilere yapılan “gözardı”ların sadece bir tanesi olduğunu ise filmi izlemem sayesinde fark ettim. Tıpkı benim gözardı edişim gibi, yaptıklarımızın ve en çok da yapmadıklarımızın aslında onların hayatını ne kadar zorlaştırdığını öğretti bana bu belgesel.

[one_half last=”no”][/one_half]
Filmin iki kahramanı var. Emekli gazeteci Hüseyin Eroğlu her iki bacağını da kullanamıyor, ressam Aydın Erkuş ise ondan bir nebze daha iyi durumda, tek koltuk değneği ile de olsa kendi başına yürüyebiliyor ve motosiklet kullanabiliyor. Hüseyin’i motosikletinin yanına yaptırdığı sepete alıyor ve seyahate başlıyorlar. Bir çırpıda söyledim fakat Hüseyin’in o motosiklete ulaşmak için Büyükada’dan bir kişinin yardımıyla binebildiği vapurun içinde bir koltuğa oturabilmesi için bile atlaması gereken o kadar zor engeller var ki, yola çıkmak için arkadaşı Aydın’ın yanına gidinceye kadar neler yaşamak zorunda kalacağını varın düşünün. Motosiklet yolculuğuna başlaması bile kolay değil, daha 800 km var gidilecek. Sonra görüyoruz ki işin kolay kısmıymış o motosiklete binebilmek. Konaklanacak yerleri seçmek var, engellilere uygun tuvalet bulabilme derdi var, bizim bir çırpıda atlayıverdiğimiz yerleri onlar çok kez düşünüp geçmek zorundalar. İzmir’de rastladıkları bir başka engelli ise İzmir ve Karşıyaka’da kullanabileceği tek bir engelli tuvaleti olmadığı için kilometrelerce ötedeki oteline geri dönmek zorunda. Kolayca tahmin edebilirsiniz ki bunların hiçbiri kolay olmuyor. Türkiye’de 8,5 milyon engelli yaşıyor olmasına rağmen kolay olmuyor. Çünkü bir onları gözardı etmeyi seçiyoruz ve çoğu yapıyı “sağlıklı” addedilen kişilere göre yapıyoruz ne yazık ki.


Bu belgesel bir nebze de olsa gözlerimizi açmamıza yardımcı olmak için var, farkında olmadıklarımızın farkına varmamızı sağlamak için. Böylesi harika bir işi ise sadece 7 kişinin olduğu bir salonda izlemek elbette ki üzücüydü. Documentarist’te ise sadece tek bir gösterimi vardı. Gösterim sonrası yönetmen ve Aydın Bey ile yapılan söyleşiden daha önce İstanbul Film Festivali’nde gösterilmiş olduğunu ve belki Antalya’da gösterileceğini öğrendik. Bir de TRT’den ödül aldığı için yıl içerisinde beş altı kez TRT Belgesel kanalında gösterilecekmiş, en çok da buna sevindim, çünkü böylece  8-10 kişiye ulaşabildiği sinema salonlarından çok daha fazla yere ve kişiye ulaşabilecek. Eğer bir yerlerde rastlarsanız -umarım rastlarsınız – mutlaka zaman ayırın ve izleyin. Çevrenize bakışınızın değişeceğine ve sizi hayatlarını kolaylaştırmak için neler yapabileceğinizi düşünmeye iteceğine eminim.

Yeşim

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi