Vizontele, GORA, Yahşi Batı gibi büyük prodüksiyon filmlerin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, 2011 yapımı Aşk Tesadüfleri Sever filmi ile sinemada daha farklı yapımlarla seyirci karşısına çıkacağının sinyalini vermişti. 4 yıl aradan sonra çektiği ve Esra İnal’ın hayatından uyarlanan 8 Saniye filmi ile farklılaşmaya çalışırken reklam yönetmenliği kafasından pek kurtulamadığını görüyoruz Sorak’ın.  Ülke sinemamızda pek örneğine rastlanmayan şeyler deneyip, özellikle efekt kullanımında farklılıklar yapmaya çalışsa da film; elindeki güzel fikirleri senaryo düzeyinde harcaması, sinematik anlamda kopukluklar taşıması ve karşı durduğu noktaları kullanarak prim yapmaya çalışmasıyla amacından oldukça uzaklaşmış.

Almanya’da doğup büyüyen bir Türk kızı olan Esra çocukluğundan beri gördüğü rüyalarla mücadele etmektedir. Rüyalarında gördüklerinin gerçeğe dönüşmesi Esra için büyük bir gerginlik kaynağı iken rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı noktalar genç kadın için hayatı iyice yaşanmaz kılmaktadır. Hayatına giren insanlarla beraber sorunlarına geçici çözümler bulmaya çalışan Esra kalıcı bir çıkış yolu ararken aynı zamanda bir kadın olarak da her türlü baskıdan uzak ve özgür bir birey olarak yaşamaya çalışmaktadır.

Tanıtım kampanyalarında “Eğer hayatınız 8 saniye olsaydı onu nasıl yaşardınız?” sloganıyla duyurulan film, Güneş’in Samanyolu etrafındaki bir tam dönüşünün, yani bir yılının 255 milyon yıl sürdüğünü ve bunun da dünyada 8 saniyeye denk geldiğini söyleyerek açılıyor. Zaman-mekan kavramı üzerinden ilerleyebileceğini hissettiren film adını aldığı bu 8 saniye kavramına bir daha hiç değinmiyor. Finalde aynı cümle bir kez daha tekrar ediliyor sadece. Hal böyle olunca karizmatik bir isim verip, bunu filmde iki cümleyle geçiştirmek bir pazarlama stratejisinden başka bir anlam ifade etmediği gibi seyircide de bir hayal kırıklığı oluşuyor.

8 Saniye ilk sahnesinden itibaren aslında size nasıl bir film olacağını hissettiriyor. Arkasına hem Türkiye’den hem Almanya’dan pek çok büyük yapımcı firmanın desteğini almış büyük bir prodüksiyon olarak kabul edebileceğimiz film, Sorak’ın önceki işlerinin kalitesine yaklaşamıyor bile. Esra rüyalarıyla ilgili oldukça ciddi hisler yaşayan bir birey. Günlük yaşamına oldukça etki ediyor rüyalarında gördükleri. Film de genel olarak bu rüya sekanslarından oldukça besleniyor. Eğer layıkıyla yapılabilseymiş filmin teknik seviyesini oldukça yukarıya çekebilecek ve anlatım düzeyinde de filme yoğun katkı sağlayabilecek bu sahneler yerli örneklerle karşılaştırıldığında belki başarılı kabul edilebilir fakat dünyadaki örnekleri hatırladığımızda 8 Saniye’nin görsel efektleri buram buram yapaylık kokuyor. Dramatik yapısını bu görseller üzerine kurduğu için bütün rüya bölümleri için olmasa bile genel olarak efektlerin amatörlüğü filmin içinde kalmayı oldukça güçleştiriyor.

Filmde Esra karakterinin gördüğü rüyalar ve bunların hayatına etkilerinin yanında bir kadın olarak varoluş mücadelesini de izliyoruz. Ablasının evinde kaldığı dönemde eniştesinin etek boyuna ve eve geliş gidiş saatine karışması, evlenirken beline kırmızı kuşak bağlanmasını reddetmesi, evlendiğinde kocasının Esra’nın çalışıp kendi parasını kazanan bir birey olmasını kabul edememesi ve yürümediğinde evliliğini sonlandırabilecek cesareti gösterebilmesi özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen kadın tasviri açısından önemliydi. Fakat böyle feminist bir temsilde Esra karakterinin bütün film boyunca memelerinin gözümüze gözümüze sokulması ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ dedirtti. Sadece birkaç sahnede olsa ‘evet iç mekan sahneleri, ev hali doğallığını bozmamak adına yapılmış’ deyip görmezden gelinebilirdi fakat bir noktadan sonra bu durum rahatsız edici olmaya başlıyor. Kadına yönelik kokuşmuş algıları kırmak isteyip bunun tam tersi hareket edilince, Çılgın Dershane mantığıyla seksapaliteden medet umulunca yapılanın pek de samimi olmadığı gibi bir algı oluşuyor.

Filmin aksayan önemli noktalarından bir başkası da hikaye içinde bir defa görülüp herhangi bir yere bağlanmayan bölümler. Bunun en uç örneği Yılmaz Erdoğan’ın bir derviş olarak gözüktüğü sahne. Semazenlerin estetik dönüş ritüelleri üzerinden görsel güzellik yakalama çabası sinemamızda belki milyonuncu kez karşımıza çıkarken, bu sahnenin Yılmaz Erdoğan’ın bir şiir okumasıyla bitmesi de ‘tutar bu tutar’ stratejisinden başka bir amaca hizmet etmiyor maalesef. BKM yapımcılığından çıkan filmlerde seyirciyi filmlere çekmek için fragmanda gösterme çabası mıdır bilinmez fakat Erdoğan’ın artık böyle küçük rollerle filme eklenmesi kabak tadı verdi. Benzer bir durumu Bana Masal Anlatma filminde de görmüştük.

Filmde anlatım olarak zaten kalıplaşmış formüller kullanılırken (ideal erkekle tanışma, bolca mumla yaratılan romantizm, kapanan kapıyla verilen ayrılık), hiçbir yere ulaşmayan özlü sözler silsilesi de bir yerden sonra hikayeden uzaklaşmanıza sebep oluyor. Yan karakterlerin gelişimine dair herhangi bir gösterge verilmeden ilerleyen bölümlerde keskin değişimler içine girmeleri de filmin havada kalan başka bir bölümü. Gelenekçi kötü eniştenin nereden geldiği belli olmayan aydınlanmayla davranışlarından pişmanlık duymasının altı kesinlikle biraz daha doldurulmalıydı. Finalde nereye varacak diye merak ettiğiniz film, bir kişisel gelişim kitabı havasında son bulunca da hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Sanki Esra İnal bir mistik, ruhani bir lidermiş de film onun halkla ilişkiler çalışmaları için hazırlanmış gibi. Aşk Tesadüfleri Sever filminde de anlatımını müziklerle desteklemeyi seçen Ömer Faruk Sorak, bu filmde de aynı yöntemi kullanmış. Fakat önceki filmin yapısı itibariyle sırıtmayan ve filme oturan bu durum 8 Saniye’de yorucu bir etki yaratıyor. Müziksiz neredeyse hiçbir sahne bulunmazken, bir müzik bitmeden başka bir müziğin girmesi geçiş anlamında sinemanın onlarca nimetinden yararlanmayıp kolaya kaçmak olmuş.

Modigliani ve Kayıp Şehir gibi filmlerin sinematografi departmanlarında yer almış Emmanuel Kadosh’un görüntü yönetmenliğinin filmin artı yönlerinden olduğunu belirtebiliriz. Çekimleri Berlin, İstanbul, Mardin ve Meksika’da gerçekleştirilen 8 Saniye, dış mekan çekimlerindeki başarısını filmin geneline yayamadığı için teknik düzeyde zayıf kalıyor. Esra İnal’ın kendisini canlandırdığı filmde Fırat Çelik, Fahri Yardım, Mehmet Kurtuluş, Salih Kalyon gibi önemli oyuncular üzerlerine düşeni iyi şekilde yerine getiriyorlar. Hikayenin çözümünü Meksikalı yazar Don Miguel Ruiz ile gerçekleştiren filmde yazar da konuk oyuncu olarak karşımıza çıkıyor.

Büyük vaatlerle sunulan ve yüksek bir beklenti oluşturan 8 Saniye filmi ne yazık ki Ömer Faruk Sorak’ın en zayıf işlerinden biri. Yönetmenin önceki filmlerinde de beraber çalıştığı Nuran Evren Şit’in Esra İnal ile beraber oluşturduğu senaryo başka eller tarafından yazılsaymış, lucid dream, astral seyahat gibi ögelerle desteklenip çok daha farklı ve etkili bir film oluşturulabilirmiş. Herhangi bir yere bağlanmayan bölümleri, görsel efektlerin yapaylığı ve kişisel gelişim kitabı tadında finaliyle sadece ana akım sinema izleyicisini tatmin edebilecek bir film.

Vizontele, GORA, Yahşi Batı gibi büyük prodüksiyon filmlerin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, 2011 yapımı Aşk Tesadüfleri Sever filmi ile sinemada daha farklı yapımlarla seyirci karşısına çıkacağının sinyalini vermişti. 4 yıl aradan sonra çektiği ve Esra İnal’ın hayatından uyarlanan 8 Saniye filmi ile farklılaşmaya çalışırken reklam yönetmenliği kafasından pek kurtulamadığını görüyoruz Sorak’ın.  Ülke sinemamızda pek örneğine rastlanmayan şeyler deneyip, özellikle efekt kullanımında farklılıklar yapmaya çalışsa da film; elindeki güzel fikirleri senaryo düzeyinde harcaması, sinematik anlamda kopukluklar taşıması ve karşı durduğu noktaları kullanarak prim yapmaya çalışmasıyla amacından oldukça uzaklaşmış. Almanya’da doğup büyüyen bir Türk kızı olan Esra çocukluğundan beri gördüğü rüyalarla mücadele etmektedir. Rüyalarında gördüklerinin gerçeğe dönüşmesi Esra için büyük bir gerginlik kaynağı iken rüya ile gerçeğin birbirine karıştığı noktalar genç kadın için hayatı iyice yaşanmaz kılmaktadır. Hayatına giren insanlarla beraber sorunlarına geçici çözümler bulmaya çalışan Esra kalıcı bir çıkış yolu ararken aynı zamanda bir kadın olarak da her türlü baskıdan uzak ve özgür bir birey olarak yaşamaya çalışmaktadır. Tanıtım kampanyalarında “Eğer hayatınız 8 saniye olsaydı onu nasıl yaşardınız?” sloganıyla duyurulan film, Güneş’in Samanyolu etrafındaki bir tam dönüşünün, yani bir yılının 255 milyon yıl sürdüğünü ve bunun da dünyada 8 saniyeye denk geldiğini söyleyerek açılıyor. Zaman-mekan kavramı üzerinden ilerleyebileceğini hissettiren film adını aldığı bu 8 saniye kavramına bir daha hiç değinmiyor. Finalde aynı cümle bir kez daha tekrar ediliyor sadece. Hal böyle olunca karizmatik bir isim verip, bunu filmde iki cümleyle geçiştirmek bir pazarlama stratejisinden başka bir anlam ifade etmediği gibi seyircide de bir hayal kırıklığı oluşuyor. 8 Saniye ilk sahnesinden itibaren aslında size nasıl bir film olacağını hissettiriyor. Arkasına hem Türkiye’den hem Almanya’dan pek çok büyük yapımcı firmanın desteğini almış büyük bir prodüksiyon olarak kabul edebileceğimiz film, Sorak’ın önceki işlerinin kalitesine yaklaşamıyor bile. Esra rüyalarıyla ilgili oldukça ciddi hisler yaşayan bir birey. Günlük yaşamına oldukça etki ediyor rüyalarında gördükleri. Film de genel olarak bu rüya sekanslarından oldukça besleniyor. Eğer layıkıyla yapılabilseymiş filmin teknik seviyesini oldukça yukarıya çekebilecek ve anlatım düzeyinde de filme yoğun katkı sağlayabilecek bu sahneler yerli örneklerle karşılaştırıldığında belki başarılı kabul edilebilir fakat dünyadaki örnekleri hatırladığımızda 8 Saniye’nin görsel efektleri buram buram yapaylık kokuyor. Dramatik yapısını bu görseller üzerine kurduğu için bütün rüya bölümleri için olmasa bile genel olarak efektlerin amatörlüğü filmin içinde kalmayı oldukça güçleştiriyor. Filmde Esra karakterinin gördüğü rüyalar ve bunların hayatına etkilerinin yanında bir kadın olarak varoluş mücadelesini de izliyoruz. Ablasının evinde kaldığı dönemde eniştesinin etek boyuna ve eve geliş gidiş saatine karışması, evlenirken beline kırmızı kuşak bağlanmasını reddetmesi, evlendiğinde kocasının Esra’nın çalışıp kendi parasını kazanan bir birey olmasını kabul edememesi ve yürümediğinde evliliğini sonlandırabilecek cesareti gösterebilmesi özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen kadın tasviri açısından önemliydi. Fakat böyle feminist bir temsilde Esra karakterinin bütün film boyunca memelerinin gözümüze gözümüze sokulması ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ dedirtti. Sadece birkaç sahnede olsa ‘evet iç mekan sahneleri, ev hali doğallığını bozmamak adına yapılmış’ deyip görmezden gelinebilirdi fakat bir noktadan sonra bu durum rahatsız edici olmaya başlıyor. Kadına yönelik kokuşmuş algıları kırmak isteyip bunun tam tersi hareket edilince, Çılgın Dershane mantığıyla seksapaliteden medet umulunca yapılanın pek de…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Herhangi bir yere bağlanmayan bölümleri, görsel efektlerin yapaylığı ve kişisel gelişim kitabı tadında finaliyle sadece ana akım sinema izleyicisini tatmin edebilecek bir film.

Kullanıcı Puanları: 3.93 ( 14 votes)
45
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi