Fransız Yeni Dalga akımının yönetmenleri söz konusu olduğunda nasıl Truffaut ve Godard ilk aklımıza gelen isimler arasında yer alıyorsa, bakış açımızı akımın oyuncularına çevirdiğimizde karşımıza çıkan isim ise, 57 yıllık kariyeriyle Jean-Pierre Léaud oluyor. 14 yaşında sinema hayatına başlayan Léaud’yu, bugün girdiği 71. yaşı vesilesiyle kadrajımıza aldık!

Bertolucci, Paris’te yaşanan ’68 ayaklanmalarını beyazperdeye yansıttığı filmi The Dreamers’ı, Jean Pierre Léaud’nun yaptığı bir konuşmayla başlatır. Dönemin Kültür Bakanı André Malraux’nun, La Cinémathéque’in kurucusu Henri Langois’nın işine son vermesine yönelik bir tepki niteliğinde olan bu konuşma, Léaud için ise yeni bir sahne ya da metin değildir. Zira aktör, başrolünde yer aldığı 1968 yapımı Baisers Volés’nin çekimlerinin başlamasından dört gün sonra yaşanan bu olayı, Truffaut’nun film senaryosuna dahil etmesiyle beyazperdede canlandırmıştır bile. Dolayısıyla Bertolucci, The Dreamers filmiyle La Cinémathéque, Henri Langlois ve François Truffaut’ya bir şapka çıkarırken, hikayesini gerçek hayattan alan bu olayı da Léaud’nun bir kez daha canlandırmasını sağlayarak, aktörün bir nevi sembol oyuncu haline gelmesini sağlar.

Jean-Pierre Léaud’yu Yeni Dalga’nın sembolik bir oyuncusu haline getiren tek sebep bu değildir elbette. Zira Léaud’nun kariyeri, 14 yaşında François Truffaut’nun ilk filmi olan 400 Darbe’de yer almasıyla başlar ve bu performansı Yeni Dalga akımı için süresiz bir vize almasını sağlar. Godard ve Eustache gibi yönetmenlerin yapımlarında da yer alan oyuncunun, en önde gelen eserlerini ise kuşkusuz ki Antoine Doinel serisi oluşturur. 

Truffaut’nun alt benliği olarak Antoine

Daha 13 yaşındayken beş yatılı okuldan kaçmış olan Jean-Pierre Léaud ile François Truffaut’nun çocukluğu arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Zira Truffaut okula gitmediği zamanlar için  uydurduğu bahaneler dolayısıyla ailesi ve okul müdürüyle problemler yaşarken, Léaud da benzer bir şekilde ailesiyle çelişki halindedir; tıpkı 400 Darbe’de Léaud’nun canlandırdığı Antoine karakterinde olduğu gibi… Dolayısıyla Truffaut’nun, sinemasını yönlendirecek ilham kaynağını kendi çocukluğunun benzer bir versiyonu olan Léaud’nun yaşamında bulması hiç de şaşırtıcı değildir. Truffaut, yarı-otobiyografik olarak ilerleyeceği hikayesinde Antoine’ı kendi geçmişinin buğulu bir yansıması olarak nasıl ifade ediyorsa, Antoine’ı canlandıran Léaud da bu yansımanın bir parçası olarak aynanın öteki yüzünde yer alır. Zira, Antoine serisini çekerken belli kurallara bağlı kalmayıp spontane diyaloglarla ilerleyen Truffaut, bu gücü nereden bulduğunun sorulması üzerine “Jean-Pierre Léaud” cevabını verir. Léaud, Truffaut için senaryolarını oluştururken yaşam haritasını beraber çizdiği bir isimdir. Antoine ise bu bileşimden çıkan bir karakter olarak, hem Truffaut hem de Léaud’nun hayatına ekrandan ettiğimiz tanıklıktır.

Truffaut ve Antoine karakteri arasındaki benzeşim ise, yönetmenin hayatında ikinci (hatta psikolojik olarak birincil) baba görevi gören André Bazin noktasında son bulur. Zira Truffaut’nun zorlu yıllarında elinden tutan ve onu sinema eleştirmenliğine yönlendiren isim olarak André Bazin karşımıza çıkarken, Antoine’ın hayatında böyle bir kişilik yoktur. Odak noktasını Léaud’ya, yani gerçek hayata çevirdiğimizde ise, bu baba figürünü bu kez de Truffaut’nun Jean-Pierre Léaud’nun hayatında oynadığını görürüz. Öyle ki, 400 Darbe filminin çekimlerine yaralı bir şekilde gelen Léaud’yu gören Truffaut, içinde bulunduğu psikolojik sahiplenme duygusuyla planladığı çekimleri değiştirerek, filmi daha sert bir hale getirme kararı alır. Film artık ciddileşmiştir, hakimiyet komedi unsurlarında olmamalıdır. Léaud ise, filmi kurguda izlediği zaman bunun farkına varacaktır. Çekimler boyunca gülüp eğlenen 14 yaşındaki çocuk, kendi hayatıyla benzeştirdiği görüntüleri ekranda izleyince gözyaşlarını tutamayacaktır.

Antoine Doinel serisi; Antoine et Colette (1962), Baisers Volés (1968), Domicile Conjugal (1970) ve L’Amour en Fuite (1979) filmleriyle devam eder. Tanıklık ettiğimiz, bir çocuğun büyüme evrelerinde yaşadıklarıdır. Bu sırada yukarıda verdiğimiz ’68 örneği ve Truffaut’nun özel hayatında yaşadıkları ise seriye malzeme olan diğer unsurlardır.

“Truffaut babam ise Godard amcamdır.”

Truffaut, çocukluktan yetişkinliğe geçişini yakından izlediği Léaud’nun, başarılı bir isim olarak diğer projelerde de yer almasını ister; ki Léaud, yalnızca oyuncu olarak değil, yönetmen asistanı olarak da sinemanın tozunu yutar. Godard’ın yanında çalışan Jean-Pierrre Léaud, böylece yönetmenin hem kamera arkası, hem de önünde yer alır. Özellikle Masculin Féminin, Made in USA gibi filmleriyle ses getiren Léaud, imza attığı bu başarılı işlerin yanına ileriki yıllarda daha birçoklarını ekleyecek ve şöyle diyecektir: “Truffaut babam ise Godard amcamdır.”

Jean Pierre Léaud’nun filmografisi, Fransız sinemasının başarılı örneklerinin sıralandığı bir liste gibidir adeta. Olivier Assayas’ın Paris s’éveille, Philippe Garrel’in La Naissance de l’Amour, Aki Kaurismäki’nin La Vie de Bohème gibi filmlerinde de yer alan oyuncunun, en başarılı yapıtı olarak ise Jean Eustache’ın La Maman et la Putain filmi değerlendirilebilir. Diyaloglar üzerinden ilerleyen film, gerek yoğun felsefi tabanı, gerekse politik duruşu ile Jean-Pierre Léaud filmografisi içinde mutlaka izlenmesi gereken yapımlar arasında yer alır.

Jean-Pierre Léaud, bugün 71. doğum gününü kutluyor. Umuyoruz ki nicelerini kutlamaya da devam edecek. Kim bilir, belki bir başyapıtla daha sinemaseverleri mutlu eder…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi