Bu başlığı okuyunca insanın aklına ilk olarak şans geliyor olmalı. Yazı ya da tura, evet ya da hayır, olumlu ya da olumsuz, ölüm ya da yaşam… Bunlardan birine denk gelme ihtimalimiz her zaman %50-50dir. Evden ekmek almaya çıktığımızda da aslında bu oran devam eder. Eve geri dönme ihtimalimiz bile yarı yarıyadır. Ummadığınız bir yerde umulmadık bir olayla karşılaşıp tüm hayatınızın seyri bir anda değişebilir. İşte 50/50’de bu fikirden yola çıkarak gerçek bir hayat hikayesinden esinlenen dramatik bir konuyu ele alıyor: Kanser… Ne kadar yakıştıramasak da çağımızın hastalığı olan kanserin 100’e yakın farklı türü olduğunu biliyor muydunuz? 

Karakterimiz Adam, 27 yaşında radyoda çalışan genç bir adamdır. Sigara içmeyen, alkol ve uyuşturucu kullanmayan ve her sabah düzenli spor yapan Adam nadir görülen bir kanser türüne yakalanır. Sırtında bir tümör vardır ve ölümcül olabilir. Sevgilisiyle problemler yaşayan Adam ve en yakın arkadaşı Kyle bu zor süreci hep beraber aşmaya çalışıyor ama pek alışıldık olmayan yöntemlerle. 

Başta da söylediğim gibi gerçek bir hayat hikayesi. Senaryo Amerika’da yayınlanan popüler bir TV show’unun metin yazarı olan Will Reiser  tarafından kaleme alınmış. Senaristin en yakın arkadaşı, yani bu süreçte ona en destek olan kişi filmde de aynı misyonu üstlenerek kendini canlandıran Seth Rogen oluyor. Seth daha önce Knockout, Superbad gibi benzer Amerikan komedilerinde izleyici karşısına çıkmıştı. Başrolde ise (şahsen kendisini tip olarak Heath Ledger’la fazlasıyla özdeşleştirdiğim ve bu sebepten pek bir sempatik bulduğum) Joseph Gordon-Levitt yer alıyor. Kendisini daha önce Inception, (500) Days of Summer’dan tanıyoruz. Adam’ın güzel kız arkadaşını da daha önce Sudaki Kız filminde bir su perisine ve The Village’da karşılaştığımız gözleri görmeyen cesur Ivy karakterlerine hayat vermiş olan Bryce Dallas Howard canlandırıyor. 

Kanser ve kansere yakalanma olgusunun etrafında dönen film aslında gerçekçi bir tablo sunmuyor. Hastanın yaşadığı buhranlar, fiziksel acılar çok fazla göz önüne serilmiyor. Belki de bu süreçlerden geçmiş birisi olarak Reiser bu yönlerini özellikle yazmak istemedi. Her şeye rağmen sükunetini koruyan Adam son sahnelere kadar acısını neredeyse belli bile etmiyor. 

Hayatımızın pamuk ipliklerine bağlı olduğunu, bir sabah bir kelimeyle hayatımızın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını dramatik ama esprili bir dille anlatan film bu anlamda türdeşleriyle yol ayrımına geliyor. Hastalığın kasvetli havasını hissetirip, belli etmeden bizi hayatla ilgili sorgulamalara sürüklüyor. 

Kısacası 50/50 çok fazla irdelemeye gerek duymadan hayatın değerini, derin manalar karıştırmadan günlük yaşamın koşuşturmasında bir kez daha anlatarak ona sıkı sıkıya tutunmanıza neden olacak. 

İyi seyirler… 

Filmden Birkaç detay:  

  • Adam hayatta hiç yapmadığı şeylerin listesini çıkarırken, bugüne kadar hiç Kanada’ya gitmemiş olduğunu da yazıyor. Ama bu sahnelerin tamamı Kanada’da çekilmiş.:)
  • Gordon-levitt’in saçlarını kazıdığı sahne provalarda çekilmiş. Rogen ve Gordon-levitt rollerini çalışırken birden Gordon-levitt saçlarını kazımaya başlamış ve sahnedeki doğaçlama konuşma gerçekleşmiş.
  • Filmin ismini çekimler sırasında Bryce Dallas Howard önermiş ve neredeyse yarısı tamamlanmış olan filmin adını 50/50 olarak değiştirmişler.
  • Garip tesadüflerin uğuruna inanan Joseph Gordon-Levitt (500) Days of Summer’dan sonra ikinci defa 5 ve 0’la başlayan bir ismi olan filmde yer alıyor olmasının altında bir sebep olduğunu düşünüyormuş.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi