Ünlü düşünür Theodor Adorno’nun “kültür endüstrisi” kavramsallaştırmasının on yıllardır sinemada kendisini ürettiği bir gerçek. Özellikle ana akım sinemada son yıllarda bir standartlaşmanın gırla gittiğini söylemek mümkün. Tarihi epik dramalar da bundan nasibini almakta. Nasıl 2000’lerin başında Gladyatör’ün tarihi etkisini “Son Samuray”, “Cennetin Krallığı” gibi filmlerde hissetmişsek; “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin ardından da fantastik esintiler,  yeni gişe canavarlarına hakim olmuş durumda.

“47 Ronin” iki etkiyi bir araya getiriyor. 18. yüzyılda Japonya’da doğan bir efsaneyi temel alan filmde bir kumpasa kurban giden liderleri Lord Asano’nun intikamını almak isteyen samurayların hikayesi anlatılıyor. Başsız kalan samuraylara verilen isimle birer ronin haline gelen kahramanlarımıza bir melez olan Kai eşlik ediyor. Kai ve arkadaşları sadece insanlara karşı değil; yaratıklara ve büyücülere karşı da mücadele veriyorlar.

“47 Ronin”i karşılaştırılmasının kaçınılmaz olduğu “Son Samuray”dan ilk ayıran nokta fantezi yapısında ortaya çıkıyor. Tarihi doku ile fantastik anlatıyı birleştiren yapı açıkçası pek başarılı işlemiyor. Bunun en büyük nedeni bu dokunuşun fazlasıyla eğreti ve pastiş gibi durması. Yer yer “Yüzüklerin Efendisi”ni ya da “Karayip Korsanları”nı izlediğinizi hissederken paralel olarak Japon kültürüne yapılan atıflar tutarsızlık yaratıyor. İkinci nokta ise Tom Cruise ile Keanu Reeves’in karakter farklılıkları. Tom Cruise’un karakterinin “Son Samuray”da geçirdiği değişimin aksine Keanu Reeves, daha çok etrafındaki samuraylarda değişime neden oluyor. Fakat Kai karakterinin geçmişi ile ilgili fazla bilgi verilmemesi, onun gelişiminin önünü tıkıyor. Daha önce çok kez “seçilmiş kişi”yi canlandıran aktörün seçilme nedeni pek de anlaşılmıyor.

47 Ronin - Filmloverss 1

Filmin bir diğer sıkıntısı ise Lord Kira ile büyücüsü etrafında şekillenen kötülüğün, izleyiciyi pek etkilememesi. Lord Kira zaten silik bir karakterken büyücüsünün kırılma anlarında etkisiz kalması izleyiciye pek inandırıcı gelmiyor.

Efsanenin abartılı bir yorumu olmasına karşın artı hanesine yazılması gereken nokta dinginlik. Son zamanlarda diğer fantastik filmlerin sırtını dayadığı devasa savaş sahnelerine rastlamıyoruz. Hatta sadece kişisel intikam öyküleriyle karşı karşıya kaldığımız söylenebilir. Her ne kadar klişelere ve kültürel kodlara bağlı kalsa da “47 Ronin”in adeta akmasını sağlayan dengeli bir hikaye anlatımından söz etmek mümkün. Samuraylığın kodlarını içeren “bushido” kavramı, her an raydan çıkabilecek olan hikayeyi dengede tutmayı başarıyor.

180 milyon doları garanti ata oynamaya çalışan ve yakın dönem “tutmuş” projelerden fazlasıyla esinlenen yapımcıların nefesini ensemizde hissetsek de… Adorno ile açtık, tekrar onunla kapatalım: “47 Ronin” izleyiciye arzu ettiği o iki saatlik doyumu yaşatan, kendimizi unuttuğumuz ve yeniden kodlandığımız bir pazar günü eğlencesi olmayı başarıyor. Sanırım günümüzde bunu bile nimet saymalıyız.

Ünlü düşünür Theodor Adorno’nun “kültür endüstrisi” kavramsallaştırmasının on yıllardır sinemada kendisini ürettiği bir gerçek. Özellikle ana akım sinemada son yıllarda bir standartlaşmanın gırla gittiğini söylemek mümkün. Tarihi epik dramalar da bundan nasibini almakta. Nasıl 2000’lerin başında Gladyatör’ün tarihi etkisini “Son Samuray”, “Cennetin Krallığı” gibi filmlerde hissetmişsek; “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin ardından da fantastik esintiler,  yeni gişe canavarlarına hakim olmuş durumda. “47 Ronin” iki etkiyi bir araya getiriyor. 18. yüzyılda Japonya’da doğan bir efsaneyi temel alan filmde bir kumpasa kurban giden liderleri Lord Asano’nun intikamını almak isteyen samurayların hikayesi anlatılıyor. Başsız kalan samuraylara verilen isimle birer ronin haline gelen kahramanlarımıza bir melez olan Kai eşlik ediyor. Kai ve arkadaşları sadece insanlara karşı değil; yaratıklara ve büyücülere karşı da mücadele veriyorlar. “47 Ronin”i karşılaştırılmasının kaçınılmaz olduğu “Son Samuray”dan ilk ayıran nokta fantezi yapısında ortaya çıkıyor. Tarihi doku ile fantastik anlatıyı birleştiren yapı açıkçası pek başarılı işlemiyor. Bunun en büyük nedeni bu dokunuşun fazlasıyla eğreti ve pastiş gibi durması. Yer yer “Yüzüklerin Efendisi”ni ya da “Karayip Korsanları”nı izlediğinizi hissederken paralel olarak Japon kültürüne yapılan atıflar tutarsızlık yaratıyor. İkinci nokta ise Tom Cruise ile Keanu Reeves’in karakter farklılıkları. Tom Cruise’un karakterinin “Son Samuray”da geçirdiği değişimin aksine Keanu Reeves, daha çok etrafındaki samuraylarda değişime neden oluyor. Fakat Kai karakterinin geçmişi ile ilgili fazla bilgi verilmemesi, onun gelişiminin önünü tıkıyor. Daha önce çok kez “seçilmiş kişi”yi canlandıran aktörün seçilme nedeni pek de anlaşılmıyor. Filmin bir diğer sıkıntısı ise Lord Kira ile büyücüsü etrafında şekillenen kötülüğün, izleyiciyi pek etkilememesi. Lord Kira zaten silik bir karakterken büyücüsünün kırılma anlarında etkisiz kalması izleyiciye pek inandırıcı gelmiyor. Efsanenin abartılı bir yorumu olmasına karşın artı hanesine yazılması gereken nokta dinginlik. Son zamanlarda diğer fantastik filmlerin sırtını dayadığı devasa savaş sahnelerine rastlamıyoruz. Hatta sadece kişisel intikam öyküleriyle karşı karşıya kaldığımız söylenebilir. Her ne kadar klişelere ve kültürel kodlara bağlı kalsa da “47 Ronin”in adeta akmasını sağlayan dengeli bir hikaye anlatımından söz etmek mümkün. Samuraylığın kodlarını içeren “bushido” kavramı, her an raydan çıkabilecek olan hikayeyi dengede tutmayı başarıyor. 180 milyon doları garanti ata oynamaya çalışan ve yakın dönem “tutmuş” projelerden fazlasıyla esinlenen yapımcıların nefesini ensemizde hissetsek de… Adorno ile açtık, tekrar onunla kapatalım: “47 Ronin” izleyiciye arzu ettiği o iki saatlik doyumu yaşatan, kendimizi unuttuğumuz ve yeniden kodlandığımız bir pazar günü eğlencesi olmayı başarıyor. Sanırım günümüzde bunu bile nimet saymalıyız.

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi