Bu hafta beşinci bölümü yayınlanan 46 Yok Olan, önceki bölümlerin aksine son derece düşük tempolu, genel dizi akışının dışında uzatılmış, tüm aksiyonu son on dakikaya sığdırılmış adeta bir ara bölümle ekrana geldi.

Geçen hafta Doğan’ın partneriyle yaşadıkları, Murat’ın kaçak ameliyathanede başına gelenler, Selin’in gizli operasyonuyla ilgili verilen parçalar gibi dizinin geneline yayılarak heyecanımızı dinç tutan detaylar yerine, bu bölümde etkili bir başlangıç sonrası akmayan, dizinin yaklaşık son on dakikasına kadar ağır aksak ilerleyen ve tüm aksiyonu şekillendirecek çözümlemelerin son on dakikaya sığdırıldığı bir bölüm izledik.

***Bu yazı 46 Yok Olan 5. bölümü hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Son derece başarılı bir açılış sekansıyla başlayan dizi ne yazık ki bu tempoyu koruyamadı. Murat’ın alter egosunun kendine yazdığı mektupla gerçekleri Murat’ın da bilmesi sağlandı. Zekice ve esprilerle zenginleştirilmiş mektup ve sonrasında karışımı hazırladıktan sonra ilacı almadan hemen önce aynadaki kendine bakış dizinin öne çıkan sahnelerindendi. Bu etkileyici girişin ardından yine iyi bir bölüm izleyeceğimizi umarken, gidişat hiç de beklediğimiz gibi olmadı.

46 Yok Olan 5. Bölüm: Sıkıştırılmış Aksiyon!

Az önce bahsettiğim üzere, dizinin neredeyse 35 dakikası boyunca çoğunlukla yavan sahnelere maruz kaldık. Murat’ın Sude’den ilaç almak için gittiği barda rastgele bir kadınla “emojiler üzerine” ettiği anlamsız sohbet, Yıldız hanımla torunun çilek reçeli kavanoz sahnesinde yaşananlar gibi sahneler aksiyon ne zaman başlayacak beklentisini giderek artırdı. Bu bölümde genel olarak dizinin ilk bölümlerindeki salt gerilim-polisiye havasından bilinçli olarak uzaklaşılarak biraz daha esprili ve komik diyaloglara yer verilmeye başladığını fark ettik.

Üçüncü hafta sonrasında yayınlanan dördüncü bölüm tanıtım fragmanında verilen sahneleri beşinci bölümün kapanışında izlemekse dizinin ağır ilerleyişindeki sıkıntıyla ilgili kafalarımızda soru işaretleri yaratıyor. Sıkıntı fragman kurgusunda mı oldu, yoksa bölümler arası kurguda mı?

Olayların temposunun arttığı son on dakikaya gelirsek, Murat’ın peşindeki adamların onu korumak için mi yoksa kaçırmak için mi olduklarına karar veremedik. Ferit’in akşam yemeğine gelen kızı ve torunuyla tanıştırıldığımız sahnesinin kısa süreli bir şok yaşattığını itiraf etmeliyim. Fakat, torununun çilek reçeli sorduğu ve anneannesinin güzel yaptığını söylediği sahne izleyiciyi aptal yerine koyarak, tabiri yerindeyse gözümüze parmak sokmaktan başka bir şey değildi. Zaten bölüm başında Yıldız hanımla uzun uzun verilen reçel sahnesinin üzerine, böyle bir dizinin izleyicilerine bunu reva görmemesi gerekiyordu. Önceki bölümlerde tahmin ettiğimiz üzere Ceyla ilacı kullandı ve Murat’ınkine benzer bir dönüşüm yaşadı. Muhtemelen alter egonun mektubunda bahsettiği ertesi gün utancını bu kez Ceyla yaşayacak. Öte yandan Salim’in ağlama sahnesi suçluluk gözyaşları olarak yorumlanabilirken Murat’ın babasının cinayetinde payı olabileceği şüphesini uyandırıyor.

Özetle bu hafta 46 Yok Olan’da zor bir bölüm izledik. Akmayan, son dakika aksiyonlarıyla kotarılmaya çalışılan, yer yer izlemekten sıkıldığımız bir bölüm oldu. Dizinin sonraki bölümleri için bağlayıcı ve geçiş niteliğinde olsa da, bireysel olarak değerlendirdiğimde bu bölümün yavan kaldığını belirtmeliyim. İlk bölümlerde alıştırdığı kurgudan sonra bu şekilde devam etmesi izleyicisini kaybetmesi gibi ciddi tehlikelere yol açabilir.

  • Neşe Selimoğlu

    Bu dizinin 60 dakika olması övünülecek bir şeymiş gibi sunuldu başlarda; ama bir dizinin süresinin 60 dakika olmasıyla, bu 60 dakika içinde neler yapılabildiği ayrı konular. Süresi 45 dakika olan yabancı bir diziyi izlerken hissettiğimiz doluluk hissini ne yazık ki bu 60 dakika içerisinde ulaşamıyoruz. Süresi 60 dakika ama konuyu işleyiş biçimi 120 dakikalık bir diziyle aynı gevşekliğe ve nasıl etsek de süreyi doldursak kaygısıyla dolu. Oysa bu 60 dakika içerisinde neler yapılırdı neler. Yabancı dizilerde gördüğümüz kotarım tekniğini kullanarak şu ana kadar izlediğimiz 4 bölümü tek bir 60 dakikaya sığdırmamız bile mümkün. Yani demek istediğim; genel dizi sürelerinin yarattığı zaman algısı deformasyonuna uğramış haldeyiz; dünyaya ağır çekim akmaya devam ediyoruz. Millet aya giderken, biz hep yaya kalıyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi