Festivalin üçüncü gününde seyrettiğim üç filmden ikisi festivalin ve ödül sezonunun ağır toplarından Stronger ile Molly’s Game olurken, günün en güzel sürprizi keşif bölümünden İran yapımı Ava oldu.

Ava

ava-filmloverss

İran Sineması, Dünya Sineması için bulunmaz nimet. Ne zaman, nerede, hangi festivalde karşımıza nasıl bir filmle çıkacaklarını kestirmek gerçekten güç. Festivalin “Keşif” bölümünde yer alan film, Sadaf Foroughi’nin ilk uzun metraj kurmacası. Ava isimli bir lise öğrencisinin, ailesi ve arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlar üzerinden Orta Doğu’da kadın olma meselesine eğilen film, yaşadığımız topraklarda kadınlar üzerinde oluşturulan baskıyı yer yer masalsı yer yer ise gerçekçi bir anlatım ile seyirciye sunuyor. Oldukça düşük bir bütçeyle çekilen film, teknik açıdan yer yer yetersiz kalsa da anlattığı hikaye ve politik bakış açısıyla ülke sinemamızın günümüzdeki eksikliğini bir kez daha görmemizi sağlıyor. Sadaf Faroughi ismini bir kenara not almakta fayda var.

Stronger

jake-gyllenhaal-un-performansıyla-dikkat-çeken-stronger-dan-yeni-fragman-yayınlandı

Dürüst olmak gerekirse Stronger’ı çok uzun zamandır bekliyordum. Joe, Prince Avalanche ve All The Real Girls çok sevdiğim David Gordon Green bağımsızlarıdır. Üstelik, Nightcrawler ile hakkının yendiğini düşündüğüm Jake Gyllenhall’un, bu kez Oscar şansının olabileceğini düşünmek de çok uzak bir fikir olarak gözükmüyordu. Ancak, David Gordon Green’in kendi anlatısından uzaklaşarak, Hollywood şablonuna uydurduğu bir film ile karşılaşmanın hayal kırıklığını yaşadığımı söyleyebilirim.

Boston Maratonu sırasında düzenlenen terör saldırısı sonucu bacaklarını kaybeden Jeff Bauman’ın yaşanmış hikayesinden uyarlanan film, Amerika’nın ve Amerika halkının bu ve benzeri olaylardan kahraman çıkarma meselesini merkezine alarak, yaşanan olayın Jeff Bauman (Jake Gyllenhaal) ve ailesi üzerindeki etkilerini inceliyor. Konusuna bakacak olduğumuzda David O. Russell’ın The Fighter’ını anımsatan film, The Fighter’ın aksine anlatısını Hollywood normlarına yakınlaştırarak yer yer gerçekçilikten uzaklaşıyor. Bir diğer can sıkıcı detay ise,  hikayenin içerisine seyircinin duygularıyla oynayabilmek adına eklenen zorlama ve yapay diyaloglar, hikayeler. Filmden sonra elde kalan en güzel detay ise filmin en iyi yazılmış karakteri olan Erin Hurley ve onu canlandıran Tatiana Maslany.

Molly’s Game

MOLLY'S GAME

Social Network ve Moneyball ile rüştünü ispatlayan Aaron Sorkin’in, yönetmenliğe terfi ettiği filmi Molly’s Game de, prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Eski bir olimpik sporcu olan Molly Bloom’un, dünya çapında poker organizasyonları düzenleyerek milyoner oluşunu konu alan Molly’s Game, yaşanmış bir hikayeden uyarlanıyor. Ödül sezonunda izlemekten yorulduğumuz “yaşanmış hikayelerden” biri olsa da, Hollywood’un nevi şahsına münhasır kalemlerinden Sorkin’in senaryo yazımındaki başarısı, yönetmenlikte de devam ediyor. Sorkin’in filmlerinden alıştığımız uzun ve akıcı diyaloglar Molly’s Game’de de varlığını koruyor. Teknik açıdan değerlendirecek olursak, filmin David Fincher filmlerini aratmayan kurgusu, seyir zevkini artırırken seyircinin her daim filmin içinde kalmasına da katkı sağlıyor. Seyirci ile kedi-fare oyunu oynansa da, ters köşe yapmak gibi bir amacı yok Sorkin’in, tıpkı Social Network’te olduğu gibi.

Festivalin şimdiye kadar adının, ödül sezonunda anılmasını beklediğimiz filmleri arasında en iyisi Molly’s Game, zaman ne gösterir onu hep beraber göreceğiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi