I, Tonyai-tonya-margot-robbie-filmloverss

2007 yalında çektiği iki filmden (Mr. Woodcock) biri olan Lars and The Real Girls ile kariyerine sükseli bir giriş yapan Craig Gillespie’nin o günden itibaren çektiği filmlerde çıta istikrarlı bir şekilde düştü. Sırasıyla, Fright Night, Million Dolar Arm ve The Finest Hours gibi Hollywood ünlüleri ile dolu vasat filmler çeken Craig Gillespie I, Tonya ile Lars and The Real Girlsvari bir kara komedi çekerek bildiği sulara geri dönüyor-nihayet! Amerikalı buz pateni sporcusu Tonya Harding’in hayatını, ödül sezonunda izlediğimiz birbirinin kopyası klişe hikaye anlatımından ayırarak kara komedi formatına oturtan Gillespie, henüz filmin başında “gerçek olaylardan esprili bir şekilde uyarlanmıştır.” diyerek seyirciyi bu sıra dışı spor filmine hazırlıyor. IMDb gibi sitelerde I, Tonya’nın türünün dram olduğuna bakmayın, en iyi komedi filmlerinden aşağı kalır yanı yok. Margot Robbie’nin güzelliğinin öne çıkarıldığı filmlerin aksine, oyunculuğuyla konuşulacağı I, Tonya festivalde bu zamana kadar izlediğimiz Borg/McEnroe gibi vasat ve Battle of the Sexes gibi ödül sezonu için hazırlanarak formülize edilmiş filmlerden sonra ilaç gibi geldi.

Chappaquiddick

chapaquiddick-filmloverss

Son derece kişisel olacak lakin, festivalde Amerikanların politikacılarının, dahilerinin, ünlülerinin ve sporcularının hayat hikayesinden esinlenmiş filmler izlemekten bir hayli sıkıldım. Sadece bu sebeple bile, The Shape of Water, Call me by Your Name, Florida Project ve Thelma gibi filmleri tekrar tekrar izlemeyi, bu propaganda filmlerine izlemeyi tercih ederim. Özellikle, Ted Kennedy ve döneme eleştirel yaklaştığını düşündüğüm ve John Curran’ın bu meseleye göstereceği bakış açısının sebebini merak ettiğim için listeme eklediğim film, Ted Kennedy’nin kariyerinin başlarında Chappaquiddick’te yaşadığı bir trafik kazasını ve bu kaza sonrası bu durumun nasıl kotarılmaya çalışıldığını konu alıyor. Politikacıların yaptıklarını temizlemeye çalışan ekibin ne gibi ahlaksızlar yaptığını, zeki gözüken politikacıların arkalarında ekibi olmadığında ne gibi “aptal”lıklar yapabildiğini, buz dağının görünmeyen kısmında neler olup bittiğini anlatmayı hedefleyen Curran, anlatmak istediklerinde kısmen başarılı olsa da eleştirisinin düzeyini yukarı çekemeyerek bilinen meseleleri tekrar ediyor. Dönemin ruhunu, belgeselvari bir anlatımla destekleyen film için kötü demek haksızlık olacaktır lakin, benzerini onlarca kez izlediğimiz filmlerden ayrılacak herhangi bir özelliğinin bulunmadığını da belirtmek gerekiyor.

The Disaster Artist

the-disaster-artist-filmloverss

Onca eleştiriye rağmen, yönetmenlik kariyerinde de en az oyunculuk kadar üretken olan James Franco son filmi The Disaster Artist’te, sinema tarihinin en kötü filmlerinden biri olarak kabul edilen -gerçekten çok kötü- Room’un çekim aşamasını beyazperdeye taşıyor. Konuya alaycı bir bakış açısıyla yaklaşan Franco, güldürmeyi başarıyor -kesinlike başarıyor- ama daha önemlisi karakterin derinine inebilmemizi sağlıyor. Seyirciyi güldürüp geçeyim, demiyor merkezine aldığı her iki karaktere ve gerçek hayatta yaşadıklarına saygı gösteriyor. Filmin ardından, Franco ile birlikte sahneye çıkan ve Room filminde rol alan Tommy Wiseau ve Greg Sestero’nun bu denli alkışlanmasının başlıca sebebi de bu. Jeneriğin hemen ardından, her iki filmin karşılaştırıldığı sahnelerdeki benzerlik dahi Franco’yu takdir etmemiz için yeterli diye düşünüyorum. Ülkemizde izlediğimiz onlarca kalitesiz komedinin yanında James Franco, Seth Rogen ve tayfasının çektiği filmler, beklenilenin aksine şaşırtıcı derecede iyi olabiliyor. Sinema tarihinin en kötü filmini beyazperdeye taşıyan James Franco’nun kariyerinin en iyi filmine imza atmış olması ise ironik!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi