Bu yıl 37. kez düzenlenen ve tüm hızıyla şehri güzelleştiren İstanbul Film Festivali başlamışken, festivalin direktörü Kerem Ayan ile bir araya gelerek festivale dair merak edilenleri ve programda yer alan filmleri konuştuk.

Söyleşi: Utku Ögetürk

Fotoğraflar: Edze Ali

Deşifre: Sıla Şahinöz

Utku Ögetürk: Festivalin ilk gününde yepyeni heyecanlara yelken açmak için bir aradayız. İstanbul Film Festivali bu yıl 37. kez düzenleniyor. Peki, 37. İstanbul Film Festivali’nde bizi ne gibi yenilikler bekliyor?

Kerem Ayan: Bu sene, Ingmar Bergman’ın 100. doğum yılı. Bu yüzden bir ‘Bergman Bölümü’ yapalım istedik ama ‘Bergman Bölümü’nü sıradan bir retrospektif gibi yapmak istemedik. Çünkü daha önce böyle bir şey yapmıştık. O yüzden Türkiye’den 10 yönetmene, en sevdikleri Bergman filmlerini sorduk. Yönetmenlerin seçtikleri bu filmleri göstereceğiz ve film öncesinde, yönetmenler gelip niye bu filmleri seçtiklerini anlatacaklar. Bu birazcık seçim yapan yönetmenler tarafından Bergman filmlerinin bir sunumu olacak. Ümit Ünal’dan, Emin Alper’e; Can Evrenol’dan, Semih Kaplanoğlu’na kadar birçok yönetmen bu sunumları yapacak.

Almanya’da yaşayan Ali Demirel ile de ortak bir şeyler yapmak istedik. Onun ‘Post-Apokaliptik Ütopyalar’ diye bir üçlemesi var. Bu üçlemede de Stalker, The Last of England ve Kuyu filminden yola çıkarak üç mekânı çekmiş. Bunların video restorasyonları var. Arter ile görüştük ve Arter, buna çok sıcak baktı. Hatta Arter, Ali Demirel’in daha büyük bir sergisini yapmak istedi ve yaptı da; 16 Mart’ta sergi başladı. Ali Demirel’in, hem ‘Post-Apokaliptik Ütopyalar’ serisi hem de başka eserleri de orada sergilenecek. Biz de festival sırasında Ali’nin esinlendiği üç filmi göstereceğiz. Aynı zamanda Ali, salonda Kuyu filmiyle beraber görsel ve işitsel bir performans yapacak. Bununla beraber, geçtiğimiz sene Bienal’de ‘The San San Trilogy diye bir film vardı. Galata Rum Okulu’nda gösteriliyordu. Önünde en uzun kuyrukların olduğu salondu. Böyle yuvarlak, farklı bir girişi vardı. Herkes orada bekliyordu. Fakat The San San Trilogy, 80 dakikalık bir çalışma olduğu için, orada kimsenin çok fazla vakti olmadı. Bir taraftan çok ilginç bir film, ben tamamını seyredemedim. O yüzden biz de bu filmi, festivalde tamamen gösterelim dedik. Çok enteresan bir çalışma çünkü. Ondan başka, klasik bölümlerimiz var. 6 tane yarışmamız var, ‘Dünya Festivalleri, Yıllara Meydan Okuyanlar, Antidepresan, Mayınlı Bölge’ gibi bölümlerimiz var.

Bir de yeni bölümümüz var. İçerisinde güçlü kadın tiplemeleri olan çok fazla film var. Belki hepsi çok güçlü kadınlar değil ama bir noktadan sonra güçleniyorlar, yalnız bir şekilde kalmayı seçiyorlar. Bu bölümümüzün adı ise ‘Çiçek İstemez’. Oldukça enteresan filmler var.

Bu yıl öncelikle yeni bir festival sponsorumuz var. İKSV’nin resmi iletişim sponsoru ve beraber başka projeler de yürüttüğü Vodafone Red festival sponsorumuz oldu. Bu işbirliği sayesinde festivalde ilk kez Sanal Gerçeklik (Virtual Reality-VR) deneyimleri, dijital seanslar gibi yenilikler olacak ve açılış töreni, kırmızı halı ve ödül töreni gibi birçok etkinlik canlı izlenebilecek.

“Bu film, bizim programımızda olmalı.” diyerek yola çıkıyoruz.

Utku Ögetürk: Sizin küratörlük ve sinefil bir tarafınızın olduğunu iyi biliyoruz. Film seçimlerini yaparken nasıl bir strateji belirliyorsunuz? Bir yandan İstanbul Film Festivali’nde yer alması gereken birçok film var ama bir diğer yandan İstanbul’daki sinema seyircisi, senede bir ya da iki önemli festival görebiliyor ve bu festivallerde de doğal olarak iyi filmler izlemek istiyor. Bunun seçimlerini yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?

Kerem Ayan: Her sene aynı şey oluyor aslında. Biz, büyük festivallerin ya da bizden önceki festivallerin en iyi filmlerini alıp İstanbul’a getiriyoruz. Çabamız bu şekilde. Bu festivallerin en iyilerini getiriyoruz diyebilirim. Tabii, en iyileri derken, örneğin yarışma için durum farklı oluyor. Yarışmamızın bir teması var çünkü. Yarışma filmlerimizin oldukça stilize ve tarz olarak da biraz değişik olmasını istiyoruz. Çok fazla klasik anlatımlı film yok yarışmada. Evet, klasik anlatımlı çok güzel filmlerimiz var ama onlar yarışmada değiller. Yarışmada ya görsel açıdan ya da anlatım açısından bir tık farklı filmler yer alıyor. Mesela geçen seneden O Ornitólogo buna güzel bir örnek.

‘Galalar’ bölümünde insanların çok beklediği filmler var. ‘Isle of Dogs’ gibi mesela. Bunların hepsini ben tek başıma seçmiyorum, danışmanlarla da konuşuyorum. Bazen danışmanlarla hiç anlaşamıyoruz. Bu seneki programda benim hiç sevmediğim ama onların çok sevdiği filmler var. Ama bir şekilde bu filmler, beklenen filmler. Zevk, tek bir kişinin zevki değil. Bir sürü zevk var. Ben, bir filmi hiç beğenmem ama sen çok beğenirsin. Çok örneği var bunun. Zaten durmadan tartışmaları yapılıyor bunun. Mesela Phantom Thread’i başyapıt bulanlar var; benim gibi (gülüyor) hiç beğenmeyenler var. Bu, tamamen sübjektif bir şey biraz da. Objektif olarak da şöyle; kişinin iyi bir sinemacı olduğunu biliyoruz ama hikâyede o duygu geçiyor mu, geçmiyor mu durumu var işin sonunda. Bunlar üzerinde kafa yorarak, tartışarak bir şekilde bir uzlaşma noktasına geliyoruz. Şunu söyleyebilirim ki festivalde yer alan filmlerin hepsi, özenle seçilmiş filmler. Bir şekilde, bu filmlerin %99’u benim tarafımdan da seyredildi. Hepsi, gerçekten arkasında durabileceğimiz filmler. İyi film varsa, son ana kadar o filmi almaya çalışıyoruz.

kerem-ayan-2-filmloverss

Utku Ögetürk: Bu aynı zamanda, sizin için bir misyon. İstanbul Film Festivali’nin, herkesin beklentilerini karşılamak gibi bir amacı oluyor aslında.

Kerem Ayan: Birazcık öyle. Çünkü, ‘Bu film, bizim programımızda olmalı.’ diyerek yola çıkıyoruz.

Utku Ögetürk: İstanbul Film Festivali, hem ulusal hem de uluslararası arenada Türkiye’nin en saygın film festivali. Bunu hem koruyabilmek, hem de İstanbul Film Festivali’ni uluslararası arenada daha saygın hâle getirebilmek için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Kerem Ayan: Biz, uluslararası bir festival olduğumuz için buraya gelen jüri üyeleri çok önemli. Jüri üyelerinin, buradan mutlu bir şekilde ayrılması lazım. Mesela geçen seneki uluslararası jüri üyelerim seçki çok iyi olmuş diyorsa, bu bizi çok mutlu eden bir şey. Çünkü o insanlar, gidip başkalarına söyleyecekler, onlar da başkalarına söyleyecekler gibi bir durum olacak. İstanbul şehri için gelenler var ama burada, iyi bir seçki var. Biz de festivallere gidiyoruz, biz de yarışmalarda jürilik yapıyoruz, bazen çok kötü filmlerle karşılaşabiliyoruz. Bu, bir seçki hikâyesi aslında birazcık. Bu ilki. İkincisi, buraya gelenlerin bir bölümü de ‘Köprüde Buluşmalar’ için geliyor. Köprüde Buluşmalar’da, Works in Progress var. Tabii ki Türk filmlerini takip etmek istiyorlar. Yeni olarak neler yapılıyor, onu görmek istiyorlar. Jürinin mutluluğu dışında, buraya gelen yabancı konuklar, gazeteciler de Türk filmleri görmeye geliyorlar. Bizim gösterdiğimiz filmler, dünya prömiyeri değil. Daha önce başka festivallerde de gösterildiler ama Türk filmlerinin çoğu, prömiyer. Hepsini bir arada buluyorlar, toplu bir şekilde seyrediyorlar. Bu, çok artı bir puan. Hem proje, hem Works in Progress, hem de normal bitmiş bir filmi görüyorlar. Bu önemli ve bunların seviyesini korumak da çok önemli. Buraya gelip, ‘Bu senenin seçkisi iyiymiş.’ gibi bir yorum yapmaları da önemli. Bundan başka organizasyonun iyi yürümesi, sorunsuz gitmesi önemli. Bunlar yan hikâyeler ama bir noktada da devreye giriyor. Bizim festivalin bir özelliği de çok rahat ve herkese ulaşabilen bir festival olması. Yurtdışındaki festivallerde, yönetmene hiçbir zaman kolay bir şekilde ulaşamazsınız ama bizim festivalde, ulaşma olayı çok kolay. Bütün gazeteciler, yönetmenler ve oyunculara çok rahat bir şekilde ulaşıp röportaj yapabilirsiniz. Tekne gezisi oluyor ve bütün endüstri, orada birbirini yakalıyor. Bunlar da festival için oldukça artı puan.

Utku Ögetürk: İstanbul açısından baktığımız zaman, Beyoğlu’ndan bir uzaklaşma var ama siz, hem İKSV hem de İstanbul Film Festivali olarak Beyoğlu’na sahip çıkmaya devam ediyorsunuz.

Kerem Ayan: Biz, Beyoğlu’nu bırakmak istemiyoruz. Çünkü Beyoğlu, gerçekten ne olursa olsun İstanbul’un en renkli yeri. En fazla insanın karıştığı yer aslında. Bazı sinemalar kapandı, şu anki sinemalar çok iyi durumda değiller ama uğraşıyorlar. Bazıları Beyoğlu Sineması gibi yenilendiler. Bunların devam etmesi gerekiyor. Biz, yine burada kalmaya devam etmek istiyoruz. Bu sene, Yapı Kredi yeni bir bina yaptı Beyoğlu’na. Bir kültür merkezi yaptı. Bu çok önemli bir şey. Bu taraflar, biraz daha düzelecek. Bu sene biz, festival merkezi olarak Yapı Kredi’nin üst katını kullanıyoruz. Atlas Sineması, Beyoğlu Sineması, Pera Müzesi var mekan olarak Arter ile iş birliğimiz var. Fransız Kültür’de basın gösterimlerimizi yapacağız. Yani yine İstiklal’deyiz!

Utku Ögetürk: Bir yandan o yeniliğe ayak uydurdunuz, bir yandan da Kadıköy’deki sinema sayınızı artırdınız.

Kerem Ayan: Evet, Rexx’ten bir salon, Kadıköy Sineması’ndan bir salon alıyoruz. Kapasiteyi büyüttüğümüz doğrudur. Kadıköy Sineması, çok güzel bir sinema. Amfi şeklinde olduğu için öndeki kişi, senin görüşünü asla engellemiyor. Yıllardır gitmemiştim ve şimdi, aynı güzelliğini koruyor. Yeni ekip, orayı restore ettiriyorlar. Rexx ile Kadıköy Sineması arasında bir geliş-gidişin olması da güzel. Festival, orayı da biraz canlandıracak. Kadıköy’de çok insan ve genç bir kitle var. İnsanların orada da olması güzel olacaktır. Örneğin, Kadıköy, “Geceyarısı” seanslarının en çok çalıştığı yerlerden biriydi.

kerem-ayan-3-filmloverss

Utku Ögetürk: Yeri gelmişken sormak istiyorum. ‘Geceyarısı Çılgınlığı’ bölümü kaldırıldı. Bir iki senedir yok. Neden böyle bir karar aldınız?

Kerem Ayan: Evet yok, kaldırıldı. Ama gece yarısı filmleri ‘Mayınlı Bölge’ bölümünün içerisinde. ‘Mayınlı Bölge’ aslında çok korkulacak bir bölüm değil. İçerisinde ağır ve beş saatlik filmlerin olduğu bir bölüm de değil. Korku filmi, herkesin seyredeceği tarzda bir film türü değil. Korku filmini sevenler, korku filmi izliyor. O yüzden birisi için gerçekten mayınlı. Bundan dolayı gerilim filmlerini de ‘Mayınlı Bölge’ içerisine koyalım dedik. ‘Mayınlı Bölge’ biraz daha şenlensin istedik. Bu bölümde gece yarısı seansları olacak.  

Utku Ögetürk: Son olarak, festivalin bu seneki afişi çok dikkat çekti. Nasıl ortaya çıktı bu afiş?

Kerem Ayan: Murat Palta’dan bir afiş yapmasını istedim. Geçen sene böyle bir şey istemiştim ama olmadı, bu sene oldu. Ben ona The Handmaiden’ın afişini göstermiştim. Onun afişinde de minyatür tarzda filmin afişleri vardı. Bizim afişte de fonda İstanbul olsun diye yola çıktık. Padişahların cülus törenlerinde dönerek gelen kuyruklar olur, eski Osmanlı resimlerinde. Onlardan da biraz esinlenerek kuyrukta sinemaya giren tanıdıklar olsun istedik. Ben Murat’a festivalde hangi filmlerin gösterileceğini söylemiştim. Hem onlardan hem de tanıdık simalardan insanları koyalım dedik. Hulk, Prenses Leila gibi tanıdık yüzler var. Afişin gündüz ve gece versiyonunu yaptı Murat. Biz gece versiyonunu seçtik. Murat Palta ile çalışmaktan çok mutluyuz.

Utku Ögetürk: Çok teşekkür ederim.

Kerem Ayan: Ben teşekkür ederim.

Kerem Ayan’dan 5 Film Önerisi

So Help Me God

Ammore e Malavita

Carré 35

In Blue

West of the Jordan River

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi