Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

Utku Ögetürk

FilmLoverss kurulduğu günden bu yana her yıl düzenli olarak İstanbul Film Festivali’nin ardından gönlümce bir şeyler karalar; organizasyon, filmler ve etkinlikler hakkında naçizane birkaç kelam ederim. Ne yazık ki bu sene, bilgisayarın başına oturduğum ilk andan itibaren elim klavyenin tuşlarına gitmedi. Yazdım… Sildim… Yine yazdım… ve yine sildim… Nitekim, iyisiyle kötüsüyle film izlemek için çıktığım 16 günlük bu serüvenin sonunda izlediğim değil izleyemediğim, izlememin engellendiği filmler hakkında bir şeyler yazmam gerektiği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldım.

Festival devam ederken Batu’yla birlikte, bu konuya dair fikirlerimizi paylaştığımız bir yazı yayınlamıştık. O gün de belirttiğimiz gibi yaşamımızın her alanında nefes dahi almamızı engelleyecek yasaklarla karşı karşıya kalıyoruz. Filmlere getirilen anlamsız yaş sınırları, gösterime girmesi yasaklananlar derken özgürce film seyredebildiğimiz tek platform olan festivaller, bu baskıcı rejim sonrasında oto sansür mekanizmalarını oluşturmak zorunda bırakılıyor. Bakanlığın bugüne kadar uygulama gereği duymadığı “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”in 15. maddesini Kuzey – Bakur için kullanmış olmasının altında yatan gerçeğin seçim politikası olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek. Zira, filmlerin iptal edilme kararının hemen ardından Bakanlık tarafından yapılan açıklamada yer alan politik söylemler bunun en önemli göstergesi. Seçim öncesi milliyetçi bir politika benimseyen ve Cumhurbaşkanı’nın bizzat kendi ağzından yaptığı “Kürtler daha ne istiyor?” vb. açıklamalarla bu politikasını belli eden Adalet ve Kalkınma Partisi küçük düşünmeye devam ederek Kuzey-Bakur filmini de siyasi bir araç olarak kullanmıştır. Açıkçası, bana öyle geliyor ki Adalet ve Kalkınma Partisi, Nazi Almanya’sını örnek almaya devam ediyor. Kendi propagandalarını yapabilmek için her saniyesi yalan kokan ve Auschwitz tanıtımlarını andıran filmlere destek olurken, karşı düşünceye sahip her türlü sanat eserini bakanlıkları aracılığıyla yasaklamaya, sansürlemeye devam ediyor. Ne yazık ki, sansür meselesi bizden önce de vardı, şimdi de var, bizden sonra da olacaktır. Ne olursa olsun el birliğiyle her alanda hak ve özgürlüklerimizi elimizden almamaları için tüm bu baskılara karşı koymamız gerekiyor.

Sansür meselesinin gölgesinde geçen festivalin programı da ne yazık ki çok güçlü değildi. Festival’in Nisan ayında gerçekleşiyor olması uzun süredir dile getirdiğimiz bir sorun olsa da değişmesi mümkün gözükmüyor. Özellikle Cannes’dan tam 11 ay sonra düzenlenen İstanbul Film Festivali tüm bu takvimin en sonunda yer alıyor ve festival programı genel olarak Berlin Film Festivali’nde gösterilen filmlerden oluşuyor. Bu sene de genellikle Berlin’de gösterilen filmlerin ağırlıklı olduğu programda izlediğim filmlerin en iyisi Victoria oldu. 140 dakika süren ve tek plandan oluşan film, muazzam bir deneyimdi. Yasaklı yönetmen Cafer Penahi’nin Altın Ayı ödüllü son filmi Taxi ise, festivalin kendi adıma öne çıkan filmlerinden bir diğeriydi. Lakin, bu sene filmlerden ziyade ekip olarak gerçekleştirdiğimiz röportajlar bizler için çok daha değerliydi. Özellikle, Bahman Ghobadi ve Christian Petzold gibi iki büyük sinemacıdan aldığımız yanıtlar bizler için bir röportaj konusu değil başlı başına bir sinema dersiydi.

1- Victoria

2- Yüzündeki Sır – Phoenix

3- Taksi – Taxi

4- Ghadi

5- Çöpük – Trash

 

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi