Festival programı açıklandığı anda “gerçekten çok iyi filmler” diye iç geçirdim. O gün bugündür umarım yeterli vakti bulur, görmek istediğim tüm filmleri izleyebilirim diye düşünüyorum. Bu yazıda kendi izlemek istediklerimin de etkisiyle hangi filmleri, neden izlemelisiniz kısaca özetlemeye çalıştım. 

Aklımı Oynatacağım (I’m So Excited)

im_so_excited_3

Pedro Almadovar’ın son filmi olarak göze çarpan I’m So Excited bir komedi filmi. Pedro Almadovar’ın deyimiyle “hafif, çok hafif bir komedi”. Film, bir uçağın havada tehlike yaşamasıyla ölmek üzere olduğunu düşünen yolcuların birbirinden komik ilginç sırlarını birbirlerine açıkça anlatmalarını konu alıyor. Açıkçası Pedro Almadovar’ın yazıp yönettiği her şeyin mutlaka izlenmesi gerektiğini düşünenlerdenseniz İFF’de izlenecekler listenize şimdiden eklemelisiniz.

Bir Vampir Hikayesi (Byzantium)

byzantium_7

Son dönemde vampir hikayesi deyince sizin de aklınıza Twilight’tan önce İsveç yapımı Let The Right One In veya Holywood uyarlaması Let Me In geliyorsa, siz de benim gibi Byzantium’u izlemek için sabırsızlanmalısınız. Üstelik bu kez başroldeki vampirlerimiz bir anne ve kızı.

Dörtlü (Quartet)

Quartet-

Dustin Hoffman’ı komedi ve dram türündeki filmlerde görmeye alışığız. Peki, yönetmen koltuğunda? Üstelik filmin senaryosu The Pianist ve The Diving Bell and The Butterfly filmlerinden hatırladığımız Ronald Harwood’a ait. Kadın oyuncu kategorisinde Altın Küre adaylığı bulunan filmi ben şimdiden mutlaka izlenecekler listesine ekledim bile.

Lanetli Kan (Stoker)

Stoker

Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook’ın Amerika’ya “merhaba” dediği filmi Stoker kendi açımdan festivalin en iddialı filmlerinden biri. Uzun süredir ne zaman izleme şansı bulacağım, ne zaman vizyona girecek gibi sorularla boğuşurken 32.İFF’de izleyecek olmak adeta mucize gibi oldu. Mia Wasikowska ve Nicole Kidman’ın başrolde olduğu Stoker, Festival’in en dikkat çekici filmlerinden biri olarak gösterilebilir.

Başka Bir Hayat ( In The House)

In_The_House

François Ozon’un César Ödülleri’ne En İyi Film dahil 6 dalda aday olan filmi In The House suç ve gizem türündeki filmleri sevenler için festivalin kaçırılmaması gereken filmlerinden. Gösterildiği tüm festivallerde övgüye boğulan film, Ozon’un filmlerini seven sevmeyen tüm sinemaseverler tarafından izlenmeli.

Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower)

The_Perks_Of_Being_A_Wallflower_6

Festivalin en masum romantik filmlerinden birinin adı “Saksı Olmanın Faydaları” desem ilk bakışta gülünç gelebilir ancak Stephen Chbosky’nin filmi için öyle güzel yorumlar okudum ki, izlemek için sabırsızlanıyorum. Film, ergenlik döneminden büyüme dönemine geçen gençlerin sorunlu hayatlarını konu alıyor.

Yük  (The Weight)

the_weight

Morgda çalışan ve hayattan hiçbir beklentisi olmayan, üstelik doğuştan kambur olan bir adamın hikayesi. Henüz konuyu okurken bile içinizde bir sıkılma oldu değil mi? Yaşadığımız hayatın üstümüzde ne gibi bir yük oluşturduğunu anlatmaya çalışan yönetmen Jeon Kyu Hwan’ın filmi festivalde ağır filmlere de yer vermek isteyen seyirciler için doğru bir tercih gibi gözüküyor. En azından ben şansımı deneyeceğim.

Kapital (Capital)

capital

Biraz da politika. “Yeni Robin Hood benim! Yoksullardan çalıp zenginlere vermeye devam!” diyerek, para dünyasının efendisi haline gelen Marc Tourneuil’in yükselişini konu alan filmin yönetmeni Costa-Gavras. Oldukça merak ettiğim ve mutlaka izleyeceğim film için küçük bir de tavsiyem olacak. 7 Nisan’daki gösteriminden önce Costa-Gavras’a festivalin Yaşam Boyu Başarı ödülü verilecek. Hayranlarına duyurulur.

Telekız (Call girl)

Call_Girl_4

Festivale bu sene eklenen Kadın Hikayeleri bölümünde gösterilecek olan Call Girl, 70’lerin İsveç’inde geçen bir dram filmi. Film, henüz yolun başında olan genç İris’in gücün ve paranın her şeyi satın alabildiği bir dünyada başından geçenleri konu alıyor. Ülkesinde aldığı ödüllerin yanı sıra Toronto Keşif Ödül’ü sahibi film ülkemizde vizyona girmeyeceği düşünülerek festivalde seyredilebilir.

Neredesin Süperman (Bekas)

bekas_1

Yeni bir bakış, festivalin en güzel ama bir o kadar da riskli bölümü. İlk ya da ikinci uzun metraj filmiyle dikkat çeken genç yönetmenlerin filmlerinin gösterildiği bu kuşakta ilgimi çeken yapımların başında Karzan Kader’in Neredesin Süperman? isimli filmli oldu. Yönetmenin kendi çocukluğundan esinlenerek çektiği filmi şehrin sinemasında izledikleri Süperman filminin ardından Amerika’ya gitme kararı alan iki çocuğun hikayesini anlatıyor.

Son (Epilogue)

epilogue_1

Yeni bir bakış bölümünün bir diğer merak ettiğim filmi Haneke’nin Amour’una cevap olarak gösterilen Epilogue filmi.  Senarist ve yönetmen Amir Manor´un ilk uzun metrajlı filmi Son, bir çiftin hayatının son demlerini ve yalnızlıklarını merkeze alarak bir toplum eleştirisi yapıyor. Selanik En İyi Senaryo, Jüri Özel Ödülü, İzleyici Ödülü sahibi filmi mutlaka listenize eklemenizi tavsiye ediyorum.

Ölümün Alfabesi (The ABCS of Death)

The_ABCs_Of_Death_2

Geceyarısı Çılgınlığı bölümü gerilim filmi sevenler için festivalin en eğlenceli bölümlerinden. Bu bölümden ben, oldukça dikkat çekici olan 26 farklı yönetmenin imzası olan The ABCS of Death’i önermek istiyorum. Festivalin kitapçığında filmle ilgili şöyle  yazıyor; Yirmi altı yönetmen. Yirmi altı farklı ölüm. Toronto´da ilk gösterimi yapılan bu çılgın film, on beş ülkeyi kapsayan prodüksiyonu ve dünyaca ünlü yeteneklerin yönettiği bölümleriyle toplama filmlerin belki de en iddialısı. Her bölümü, kendilerine alfabenin bir harfi verilen farklı bir yönetmen tarafından çekilmiş. Yönetmenlerden daha sonra o harfle başlayan bir kelime seçerek ölümlü bir hikâye anlatmaları istenmiş. Kışkırtıcı, şok edici, komik ve son derece sinir bozucu bu film vücut boşlukları, kanlı çimenler, katil nesneler ve dünyanın sonu arasında dolanan modern bir korku çeşitlemesi. Ne dersiniz sizce de oldukça dikkat çekici değil mi?

Erkek Aklı (A Glimpse Inside The Mind Of Charles Swan III )

a_glimpse_inside_the_mind_of_charles_swan_III_3

Bir antideprasan daha. Üstelik Roman Coppola’dan. “İnsan birini hem sevip hem de nefret edebilir mi?” sorusunun cevabını arayan komedi filminin başrollerinde Bill Muray ve Charlie Sheen’in bulunduğunu hatırlatmakta fayda var.

Renoir

Renoir_1

2012 Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi Renoir ağır bir dram filmi olarak göze çarpıyor. 1915’te Jean Renoir savaşta kötü bir yara alır ve iyileşmek için babası Auguste Renoir’in evine gider. Burada kızıl saçlı Andréé ile tanışır. Andréé ile tanışması onu bir sinemacıya dönüştürecektir. İFF takviminde görmeden önce de merak ettiğim film, festivalde kaçırmayacaklarım arasında.

Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines)

The_Place_Beyond_The_Pines_11

Günahlar babadan oğula geçer mi?

Ve festivalin en merak edilen birkaç filminden birine geldik. Başrolde Ryan Gosling, Bradley Cooper, Eva Mendes ve Ray Liotta gibi bilindik oyuncuların olduğu, Blue Valantine filminin yönetmeni Derek Cianfrance’nin yönettiği The Place Beyond the Pines etkileyici senaryosu ile de dikkat çekiyor. Filmin kısaca konusu ise şu şekilde; Yeni doğan oğluna bakabilmek için banka soyan bir babanın yolu çaylak bir polisle kesişir. On beş yıl sonra bu karşılaşmadan habersiz oğulları kendilerini nesilden nesile  devam edecek bir kan davasının içinde bulur. Film, aynı zamanda festivalin en yüksek bütçeli filmlerinden biri olarak göze çarpıyor.

32. İstanbul Film Festivali boyunca izlemek istediğim, izleyeceğim birçok film var. Sizlere de bilet alırken yolunuza ışık tutmak için hazırladığım bu yazı, sadece bir öneri niteliğindedir. Filmlere bakacak olursak tadına doyum olmayacak bir 15 gün bizleri  bekliyor. Şimdiden herkese iyi seyirler dilerim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi