Sofia Coppola’nın son filmi The Beguiled ile Cannes Film Festivali’nde adından sıkça söz ettiren Elle Fanning’i son olarak Live by Night filminde de izlemiştik. Elle Fanning henüz 19 yaşında genç bir oyuncu olarak hem The Neon Demon filminde Jesse karakterinin saflık ve tutkunun iç içe geçtiği yoğun dişiliğini başarıyla canlandırırken hem de bir kadın bedeninde yaşayan ancak cinsiyet düzeltme operasyonuyla ait olduğu erkek bedenine kavuşacak olan Ray karakterine oldukça başarılı bir biçimde hayat verebiliyor. Filme yönelik hızlı bir girişin ardından 3 Generations'ın konu edindiği temel durumlardan bahsetmek gerekirse, henüz reşit olmayan ve kendisine Ray ismiyle hitap edilmesini isteyen genç bir kızın bedenine hapsolmuş ancak cinsel yönelimi gereğince cinsiyet düzeltme ameliyatı olmak isteyen genç bir ana karaktere sahibiz. Ray adındaki ana karakterimizi Elle Fanning başarılı bir biçimde canlandırmayı, fazlasıyla feminen yüz hatlarına eril bir tavır katmayı başarıyor. Yanı sıra Ray'in birçok farklı duygu durumunun içine hapsolmuş annesi Maggie karakterine hayat veren isim ise Naomi Watts. Filme 3 Generations ismini veren 3 kuşağın en büyük temsilcisi ise Susan Sarandon'ın canlandırdığı Dolly. Dolly, toplumsal cinsiyet kalıplarını en azından ana akım seyircisi için kırabilecek şekilde lezbiyen ve sevgilisiyle birlikte yaşayan bir anneanneyi canlandırıyor. Elle Fanning’in canlandırdığı Ray karakteri, çok küçük yaşlardan beri kendisinin içinde yaşadığı kadın bedenine ait hissetmeyen bir erkek olduğunun farkında. Bu konuda oldukça net olan Ray’in önündeki en önemli zorluk henüz reşit olmadığı için ebeveynlerinden imzalı onay almak. Her ne kadar annesi bu konuda Ray’in yanında olsa da, Ray’in babasını tanımamış olması ve yıllardır herhangi bir iletişim kurmamaları Ray’in ameliyatını zora sokan unsurlardan. Ancak 3 Generations hem lezbiyen anneanne temsili hem de Ray’in kendisine nasıl hitap edileceğini belirleyebilmesi, bedeni hakkında söz söyleyebilmesi alışılageldik cinsiyet kalıplarını sarsan etmenlerden. 3 Generations, aileden ve ailenin birlikteliğinin öneminden mizahı da işin içine katmayı ihmal etmeden sık sık bahsediyor. Ancak aile kurumunun hangi noktalarda çıkmaza girdiğini ve bireylerin hayatlarını en temelden nasıl sarsabildiğini vurgulamayı da ihmal etmiyor. En nihayetinde Ray'in henüz reşit olmaması onu kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmaktan alıkoyuyor ve bu noktada yasal süreç ebeveynler üzerinden işliyor. Ne yazık ki bu noktada büyük bir sorun ortaya çıkıyor çünkü Ray'in onu çocukluğundan beri görmemiş olan babası belgeleri imzalama konusuna tereddütlü yaklaşıyor. Burada Ray'in de sorguladığı en temel mesele, yıllarca hayatı üzerinde hiçbir söz sahibi olmamış bir baba figürünün bu hayatının en büyük kararında yalnızca doğum sertifikasında isminin bulunması sebebiyle kilit rol oynuyor oluşu. Aileye yönelik tüm bu ikircikli durumları başarılı bir biçimde işleyen 3 Generations'ın elbette eksileri de var. Öncelikle, baba figürünün filmin dramatik çatışmasını yaratacak ölçüde güçlü bir etkisinin olmadığı ortada. Çatışmanın temelinde yer alan baba neredeyse bir iki kere konuşulup rahatlıkla ikna edilebilecek bir tavıra bürünüyor. Elbette bu noktada filmin hikayesinde farklı parametreler de devreye giriyor. Ancak yine de tüm bunların Ray'e hayatının en büyük bunalımlarını yaşatacak büyüklükte problemler olmadığı belirgin. Oyuncu kadrosunu fazlasıyla başarılı bulduğum filmde Susan Sarandon'ı, son dönemde izlediğimiz ve ön plana çıkan yapımlardan biri olan Feud dizisindeki çatışmacı ve esprili rolüne benzer bir karaktere bürünmüş bir biçimde görüyoruz.

Yazar Puanı

puan - 65%

65%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
65

Sofia Coppola’nın son filmi The Beguiled ile Cannes Film Festivali’nde adından sıkça söz ettiren Elle Fanning’i son olarak Live by Night filminde de izlemiştik. Elle Fanning henüz 19 yaşında genç bir oyuncu olarak hem The Neon Demon filminde Jesse karakterinin saflık ve tutkunun iç içe geçtiği yoğun dişiliğini başarıyla canlandırırken hem de bir kadın bedeninde yaşayan ancak cinsiyet düzeltme operasyonuyla ait olduğu erkek bedenine kavuşacak olan Ray karakterine oldukça başarılı bir biçimde hayat verebiliyor.

Filme yönelik hızlı bir girişin ardından 3 Generations’ın konu edindiği temel durumlardan bahsetmek gerekirse, henüz reşit olmayan ve kendisine Ray ismiyle hitap edilmesini isteyen genç bir kızın bedenine hapsolmuş ancak cinsel yönelimi gereğince cinsiyet düzeltme ameliyatı olmak isteyen genç bir ana karaktere sahibiz. Ray adındaki ana karakterimizi Elle Fanning başarılı bir biçimde canlandırmayı, fazlasıyla feminen yüz hatlarına eril bir tavır katmayı başarıyor. Yanı sıra Ray’in birçok farklı duygu durumunun içine hapsolmuş annesi Maggie karakterine hayat veren isim ise Naomi Watts. Filme 3 Generations ismini veren 3 kuşağın en büyük temsilcisi ise Susan Sarandon’ın canlandırdığı Dolly. Dolly, toplumsal cinsiyet kalıplarını en azından ana akım seyircisi için kırabilecek şekilde lezbiyen ve sevgilisiyle birlikte yaşayan bir anneanneyi canlandırıyor. Elle Fanning’in canlandırdığı Ray karakteri, çok küçük yaşlardan beri kendisinin içinde yaşadığı kadın bedenine ait hissetmeyen bir erkek olduğunun farkında. Bu konuda oldukça net olan Ray’in önündeki en önemli zorluk henüz reşit olmadığı için ebeveynlerinden imzalı onay almak. Her ne kadar annesi bu konuda Ray’in yanında olsa da, Ray’in babasını tanımamış olması ve yıllardır herhangi bir iletişim kurmamaları Ray’in ameliyatını zora sokan unsurlardan. Ancak 3 Generations hem lezbiyen anneanne temsili hem de Ray’in kendisine nasıl hitap edileceğini belirleyebilmesi, bedeni hakkında söz söyleyebilmesi alışılageldik cinsiyet kalıplarını sarsan etmenlerden.

3 Generations, aileden ve ailenin birlikteliğinin öneminden mizahı da işin içine katmayı ihmal etmeden sık sık bahsediyor. Ancak aile kurumunun hangi noktalarda çıkmaza girdiğini ve bireylerin hayatlarını en temelden nasıl sarsabildiğini vurgulamayı da ihmal etmiyor. En nihayetinde Ray’in henüz reşit olmaması onu kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmaktan alıkoyuyor ve bu noktada yasal süreç ebeveynler üzerinden işliyor. Ne yazık ki bu noktada büyük bir sorun ortaya çıkıyor çünkü Ray’in onu çocukluğundan beri görmemiş olan babası belgeleri imzalama konusuna tereddütlü yaklaşıyor. Burada Ray’in de sorguladığı en temel mesele, yıllarca hayatı üzerinde hiçbir söz sahibi olmamış bir baba figürünün bu hayatının en büyük kararında yalnızca doğum sertifikasında isminin bulunması sebebiyle kilit rol oynuyor oluşu. Aileye yönelik tüm bu ikircikli durumları başarılı bir biçimde işleyen 3 Generations’ın elbette eksileri de var.

Öncelikle, baba figürünün filmin dramatik çatışmasını yaratacak ölçüde güçlü bir etkisinin olmadığı ortada. Çatışmanın temelinde yer alan baba neredeyse bir iki kere konuşulup rahatlıkla ikna edilebilecek bir tavıra bürünüyor. Elbette bu noktada filmin hikayesinde farklı parametreler de devreye giriyor. Ancak yine de tüm bunların Ray’e hayatının en büyük bunalımlarını yaşatacak büyüklükte problemler olmadığı belirgin. Oyuncu kadrosunu fazlasıyla başarılı bulduğum filmde Susan Sarandon’ı, son dönemde izlediğimiz ve ön plana çıkan yapımlardan biri olan Feud dizisindeki çatışmacı ve esprili rolüne benzer bir karaktere bürünmüş bir biçimde görüyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi