2014 Oscar Aday Adaylarını Tanıyalım

2014 Oscar Aday Adaylarını Tanıyalım

86. Oscar Adayları Açıklandı tıklayınız…

Yeni sinema sezonuna girdiğimizde yavaş yavaş Oscar ödülleri ve yılın güçlü adayları da konuşulmaya başlanacaktır. Bugün -bazı filmlerin daha fragmanı yayınlanmamışken- Oscar tahminleri yapmak doğru olmamakla birlikte yaptığınız takdirde çuvallama olasılığınızı da hesaba katmak zorundasınız. Öte yandan, Akademinin hangi tür filmleri aday gösterdiğini ve hangilerini ödüllendirdiğini biliyoruz. Bu doğrultuda, ufukta görünen projelere bakıp, hangilerinin 2 Mart 2014’te gerçekleştirilecek 86. Oscar ödül töreninde boy gösterebileceğini az çok tahmin edebiliriz. Ama bu yazıda, daha çok aday olabilecek filmleri tanıtmak istiyorum. Oscar aday adayı desem de, adaylar açıklandığında bu seçkideki bazı filmlerin esamesi dahi okunmayacaktır. Atladığım filmler de olacaktır mutlaka. Ve bu yıl; Amerikan milliyetçiliğinden, siyasetten uzak, sinemayı iliklerimize kadar hissedeceğimiz bir Oscar yarışı temenni ederek filmlere geçiyorum.

The Butler

the-butler - filmloverss

2009’da Precious’la Oscar’ı yoklayıp geri çekilen Lee Daniels, pes etmemiş ve görünen o ki, bu kez mevzuya damardan girmiş. Yönetmenin yeni filmi The Butler, Beyaz Saray’da 34 yıl kahyalık yapan ve bu süreçte 8 başkan gören Cecil Gaines’in hikayesine odaklanacak. 8 ayrı başkan portresine şahit olacağımız filmde; Jonh F. Kennedy’den Nixon’a, Reagan’a ve Eisenhower’a kadar 1952’den 1986’ya kadar geçen süreçte koltuğu devralan Amerikan Başkanlarını göreceğiz. Episodik bir anlatı beklemediğimiz The Butler, umarız dağınık bir film değildir. Kahyaya Oscarlı oyuncu Forest Whitaker hayat verirken, başkanlardan Nixon’ı John Cusack, Kennedy’i James Marsden, Reagen’ı Alan Rickman, Eisenhower’ı ise Robin Williams ete kemiğe büründürecek. En iyi erkek ve en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorilerinde adını kesin duyacağımız filmlerden The Butler. Genel olarak da çok fazla adaylık elde edebilir.

The Monuments Men

The Monuments Men - Filmloverss

Yönetmenlikte gösterdiği başarıyla hızla yükselen George Clooney, emin adımlarla Oscar’a yürüyor. Bu yıl olmazsa bir başkasında ipi göğüsleyecektir. Clooney’in hem yönetmenliğini hem de başrolünü üstlendiği yeni filmi bir roman uyarlaması. Hikaye çok da yabancı değil aslında. 1964 tarihli John Frankenheimer filmi The Train’i akla getiriyor hemen. The Monuments Men’de II. Dünya Savaşı’nda Nazilerce çalınan sanat eserlerinin bulunup tasnif edilmesi için farklı ülkelerden seçilerek kurulan bir ekibin hikayesi anlatılacak. Cast gerçekten göz kamaştırıyor; George Clooney, Matt Damon, Cate Blanchett, Bill Murray, John Goodman Jean Dujardin ve daha fazlası.. The Monuments Men’i en iyi film kategorisinde göremezsek büyük sürpriz olur. Aday olduğunda ise favoriler arasına girmekte çok zorlanmayacaktır. Film, Clooney’e yönetmen kategorisinde ikinci adaylığı da getirebilir.

Twelve Years A Slave

Twelve Years A Slave - Filmloverss

Hunger ve Shame ile sükse yapan yönetmen Steve McQueen, sürekli üzerine koyan bir isim. Shame’in nasıl oldu da ana dallarda adaylık elde edemediğini düşüneduralım, McQueen’in üçüncü filmi Twelve Years A Slave’le akademinin gözüne gireceğine kesin gözüyle bakıyorum. Nasıl girmesin ki? Film adeta Oscar için yaratılmış gibi duruyor. 1840’lı yılların Amerika’sında yani İç Savaş’tan önce özgür yaşayan siyahi bir adamın, kaçırılıp köle olarak satılması ve 12 yıl sürecek kölelikten özgürlüğe yürüyüşünün hikayesi, gördüğüm kadarıyla söylemeliyim ki, vurduğu yerden ses getirecek bir sinematografiyle geliyor. Shame ile aday dahi olamayan Michael Fassbender ise rolünün çapına göre en iyi erkek oyuncu veya en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorilerinden birinde en azından hak ettiği adaylığa uzanmasını umuyorum. Twelve Years A Slave’i en iyi film kategorisine yazalım. McQueen’in yönetmen adaylığı alamaması olasılıklar dahilinde.

August: Osage County

august-osage-county - filmloverss

Tracy Letts’in kara komedi olduğu söylenen ve pek çok kez sahnelenen oyunundan uyarlanan August: Osage County’nin yönetmen koyluğunda Er ve Shameless dizilerinin yanı sıra ilk uzun metrajı The Company Men’den tanıdığımız John Wells oturuyor. Göz dolduran cast’ıyla yılın en çok merak uyandıran filmlerinden biri konuma gelen August: Osange County’de; Meryl Streep, Julia Roberts, Ewan McGregor, Juliette Lewis, Sam Shepperd ve Abigal Breslin gibi  başarılı isimler bir araya getirilmiş. Filmde, eşi kansere yakalanınca intihar eden babanın cenazesinde bir araya gelen ailenin, iç çatışması veya hesaplaşması işleniyor. Oyundan duyduğumuz kadarıyla da komedi ve dramın keskin bir birleşimini filmde de deneyimleyeceğimizi not düşelim. Oscar mevzusuna gelirsek; film, tüm ihtişamına karşın oyuncu adaylıklarıyla yetinmek zorunda kalabilir. En iyi film kategorisine adını yazdırsa bile yönetmen Wells’in adaylık alabileceğini sanmıyorum.

The Railway Man

'The Railway Man' - Film Set

Better Than Sex ve Burning Men filmleriyle adını duyduğumuz ama hakkında fazla bilgimizin olmadığı Avustralyalı yönetmen Jonathan Teplitzky’nin dördüncü uzun metraj çalışması The Railway Man, Eric Lomax’ın gerçek yaşam öyküsünü kaleme aldığı otobiyografik eserinden sinemaya uyarlandı. Colin Firth ve Nicole Kidman’ın başrollerini üstlendiği filminde, II. Dünya Savaşı sırasında Dead Railway denen ölüm yolunun kurbanlarından biri olan Eric’in, kendisine işkence yapanları bulma öyküsü konu edilmekte. Kısaca bir intikam hikayesi diyebiliriz. Dönem filmi olması sebebiyle de teknik dallarda kendine yer bulabilir. En iyi film ve yönetmen kategorilerinde elde edebileceği herhangi bir adaylık sürpriz olacaktır. Ancak, aynı şeyi Kidman ve Firth için söyleyemeyiz.

The Wolf of Wall Street

The-Wolf-of-Wall-Street - filmloverss

2007’de The Departed ile Oscar talihsizliğini kıran Martin Scorsese, 2 yıl önce Hugo ile yine favorilerden biri olmayı başarmış ama ödülü The Artist’e kaptırmıştı. Ustanın yeni filmi The Wolf of Wall Street de buram buram Oscar kokuyor. Favoriler arasında göstermek iddialı kaçsa da, söz konusu Scorsese ise her zaman umut vardır. Amerikan borsasında komisyoncu olan Jordan Belfort’un biyografisinden yapılan uyarlama, fragmanından da anladığımız kadarıyla ‘hafif’ bir film. Ancak, fragman yanıltıcı da olabilir. Sinematografisini ise tartışmaya bile gerek yok. En iyi film ve yönetmen adaylıkları banko görünüyor. Uyarlama senaryo ve birtakım teknik dallarda da kendini gösterecektir. Leonardo Di Caprio da adaylık alabilir.

Nebraska

Nebraska - Filmloverss

Akademinin sevdiği bir başka yönetmen Alexander Payne de dönüyor bu yıl. Amerikan Bağımsız sinemasının son dönemdeki en önemli isimlerinin başında gelen Payne’i About Schmidt, Sideway ve The Descendants ile hatırlıyoruz daha çok. Son filmi Nebraska’da bir yol hikayesi anlatıyor yeniden. Alkolik bir adamın piyangodan büyük ikramiyeyi kazandığını öğrenmesiyle beraber oğluyla birlikte ödülünü almak için Nebraska’ya doğru yola çıkması etrafında dönüyor hikaye. Bu kez tanınmamış -ya da az tanınmış diyelim- oyuncularla yola çıkan Payne, gücünü bağımsız ruhundan alıyor. Hemen hemen her yıl bir bağımsız ön plana çıkar, o bakımdan Nebraska’nın da yolu açık diye düşünüyorum. Ana dallarda görmemiz muhtemel.

Labor Day

Labor Day - Filmloverss

Juno ve Up in the Air ile hem en iyi film hem de en iyi yönetmen kategorisinde Oscar adaylığı elde etmeyi başaran Jason Reitman, Labor Day ile sıkı bir dönüş yapmaya hazırlanıyor. Münzevi bir hayat süren Adale, 13 yaşındaki oğlu Henry ile birlikte yaşamaktadır. Bir gün, alışveriş dönüşü yardıma muhtaç bir adam olan Frank Chambers’la karşılaşırlar. Adamı yanlarına almaya ikna olurlar. Sonradan adamın firardaki bir suçlu olduğunu öğreneceklerdir. İşçi bayramına da denk gelen o hafta sonu yaşanan birtakım olaylar anne-oğulun kaderini değiştirecektir. Merak uyandıran hikaye, Joyce Maynard’ın aynı adlı romanından uyarlama. Bu da Labor Day’in uyarlama senaryo kategorisinde adının anılması için yeterli. Reitman’ın yine Oscar yarışına dahil olacak bana kalırsa. Kate Winslet, Tobey Maguire ve Josh Brolin de cabası..

Mandela: Long Walk to Freedom

mandela - filmlovers

Yeni bir Nelson Mandela biyografisiyle daha karşı karşıyayız. Güney Afrika’nın efsanevi lideri Mandela, sinema için vazgeçilmez bir figür olmaya devam ediyor. Bu kez, -genelde olduğu gibi- Mandela’nın hayatından bir kesit sunmaktansa çocukluğundan başkanlığına uzanan yol peliküle aktarılmış. Bu tip biyografilerin dağınık olma tuzağına kolay düştüklerini hesaba katarsak, Mandela: Long Walk to Freedom’a temkinli yaklaşmakta fayda olduğunu belirtelim. Oyuncu kategorilerinde adaylık alabilir. Özellikle Mandela performansıyla Idris Elba’nın, The Last King of Scotland ile Oscar alan Forest Whitaker gibi bir çıkış yapabileceğini düşünüyorum.

Inside Llewyn Davis

Inside Llewyn Davis - Filmloverss

En son No Country For Old Men ile büyük bir zafere imza atan Coen kardeşler, ardından gelen western yeniden çevrimiyle 10 dalda adaylık elde etmiş ancak sıfır çekerek hezimete uğramıştı. Yönetmenlerin yeni çalışması, 1960’lı yılların New York’unda, Folk müzikle uğraşan bir müzisyenin hikayesine odaklanacak. Inside Llewyn Davis’e gelen ilk tepkilerin fazlasıyla olumlu olduğunu belirtmekle beraber, Oscar’daki iddiası hakkında konuşmak için çok erken. Birkaç adaylık dışında görmezden de gelinebilir. Elimizdeki en önemli veri ise Coen kardeşlerin Cannes Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödülü’yle dönmesi.

The Immigrant

the immigrant - filmloverss

James Gray’ın yeni film The Immigrant tam bir dönem draması. 1920’li yıllarda Polonya’dan Amerika’ya göç eden Ewa ve Magda adlı iki kardeşten, Magda’nın vereme yakalanıp karantinaya alınması, yapayalnız kalan Ewa’nın ise Bruno adlı bir kadın tacirinin eline düşmesiyle kardeşini kurtarabilmek için fuhuşa sürüklenmesinin hikayesi, kulağımıza çalınanlara bakarsak 1920’lerin havasını yansıtmadaki başarısı ve oyunculuklarıyla adından söz ettirecek. Marion Cotillard, Joaquin Phoenix ve Jeremy Renner’dan hangisi öne çıkacak göreceğiz.  Filmin önündeki en büyük engel, yönetmen James Gray’ın akademinin gözüne bir türlü girememiş olması.

American Hustle

American Hustle - Filmloverss

The Fighter ve Silvers Linings Playbook gösterdi ki; David O. Russell, Oscar potansiyeli yüksek bir yönetmen. Her yeni projesi de bu tip dosyaların vazgeçilmezi oluyor haliyle. İlk etapta yıldız oyuncu kadrosuyla ilgimizi çeken American Hustle, hikayesini gerçek bir olaya dayandıran bir operasyon filmi. 1970’li yılları fon alan bir muhbirlik hikayesi de diyebiliriz. Film, Oscar radarına girmekte çok zorlanmayacaktır. En iyi filmden performanslara ve teknik dallara kadar adaylık almasını bekliyoruz. Russell, eğer farklı bir işe soyunduysa, yarışta öne çıkmayabilir American Hustle. Ancak, Amerika gösterim tarihinin 25 Aralık görünmesi, filmin Oscar yarışına sokulacağının net bir göstergesi.

The Counselor

the counselor  filmloverss

Önümüzde öyle bir film var ki, ne desek yalan olur. Ridley Scott’ın Oscar’a göz kırptığı yeni çalışması The Counselor, bir suç gerilimi. Senaryosunu No Country For Old Men’in de yazarı olan Pulitzer ödüllü Cormac McCarthy’nin kaleme almış olması filmin elini güçlendiriyor. Ridley Scott zaten adı sıklıkla Oscar ödülleriyle anılan bir isim. Gladyatör’ün ardından en son 2007’de American Gangster ile çok da önemli sayılamayacak 2 adaylıkla yetinmişti. Dolayısıyla The Counselor soru işareti yaratıyor. Açık konuşmak gerekirse The Counselor, bana Oscar alabilecek bir filmmiş gibi görünmüyor. Adaylık dahi alamayabilir. Michael Fassbender, Brat Pitt, Javier Bardem gibi isimleri de düşününce neden olmasın demeden de kendimizi alamıyoruz elbette. Filmin hikayesiyle ilgili pek bir şey bilmesek de, başarılı bir avukatın uyuşturucu işine girerek, önce kariyerini sonra da hayatını riske etmesi üzerine kurulu olduğunu belirtelim.

Diana

Dıana - Filmloverss

Herhangi bir Oscar adaylığı bulunmayan Oliver Hirschbiegel, ilk kez bu kulvarda yarışabileceği bir filmle dönüyor. Trajik bir şekilde genç yaşta hayatını kaybeden Prenses Diana’nın hayatından bir kesiti perdeye taşıyan ‘Diana’ adlı biyografik film akademin ilgisini çekecektir. Film, Diana’nın Pakistanlı sevgilisi Hasan Khan’la olan ilişkisine bakış atıyor. 1997’de bir trafik kazasına kurban giden Diana’nın son dönemine odaklanılacağını söyleyebileceğimiz filmde, çok tartışılan o ölümün arkasında yatan sebepler üzerine gidilecek mi? İşte bu soruya verilecek cevap, filmin başarısında veya başarısızlığında belirleyici olabilir. Makyajda abartı kaçmayan, duru bir Diana portresi çıkarttığını gördüğümüz Naomi Watts, bu yıl da bir adaylık alabilir.

Dallas Buyers Club

Dallas Buyers Club - Filmloverss

Crazy, The Young Victoria ve Cafe de Flore’un yönetmeni Jean-Marc Vallee, yeni filmiyle çıtayı biraz daha yukarı çekmiş sanki. Dallas Buyers Club, hikayesiyle Oscar’a yakışan bir drama. Kendisine, AIDS hastalığı sebebiyle 30 gün ömür biçilen Ron Woodroof’un hayat hikayesinden uyarlanan filmde, acı bir yaşam savaşına tanık olacağız. İsminden dolayı ilk etapta müzikal bir film izlenimi veren Dallas Buyers Club, adaylık alsın ya da almasın uzun zaman konuşulacak sanırım. Başarılı oyuncu Jared Leto’nun transeksüel bir kadın kılığında karşımıza çıkacak olması ve performansı filmin de önüne geçebilir. Matthew McConaughey ve Jared Leto, geçirdikleri fiziksel değişimle şimdiden takdirimizi kazandı.

Grace of Monaco

Grace of Monaco - Filmloverss

1950’li yılların unutulmaz yıldızlarından Grace Kelly’nin son dönemin en yetenekli aktrislerinden Nicole Kidman’ın bedeninde can bulacağı Grace of Monaco, Hollywood’un orijinal fikir üretmekte çektiği sancıları, kendi içine bakarak çözüm üretmeyi denediği projelerin son örneği oldu. Kariyerinin zirvesindeyken, Monako prensi 3. Rainier’le yaşadığı aşk sonucunda mesleğini bırakan Kelly’nin, Monako prensesi olması ve sonrasında yaşananların anlatıldığı film, Oscar yarışına dahil edilmek için -pek çok filmde olduğu gibi- yılın son haftasında kısıtlı da olsa gösterime girecek. Yönetmenliğini La vie en Rose dışında başarılı bir işine rastlamadığımız Oliver Dahan’ın üstlendiği film, biyografi sevdası bilinen akademiye cazip gelecektir. Nicole Kidman ise Grace of Monaco ile mi yoksa The Railway Men’le mi adaylık kazanır bilemiyoruz. Belki iki film de yeterli olmayacaktır.

Serena

Serena - Filmloverss

Danimarkalı yönetmen Sunanne Bier, ülkesinde çektiği In a Better World ile yabancı dilde en iyi film ödülünü kucaklamış ve bu başarının ardından Hollywood’a transfer olmuş yetenekli bir isim. Bier’ın yeni filmi Serena, Ron Rash’ın aynı adlı romanından uyarlandı. Amerika’nın büyük buhran yıllarına denk düşen hikaye, George ve Serena çiftinin Kuzey Carolina’ya yerleşip burada kerestecilik işinde yükselmelerine paralel olarak, Serena’nın çocuk sahibi olamayacağını öğrenmesiyle raydan çıkması, kocasının gayrimeşru bir çocuğunun olması sebebiyle de kıskançlık krizine girmesi, onu tehlikeli bir yola itecektir. Silver Linings Playbook’un ardından Bradley Cooper – Jennifer Lawrence ikilisini tekrar birlikte izleyeceğimiz Serena, Oscar aday adayı olarak kalacağını düşündüğüm filmlerden. Yine de bir sürpriz yapabilir.

The Fifth Estate

The Fifth Estate - Filmloverss

Toronto Film Festivali’nin açılış filmi olan The Fifth Estate, Wikileaks’ın kurucusu Julian Assange’ın hayat hikayesini ele alıyor. Yönetmenliğini Bill Condon’un üstlendiği filmde Daniel Brühl, Beneditch Cumberbatch, Laura Linney ve David Thewlis gibi iyi oyuncular bir araya getirilmiş. Oscar’a yürür mü bilemiyorum ama iyi kotarılmış biyografilerin her zaman şansı vardır. The Fifth Estate’e neden ısınamadığımı sorgularken, yönetmen Condon’un iki Twilight filmi çektiğini fark etmemle aradığım cevabı buldum. Yine de önyargıyla yaklaşmamak en mantıklısı.

Her

her - filmloverss

Being John Malkovich ile yaptığı çıkışı Adaptation’la sürdüren ancak devamını da getiremeyen Spike Jonze, sessizliğini bozup, yine yaratıcılığını konuşturduğu bir filmle dönüyor. ‘Her’ adını verdiği filmin senaryosunu da kendi yazan Jonze, ihtiyaçlarını karşılaması için icat ettiği işletim sistemine aşık olan (evet, yanlış duymadınız) bir adamın hikayesini anlatacak.  Eternal of the Spotless Mind gibi minimal bir bilimkurgu olacağını söyleyebileceğimiz ‘Her’,  özgün senaryo kategorisinde eğer aday olursa ödüle de uzanabilir. Ana dallara uzak görünen film, Joaquin Phoeinx, Amy Adams, Olivia Wilde ve Rooney Mara’dan oluşan ana kadrosuyla oyuncu kategorilerinde boy gösterebilir.

Foxcatcher

Exclusive - Channing Tatum and Mark Ruffalo On The Set Of 'Foxcatcher'

Bennett Miller, bir hayli ilginç bir proje olan Foxcatcher’la 2005’te Capote, 2011’de ise Moneyball ile en iyi film kategorisinde aday olup da uzanamadığı Oscar’a ve bu Oscar macerasına kaldığı yerden devam edebilir. Gerçek bir olaydan yola çıkan Foxcatcher’da, Olimpik bir güreşçi olan David Schultz’un, Pennsylvania’da Team Foxcatcher adlı tesisi yöneten şizofren arkadaşı tarafından öldürülmesi konu ediliyor. Film, zengin oyuncu kadrosuyla da iddialı. Steve Carell, Sienna Miller, Mark Ruffalo, Channing Tatum ve Vanessa Redgrave’li kadrodan bir Oscar adayı çıkması olası. Benneth Miller adı güven verse de, filmle ilgili soru işaretlerimiz var.

The Homesman

The Homesman - Filmloverss

Tommy Lee Jones da yönetmenliğe iyice ısınmış görünüyor. Jones’un ikisi Tv filmi olmak üzere dördüncü yönetmenlik çalışması The Homesman, 19. yüzyılda geçen klasik bir western filmi olacak gibi görünüyor. George Briggs adlı tekinsiz bir adamın, öğretmen olan genç bir kadınla üç kadını nakliye etmek için anlaşmaları üzerine kurulan hikaye hakkında pek bir şey bilmiyoruz. The Homesman’i ana dallarda görme ihtimalimizin düşüklüğünün yanında Oscar’ın gediklileri Meryl Streep, Hilary Swank ve Tommy Lee Jones’un varlığıyla hafife alınmaması gereken bir film bu. True Grit’le dikkat çeken genç yetenek Hailee Steinfeld de kadroda.

Bu yıl Oscar aday adayı olarak nitelendirdiğim filmlere baktığımda, 85. Akademi Ödülleri’nde yaşadığımız hezimetin bir benzerini yaşamayacağımızı düşünmekteyim. Dönem filmleri ve biyografilerin öne çıktığı bir yıl olacak. Oscar stratejilerinin şimdiden yapılmaya başlandığını söyleyip, gözünüz Eylül’de gerçekleştirilecek Toronto Film Festivali’nde olsun diyorum. Ve lütfen Beyaz Saray’ı bu işe karıştırmayın!

5 Yorum

  1. egemen 27/07/2013 at 11:54 - Reply

    hahah bu güzeldi :) ‘Ve lütfen Beyaz Saray’ı bu işe karıştırmayın!’

  2. Abdullah E. 27/07/2013 at 13:16 - Reply

    Bilgilendirici bir yazı olmuş. Aklıma Steve McQueen’in durumu ve sinema dünyasında ödül alabilmek için biraz kendinden ödün vermek gerektiği konusu takıldı. İlk iki filmi Hunger ve Shame, özellikle Shame son zamanların en sarsıcı filmlerindendi. Akademi görmedi. Fassbender’i ise sallamadılar bile. Şimdi karşımızda sizin de bahsettiğiniz gibi tam bir Oscar filmi. Acaba bu muydu McQueen’in kafasındaki yoksa siz bana ödül vermezseniz ben söke söke alırım mı demek istedi.

    Yazıyı çok başarılı buldum detaylı düşündükçe yorumlarımla sayfanızı işgal edebilirim. :)

  3. PisPapaz 17/09/2013 at 21:27 - Reply

    Ridley Scott zaten Oscarlı yönetmen demişsin ancak kendisi daha hiç Oscar kazanmadı. O bilgiyi düzeltmek lazım:)

  4. PisPapaz 17/09/2013 at 21:29 - Reply

    Sanırım Gladiator’ü kastettin.Öyle düşündüğümüzde dolaylı yoldan Oscar sahibi diyebiliriz:)

  5. filmkolik 18/11/2013 at 23:32 - Reply

    Yorumlar ve inceleme güzeldi.Ellerine sağlık.Susanna bier daha evvel holywood’da bir film yönetmişti yangında önce olmalı.Ufak bir hatırlatma acizane

Yorum yazın