Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Anlatımını dolaylı yollardan yapmayan daha doğrudan bir dille izleyiciye yansıtmayı tercih eden İspanyol sineması; derdini zarifçe aktarmayı tercih ederken, hayatın tüm çıkmazlarını, acıları, kaygıları, sancıları bir Akdeniz gerçekliğinde neşeyle iç içe geçiriyor. İnsana ve hayata dair gerçek olan ne varsa öylece izleyiciyi etkisi altına alıyor; ve adeta izleyenlere yaşadığını hissettiriyor. Yüksek bütçeli yapımların çok fazla yer almadığı İspanyol sineması; basit ve sıradan öyküleri ele alış tarzıyla farkını yaratmayı başarıyor. Özellikle birçok konuda olduğu gibi sinemada da sıkıntılı oldukları dönem, İç Savaş yılları ve sonrasında gelen Franco dönemi. Bu dönem her ne kadar zorlu geçmiş olsa da İspanyol sinemasının gelecek yıllarına ilham kaynağı olmuş ve Franco döneminde karşılaşılan sansürün ardından; muazzam bir arşivle sinemaseverleri doyurmayı başaran ülke bilimkurgudan korkuya birçok türde filmle karşımıza çıkmış ve yapay tiyatrallıktan uzak, gerçek hayata yakın filmleriyle bizleri büyülemeyi başaran İspanyol Sineması; Alejandro Amenábar, Pedro Almodóvar, Alejandro Gonzalez Iñarritu, Emilio Martinez-Lazaro, Fernando Leon de Aranoa gibi başarılı isimleri bizlerle tanıştırmıştır. Biz de bu isimlerin yarattıkları yapımları da içinde barındıran bir liste ile sizleri dilinin ahengi ve müziğinin tınısıyla sinemaseverleri kendine hayran bırakan İspanyol sinemasından bir seçkiyle buluşturmak istedik ve 2000’lerden mutlaka izlenmesi gereken 13 İspanyol filmini derledik.

2000’lerden Mutlaka İzlenmesi Gereken 13 İspanyol Filmi

La Comunidad – 2000

la-comunidad-filmloverss

Julia, 40 yaşlarındadır ve emlakçılık yapan bir adamın yanında ev satmaya çalışmaktadır. Satmaya çalıştığı apartmanlardan birinde ölü bir adam ve 300 milyon Peso bulmasının ardından, kendi patronunun çevresinde birlik olmuş, olağan dışı apartman sakinlerinin kızgınlığına karşı koymaktan başka çaresi kalmamıştır. Kara mizah şüpheyle başlayıp şiddete dönüşür… Alex de la Iglesia’nın yönetmen koltuğunda oturduğu gerilim ile komedi ögelerini başarılı bir şekilde harmanlayan kara mizah örneği La Communidad; oyuncularının performansı ve müzikleriyle de hikayesiyle olduğu kadar dikkatleri çekmeyi başarıyor.

Los Lunes Al Sol – Mondays in the Sun – 2002

los-lunes-al-sol-filmloverss

Yönetmenliğini Fernando Leon de Aranoa’nın yaptığı, başrolde ise Javier Bardem’in yer aldığı Los Lunes Al Sol – Mondays in the Sun; İspanya’nın liman kenti Vigo’da işten çıkarılan bir grup tershane işçisinin öyküsünü anlatmaktadır. 2002 yılında ‘İspanya’nın Oscar’ı’ olarak tanımlanan Goya Ödülleri’nde 5 dalda ödül alan film, aynı zamanda ‘En İyi Yabancı Film Oscar Adayı’ olarak da karşımıza çıkmıştı. Kinayelerle ve esprilerle bezeli diyaloglarıyla izleyiciyi mest eden oldukça başarılı bir film olan Los Lunes Al Sol; dramın hakim olduğu hikayesine dahil ettiği trajikomik durumlar ile izleyicinin içini ısıtmayı ihmal etmez.

Te Doy Mis Ojos – 2003

te-doy-mis-ojos-filmloverss

Yeni İspanyol sinemacılığının önde gelen yönetmenlerinden olan Iciar Bollain’in üçüncü uzun metrajlı filmi olan Te Doy Mis Ojos; sadece İspanya’da değil bugüne kadar buluştuğu 25’in üzerinde ülkede büyük ilgi görmüştür. Katıldığı festivallerden ödüllerle ve övgülerle ayrılan film; aile içi şiddet konusunu oldukça gerçekçi ve duyarlı bir dille ele almasıyla, dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Ülkemizde gösterime girdiği yıl 22 hafta vizyonda kalan film; kadının yaşadığı korkuları, erkeğin bastırmaya çalıştığı zayıflığı ve ortaya çıkardığı güç gösterileri, iletişimsizlik gibi konuları oldukça gerçekçi bir dille izleyiciye yansıtmıştı. Pilar kocası Antonio’dan hem duygusal hem de fiziksel şiddet görmektedir ama bunu yakın çevresine o ana değin pek hissettirmemiştir. Önüne geçemediği öfke nöbetleri, incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerde ortaya çıkan ani parlamaları ile kendini kaybeden Antonio karısına hem şiddet uygulamakta hem de hakaret etmektedir. Daha önce bu öfke nöbetlerinde birçok kez sakatlanan Pilar; yine şiddete maruz kaldığı bir akşam oğlunu da alarak kız kardeşine sığınır.

Mar Adentro – The Sea Inside – 2004

the-sea-inside-filmloverss

Yönetmenliğini İspanyol sinemasının önemli isimlerinden biri olan Alejandro Amenábar’ın üstlendiği; 28 yıl önce geçirdiği kaza sonucu tetraplejik durumda olan Ramón Sampedro adlı eski bir gemi makinistinin ötenazi isteğini ve hayatının son dönemlerini konu alan Mar Adentro – The Sea Inside; Altın Küre ve Akademi ödüllerinde ‘En İyi Yabancı Film’ ödülünü kazanmış ve yine aynı yıl birçok festivalden ödüllerle ayrılmıştı. Denize ve yüzmeye tutkuyla bağlı genç bir adamken geçirdiği bir kaza sonucu yıllardır boyundan aşağısı felçli olarak yatağa mahkum bir yaşam sürdürmekte olan Ramon Sampedro, bu şekilde yaşamın bir işkence olduğunu düşündüğünden ötanazi istemektedir. Ona göre ölmek, bu durumdaki biri için yeniden özgür olmanın tek yoludur. Oysa, ülkesinin yasaları ötanaziye karşıdır. Sampedro’ya aşık olan Rosa ise sevdiği adama istediği özgürlüğü vermek için elinden geleni yapmaya hazırdır.

Princesas – 2005

princesas-filmloverss

Seks işçiliği, göçmenlik, kaçak işçilik gibi üzerine yeterince düşünmediğimiz gerçekleri yalın bir anlatımla izleyiciye yansıtmayı başaran; Fernando León De Aranoa imzalı Princesas,  diyaloglarıyla ve müzikleriyle adeta bizleri mest ediyor. Hayal aleminde yaşayan annesine inat kendini sokaklara atmış Caye ve kaçak olarak geldiği İspanya’nın caddelerinde, ülkesindeki oğluna ve annesine para göndermek için bedenini satan Dominik’li Zulema’nın dostluğunun hikayesinin anlatıldığı Princesas; kaderin onları sürüklediği tüm kötülüklere rağmen içlerinde umudu kaybetmeyen iki kadın Caye ile Zulema’nın ekseninde İspanyol sokaklarıyla bizleri buluşturur. Başrollerini Candela Peña ve Micaela Nevárez’in paylaştığı ve ortaya çıkardıkları karakterlerle ve muazzam performanslarıyla Goya Ödülü’nü kucakladıkları filmin Manu Chao imzasını taşıyan Me Llaman Calle şarkısı ise filmi bir adım daha yukarı taşımaktadır.

AzulOscuroCasiNegro – Dark Blue Almost Black – 2006

dark-blue-almost-black-filmloverss

Hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıkan Daniel Sanchez Arevalo’nun ilk uzun metraj filmi AzulOscuroCasiNegro – Dark Blue Almost Black; son dönem İspanyol sinemasının önemli filmlerinden biri olarak kabul görür. Jorge yirmili yaşlarda bir gençtir, babasının hastalığından sonra hem babasının bakımını üstlenir hem de onun işini devam ettirmek zorunda kalır. Abisi Antonio ise bu dönemde hapistedir; hapiste bir kadına aşık olur, onu hamile bırakması gerekmektedir ama hastadır ve çocuk sahibi olamıyordur ve küçük kardeşi Jorge’den sevgilisi Paula’yı hamile bırakmasını ister. İşte tam da bu noktadan sonra işler garipleşmeye başlar. Jorge’nin hayatı ekseninde Arevelo; sınıf farklılıklarına da muazzam göndermelerde bulunur ve bizi ironik ve bir o kadar da dram-komediyle harmanlanmış sahnelerle baş başa bırakır.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi