Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

30 Eylül’de vizyona girecek olan Fatih Akın’ın son filmi Elveda Berlin’den gelen fragman ve yayınlanan görseller, Akın’ın bize yine naif ve yalın bir yol hikayesi sunacağını gösteriyor.  Biz de sinema salonlarında Elveda Berlin’e kavuşmadan önce izleyenlerin içine yola düşme kıvılcımı atan, kaşif ruhumuzu aydınlatan ve umut ışığı olan 2000’lerden en iyi 10 yol hikayesini sizler için hazırladık.

“Yolda özgürlük vardı

Yolda hayatın anlamı

Yolda aşk vardı ve bazen sadece seks

Yolda parasızlık, açlık vardı; bazen çözümsüzlük, kargaşa

Yolda bir arayış vardı, arayıp da bulamayış

Yolda sorular vardı, çoğu cevapsız

Ve yolda çoğu zaman masmavi bir gökyüzü, zümrüt yeşili çayırlar

Ve sonsuz bir kızıllık vardı

Yolda caz vardı

Cazın tanrıları ve ruhlara işleyen ritimler”

İnsan hayatın düzeninden kaçmak, bazen ise düzensizliğinde yorulduğunuz için dinlenmek isteyip yollara çıkar; bazı zamanlarda ise yolculuğu hayatı olarak seçmiştir zaten. Yeni hikayeler, yeni amaçlar, yeni insanlar… her ayrıldığı kavşakta bıraktığı farklı yüzler, her yeni dahil olduğu sofra; kimimizin hayali kimimizin ise hayatı değil midir? Hayalleri hayata en çok yakınlaştırdığımız 24 karenin sihri de buradan kaynaklanıyor olsa gerek, yol hikayeleri sinemada kendisine fazlasıyla yer bulmayı başarır. 2000’lerden sizin için seçtiğimiz, insana bavul hazırlatıp, harita aldıran en iyi yol hikayelerini derledik.

2000’lerden En İyi 10 Yol Hikayesi

Sideways – 2004

sideways-filmloverss

Kurulan hayaller ve hayallerin suya düşmesi… İngilizce öğretmeni olan Miles Raymond’ın en büyük hayali bir yazar olmaktır. Miles’ın yakın dostu Jack ise pek kimsenin tanımadığı, bir televizyon oyuncusudur ve evlilik aşamasındadır. Hayatlarında etkileyici bir değişikliğe sebep olacak olan ve hayata bakış açısında bambaşka bir anlam kazanmalarına neden olan bir yolculuğa çıkan Mile ve Jack, bir hafta süren seyahatleriyle izleyiciye muazzam görüntüler ve şarap ekseninde gelişen bir hikaye sunar.

The Motorcycle Diaries – 2004

the-motorcycle-diaries-filmloverss

Che Guevera’nın günlüklerinden yola çıkarak, Alberto Granado’nın kaleme aldığı kitaptan uyarlanan The Motorcycle Diaries; izleyenleri Che’nin 23 yaşına götürüyor. Che ile 29 yaşındaki arkadaşı biyokimyacı Alberto Granado’yla birlikte yaptıkları motosiklet yolculuğuna tanık olduğumuz film; Latin Amerika’nın gerçekleriyle yüzleşmemizi sağlar. Bildiklerinden çok farklı bir Latin Amerika ile karşılaşan ikilinin çıktıkları bu yolculuk aslında geleceklerini ve tarihi şekillendirecektir.

Wristcutter A Love Story – 2006

wristcutter-a-love-story-filmloverss

Goran Dukic’in yönetmenliğini üstlendiği ve aynı zamanda da senaryosunu kaleme aldığı Wristcutters: A Love Story; intihar edenlerin ait olduğu sıra dışı bir dünyada yer alıyor. Sevgilisinden yeni ayrılan Zia, çareyi intihar etmekte bulur. Ancak işler onun sandığı kadar kolay gelişmeyecektir; Zia kendisini gözlerini açtığında sadece intihar edenlerin olduğu bir evrende bulur. Bir şarkıcıyı ve otostopçuyu da yanına alarak sıra dışı bir yolculuğa çıkan Zia, teorik olarak dünyadan çok da farklı olmayan ama son derece kasvetli ve melankolik bir dünyadadır artık.

Little Miss Sunshine – 2006

little-miss-sunshine-filmloverss

Evin en küçüğü Olivie Hoover’ın en büyük hayali ülkenin diğer yanında düzenlenecek olan güzellik yarışmasına katılacaktır. Hoover ailesi ise dışarıdan bakıldığında modern bir Amerikan ailesi görünümünü verse de aslında pek de aile kavramıyla yıldızı barışmayan karakterlerin oluşumudur. Güzel gülüşlü Olivie ailesinin bir araya gelmesine vesile olacak hayali için herkesi ikna edince; izleyiciyi hem gülümseten hem de hüzünlendiren bir hikaye başlar. Bu güzellik yarışması için çıkılan yolculukta; arada sırada bozulan sarı minibüs ile birbirine taban tabana zıt olan tüm Hoover ailesini bir araya getiren Little Miss Sunshine, Amerikan Bağımsızlarının en başarılı örneklerinden biri.

Into the Wild – 2007

into-the-wild-filmloverss

Tüm kartlarını yırtıp, yıllarca kurduğu kariyer temellerini yerle bir edip, sırtına taktığı çantasıyla yollara düşen ve tek amacının Alaska’ya gitmek olduğunu gördüğümüz Christopher McCandless’ın kurgusal olmayan hikayesinin anlatıldığı Into the Wild, Jon Krakuer’in  1996 yılında yayımladığı aynı adlı kitaptan uyarlanmış, yönetmenliğini ise oyuncu kimliğiyle de tanıdığımız Sean Penn üstlenmiştir. Tek başına yaptığı bu yolculukta birçok insanla tanışan, birçok grupla yaşayan ve yalnızlığın da gerçekte ne olduğunu keşfeden Christopher, Alaska’ya varana kadar geçen iki yıl boyunca özgürlüğünü kanıtlamış ve hayata karşı kazanmaya çalıştığı meydan okumayla aslında baş başa kalmıştır.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi