Korku, gerilim, romantik, komedi, fantastik, film noir (kara film)… Tür sineması deyince ilk akla gelenler olarak hafızalarımızda yer eden bu yapılar çoğunlukla belirlenmiş kalıpları olan, sabit merkezlerin dışına pek çıkmayan ve türü oluşturan ögelerin durmaksızın harmanlandığı bir döngüsellik çizerler. Yerleşik stereotiplerden, göstergelerden ve yapılardan uzaklaşmadan oluşturdukları anlatılarıyla tür sineması içinde kendilerine has bir konum elde eden çok fazla film vardır. Örneğin bilimkurgu deyince çoğumuzun aklında çağrışım yapan Star Wars serisidir ya da korku sineması deyince John Carpenter ismini hiç düşünmeden dile getirebiliriz. Oysaki dünya değişiyor, dönüşüyor hatta yakınlaşıyor. Ve bu yapı içerisinde tüm disiplinlerde olduğu gibi türler de iç içe geçerek kaynaşmaya ya da birbirlerine erimeye başlıyor. Kalıplar bozuluyor, sökülüyor ve daha önce hiç karşılaşmadığımız yeni anlam denizlerine dökülüyor.

Sinemayı sanat yapan en değerli etmenlerden biri elbette ki imgelerle yarattığı büyülü evren. Bu büyülü evrende her şeyin mümkün olduğuna binlerce kez şahit olmadık mı zaten. Her şeyin mümkün olduğu bu evrende kalıpların dışına çıkmak, hatta o kalıpları iğdiş etmek de pek tabii mümkün bir gerçekliğe hatta bazen hiper gerçekliğe dönüşüyor. Biz de tam manasıyla kalıpları yıkan, onları altüst eden ve tür sinemasını sabit merkezlerden özgürleştiren filmlerin izinden gittiğimiz bu listede; Get Out’tan Only Lovers Left Alive’a, Mulholland Drive’dan No Country for Old Men’e 2000 sonrası tür kalıplarını altüst eden 10 muhteşem filmi sizler için derledik.

2000 Sonrası Tür Kalıplarını Altüst Eden 10 Muhteşem Film

Dancer in the Dark (2000)dancer-in-the-dark-filmloverss

Tür: Müzikal

1984 yılında The Element of Crime ile başladığı sinema serüvenine ardı arkası kesilmeden birbirinden farklı, özgün, derin ve cesur filmler katmayı başaran bir yönetmen Lars von Trier. Melankoli duygusunu iliklerimize kadar işleyen usta yönetmen Lars von Trier’in yine karanlık tarzını gösterdiği, atmosferiyle bizi mutsuzluğun derinliklerine bıraktığı filmi Dancer in the Dark, kalıtsal bir hastalık nedeniyle gözlerini yavaş yavaş kaybeden Selma Jezkova’nın hikâyesini ekrana taşır. Masalla gerçeği harmanlayarak, mükemmel bir hikâye ortaya koyan Trier, bir karavanda yaşayan Çek göçmeni Selma ile oğlu Gene’nin hayatın acımasız seyrinde başına gelenleri, karakterlerin dönüşümlerini ve mücadelelerini anlatır. Tür olarak müzikal bir anlatı yapısı seçen Trier; ‘normal şartlar altında’ dehşete ve trajediye düşürmemesi gereken müzikal türünü kalıplardan çıkararak korkunç ve sert bir gerçeklik evreninin içine yerleştirir. Bu hiper depresif müzikal türün yerleşik ögelerini köklerinden sarsar.

Mulholland Drive (2001)mulholland-drive-filmloverss

Tür: Film Noir

Sürrealizm kıyılarında dolaşan ve sinemanın anlaşılması en güç yönetmenlerden biri olan David Lynch’in hikâyelerinden biri olan Mulholland Drive olay örgüsünü insanı başka diyarlara sürükleyen kâbuslar, rüyalar ve hayaller üzerinden kurar. Oldukça karmaşık olan bu örgü, kimi zaman gerçekten saparak düşe kıvrılır; kimi zaman ise görünen ile görünmeyen arasında farklı yollar sunar. İnsanın bilinç altına yolculuk yapan ve bizi kaybolacağımız bir yolculuğa hapsederek, muazzam bir bilmecenin ortasına bırakan Mulholland Drive film noir (kara film) türüne yüksek dozaj göndermelerde bulunsa da aslında türe kalıpların dışında bir biçimde yaklaşır. Film noir kalıplarını altüst eden David Lynch, filmin başlangıcındaki dedektifleri çok hızlı bir şekilde filmden def eder. Filmin geri kalanında bu rolü üstlenen, ikisi de gerçek birer femme fatale olan kadınlardır. Filmde çözülmesi gereken gizemi ve ipuçlarını seyirciye bırakan Lynch, Mulholland Drive’ı gerçek bir sırra dönüştürür.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)eternal-sunshine-of-the-spotless-mind-filmloverss

Tür: Romantik 

Bir Michel Gondry harikası ve çılgın işlerin senaristi Charlie Kaufman eseri olan Eternal Sunshine of the Spotless Mind tipik bir romantik komedi filmi olmanın çok ötesine geçen bir yapım. Joel (Jim Carrey) ile Clementine’ın (Kate Winslet) ilişkisi artık ikisine de eski tadı vermemeye başlar. Çiftin ayrılmasının ardından Clementine, daha fazla acı çekmemek için Joel’i unutmasını sağlayacak bir hafıza sildirme işleminden geçmeye karar verir. Clementine’ın kendisini unuttuğunu gören Joel aynı işlemi kendisi de yaptırmak ister. Ancak işlem sırasında yaşananlar bazı şeyleri fark etmesine yardımcı olacaktır. Michael Gondry’nin yönetmenliğini yaptığı bu romantik – bilimkurgu filmi, türün ayrıksı örneklerinden biri. Bilimkurgu ve romantik komedi türünü bir araya getiren filmde bolca fantastik sahne olmasına rağmen neredeyse hiç özel efekt kullanılmamış olması aynı anda bilimkurgu türünün kalıplarının da yıkıldığı bir yapıya açılır. Her aşk hikâyesinin mutlu bitmeyeceğinin, her birbirini seven çiftin aynı zamanda birbirleriyle iyi anlaşması gerekmediğinin kanıtı olan film, türün düzenini de altüst ediyor.

Pan’s Labyrinth (2006)pans-labyrinth-filmloverss

Tür: Fantastik

Bu yılın ödül sezonuna damga vuran ve En İyi Film Oscar’ını da evine götürmeyi başaran The Shape of Water ile dikkatleri üzerine çeken Guillermo del Toro’nun başyapıtı olarak kabul ettiğimiz Pan’s Labyrinth; fantastik ögeleri ağır basan ve 10 yaşındaki Ofelia’nın hikâyesine odaklanan sinemanın en sevilen filmlerinden biri ve büyülü gerçekçilik akımından etkilenen fantastik türde bir filmin bu listede yer almamasına gönlümüz elvermezdi. Masalsı bir gerçeklik mi yoksa gerçekçi bir masal mı sunduğu konusunda kesin bir karara varamayacağımız Pan’s Labyrinth, tıpkı The Shape of Water gibi fantastik tür kalıplarını yerinden eden bir niteliğe sahip. İşin özünde İspanya İç Savaşı’na yoğun göndermelerde bulunan film bu anlamda güçlü politik yapısıyla da büyük önem arz ediyor. 10 yaşındaki Ofelia yeni taşındığı evlerinin arka bahçesinde esrarengiz bir labirent keşfedip, bu labirentin içerisinde yaşayan Pan adındaki yaratık ile büyülü bir yolculuğa çıkıyor. Del Toro bizleri küçük bir kızın hayal dünyasının içine dahil ederek, onun kurduğu olağanüstü fantastik dünyanın penceresinden faşizmin yıkıcılığına bakarak fantastik türe yepyeni bir soluk da getiriyor.

No Country for Old Men (2007)No Country for Old Men - filmloverss

Tür: Western

Coen Kardeşler için altın çağı başlatan film olan No Country for Old Men, çoğu kişi tarafından Javier Bardem’in üstün performansı ile akıllara kazınsa da, klasik anlatı yapısını ve western kalıplarını böylesine bozan, böylesine altüst eden bir film olması sebebiyle de Oscar heykelciğine uzanmış olması, Akademi tarihinin anomalilerinden biri olarak kayıtlara geçmişti. Kurbanlarının yaşama hakkını basit bir yazı tura oyununa dönüştüren, bir Sergio Leone klasiği The Good, The Bad and The Ugly’deki Kötü gibi başladığı işi asla yarım bırakmayan psikopat katil Anton Chigurh ve Josh Brolin’in oynadığı kovboy karakterin bir çanta dolusu para sebebiyle kedi-fare oyununa dönüşen ilişkisini anlatan bu çarpıcı ve sert film; klasik western kalıplarını tersine çeviren yapısı, kişilerin kaderinin ilk ateş edenin kim olacağıyla değil de yazı-tura oyununun sonucuna göre belirlendiği sıra dışı atmosferiyle, biraz gotik biraz neo western tarzında olsa da işin özünde tüm bu sabit tür tanımlarının çok dışında bir yerlerde raks ediyor.

Only Lovers Left Alive (2013)only-lovers-left-alive

Tür: Dram-Fantezi-Vampir

Mystery Train, Stranger Than Paradise, Dead Man gibi sıradışı filmleriyle gönüllerimizi çalan Amerikan bağımsız sinemasının usta ismi Jim Jarmusch’un tür klişelerinin dışına çıkarak yerleşik kalıpları kökten sarstığı filmi Only Lovers Left Alive; tıpkı yönetmenin diğer filmleri gibi fark yaratan anlatısıyla dikkatleri çeker. Sıra dışı vampir hikâyesiyle göz dolduran Only Lovers Left Alive, Tom Hiddleston ve Tilda Swinton’ın canlandırdığı ölümsüz yaşamlarını müzik, edebiyat ve aşkla dolduran Adam ve Eve adlı iki vampirin yüzyıllara yayılan hikâyesini konu alıyor. Aşkları tarihin her anına yayılan Adam ile Eve’in hikâyesi, Jarmusch’un en iyi filmlerinden biri olarak da değerlendirilmiştir. Tilda Swinton ve Tom Hiddleston’ın performanslarıyla göz kamaştıran Only Lovers Left Alive, klasikleşmiş kötülük ve korku saçan vampir anlatılarını tersine çevirerek bizleri bu vampirlere aşık ederek post-modern bir başyapıta imza atan Jim Jarmusch’un ellerinde ışıl ışıl parlıyor.

Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) (2014)birdman-filmloverss

Tür: Komedi

The Revenant, Biutiful ve  21 Grams gibi filmleriyle büyük başarılara imza atan Alejandro González Iñárritu’nun yönetmenliğini üstlendiği Oscar ödüllü Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) filmi büyülü gerçekçilik akımının sinemaya yansımaları arasında kesinlikle yadsınamayacak bir öneme sahip. Michael Keaton, Emma Stone, Edward Norton gibi birbirinden başarılı isimleri bir araya getiren Birdman, artık eskisi kadar popüler olmayan Riggan’ın bu durumla mücadelesini konu ediyor. Karakterin içine düştüğü sıkıntılarının ve bu sıkıntılarla mücadelenin gerçekçiliğini artıran en önemli etmenlerden biri Riggan’ın filmde temsil edilişinin büyülü yanları. Karakterin olmak istediği ve olduğu arasındaki ayrımı muhteşem bir şekilde görselleştiren Birdman, bir yandan da Hollywood taşlaması olarak değerlendirilebilecek yapısıyla akıllarımızı başımızdan alan bir niteliğe de sahip. Kara komedi ve hiciv ögelerini bu acımasız tavırlı Riggan karakteriyle harmanlayarak en dramatik anlarda bile sansasyonel anlamlar yaratmayı başaran Inarritu tür kalıplarıyla sert biçimde oynuyor.

Get Out (2017)get-out-filmloverss

Tür: Korku-Gerilim

Bu yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olarak hafızalarımıza kazınan Amerikalı komedyen Jordan Peele’nin yazıp yönetiği ilk uzun metraj filmi Get Out; Afro-Amerikan Chris’in, beyaz kız arkadaşı Rosu’un ailesiyle tanışmak üzere evlerini ziyaret ettiğinde, aslında kötü niyetli bir davetin tuzağına düşmesiyle yaşanan olayları mercek altına alıyordu. Get Out, ele aldığı konunun sürprizlerini adım adım izleyiciye aktaran senaryosuyla ve ırkçılık meselesini korku-gerilim türünün yerleşmiş kalıplarını altüst eden ve sert bir şekilde eleştiren yapısıyla adeta bu yıla damgasını vurdu. Korku, mizah ve fantezi türlerini harmanlayan filmin başrolünde izlediğimiz Daniel Kaluuya’nın çarpıcı performansıyla da dikkatleri çeken film; kalıplaşmış normlar içinde yaşayan ve bu sabitleşmiş rutinin bozulmasını istemeyen toplumun marjinalleştirilmiş kültürlerin varlığı sebebiyle yaşadıkları korku olgusunu iğdiş eden bir anlatı yapısı kurarak korku stereotiplerini yerinden ediyor.

Revenge (2017)intikam-revenge-filmloverss

Tür: Korku-Gerilim-İstismar

Revenge; korku-gerilim türünün alt türlerinden biri olan ve tipik olarak erkek yönetmenlerin bakış açılarıyla kurulan tecavüz-intikam (istismar) temalı filmlere büyüleyici ve baştan çıkarıcı bir kadın perspektifi sunan bir yapım. Haute Tension ve À l’intérieur gibi bol kanlı, vahşet içeren ve başrollerde güçlü kadın karakterleriyle parlayan Yeni Fransız Aşırılığı filmleriyle aynı kategoride değerlendirebileceğimiz Revenge; henüz ilk uzun metrajında sinema tarihine kült bir eser armağan etmeyi başaran Fransız yönetmen Coralie Fargeat’in ellerinde adeta ışık saçıyor. Revenge, I Spit on Your Grave gibi bu alt türün öncülü olmuş ama kadını ve onun kendisine tecavüz edenlerden intikam alma biçimini eril bir perspektiften çizen ve “eğer bir kadın intikam alacaksa böyle yapmalı” gibi fikirler sunarak kendi erilliğini bir kez daha dışa vuran filmlerin aksine; bir tecavüzün intikamından çok fiziksel ve psikolojik bir hayatta kalma savaşını, türün klişeleşmiş kalıplarını altüst ederek anlatmayı başarıyor.

Annihilation (2018)ANNIHILATION

Tür: Bilimkurgu

2014 yapımı Ex Machina’nın ardından, ikinci filmi Annihilation’la bir kez daha ve bu sefer daha iddialı bir şekilde seyirci karşısına çıkan Alex Garland, ilk yönetmenliğinden önce de 28 Days Later ve Dredd gibi kalburüstü filmlerin senaryolarına imza atarak bilimkurgu ve korku türündeki sinemaya olan yatkınlığını ortaya koymuştu. Annihilation’da bu iki janrı birden harmanlayıp, saf bir tür sineması örneği yaratmayı başaran Garland, filmi Jeff VanderMeer’in 2014’te yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarladı. Annihilation; biyolog ve eski asker bir olan Lena’nın, Amerikan kıyı şeridi boyunca genişleyen uğursuz ve gizemli bir fenomen olan X Bölgesi’nin içinde olduğu sırada kocasının başına ne geldiğini bulmak üzere bir göreve katılması akabinde gelişen olayları aktarıyor. Bu bölgeye giren keşif ekibi, hem hayatlarını hem de akıl sağlıklarını tehdit eden, güzel olduğu kadar tehlikeli ve mutasyona uğramış bir tabiata ve canlılara ev sahipliği yapan bir dünya keşfettiğinde ise bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ayyuka çıkıyor. Bilimkurgu türünün genel kalıpları içinde yer alan bizlere başka dünyaları tanıtma edimini tersine çeviren Annihilation sınırların bu dünya üzerinde çizildiği bir yapı ortaya koyar.

Kaynak: Taste of Cinema

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi