Bu yazı Rus Sineması kitabının yazarı Rıza Oylum tarafından yazılmıştır.

2000 sonrasında Rusya ekonomik ve politik olarak kendini toparlayıp yeniden dünya sahnesinde büyük bir güç haline gelmeye başladı. Özellikle petrol satışlarından elde ettiği gelir, Rusya’nın 90’lardaki zor yılları geride bırakmasını sağlamıştı. Bu çerçevede yeniden inşa edilen devlet mekanizması eski ağırlığını kazanmak için sinema sektörüne de yatırım yapmaya başladı. Artık Ruslar yeni kahramanlar görmek, güçlü ve köklü bir toplum olduklarını yeniden hatırlamak istiyorlardı. Bu talebin ürünü olarak -teknolojik imkânların da kullanılmasıyla- başarılı 2.Dünya Savaşı filmleri yapılmaya başlandı. Bu filmlerin bir kısmı muhafazakâr önermeleri olan Hıristiyan öğretilerini merkeze alan, Sovyet sonrası yeni Rus toplumundan izler taşıyan yapımlardı. Bunu dışında önemli bir kısmı da 2.Dünya Savaşı kahramanlarına odaklanan yapımlar oldular.

Amiral

Andrey Kravçuk’un 2008’de yönettiği Amiral filmi dini öğretilerin merkezde yer altığı filmlerden biri. Film Birinci Dünya Savaşı’nda Rus donanmasında görevliyken savaştan sonra Bolşevik karşıtı Menşeviklerin komutanlığını yapan donanma komutanı Aleksandr Kolçak’ın hayatını beyaz perdeye yansıtıyor. 6 milyon kişinin izlediği filmin gösterimi sırasında büyük tartışmalar ortaya çıkmıştı. Film Kızıl Ordu askerlerini düşman, Menşevikleri kahraman olarak resmeder. Filmin adeta her sahnesine Hıristiyanlık simgeleri serpiştirilmiştir. Yönetmen monarşist ütopyalarını bu filmle vücut buldurur. Halkının yoksulluğundan uzak, elitist ve üstelik aynı gemide çalıştığı subay arkadaşının karısıyla duygusal bir ilişki yaşamaya müsait bir karakterden kahraman yaratmayı dener.

Güneş Yanığı 2

Nikita Mkhalkov’un Güneş Yanığı’nın devam filmlerini de muhafazakâr önermeleri olan, Hıristiyanlığı merkeze koyan savaş filmlere örnek gösterebiliriz. 2010’da çektiği Güneş Yanığı 2 filminde yönetmen, Güneş Yanığı’ndaki Albay Kotov’un hayatını anlatmaya devam ediyor. İlk film Kotov’un ölümüyle sonlanmıştı. Devam filminde Kotov’un öldürülmeyip sürgüne gönderildiğini anlıyoruz. Birçok filminde olduğu gibi Güneş Yanığı serisinde de başrolde gördüğümüz yönetmen, ilk filmdeki etkileyici görsellikler yerine Hıristiyanlık vurgusunu merkeze taşır.

2.Dünya Savaşı döneminde geçen filmde, dini motifleri görünür kılmak için hiçbir fırsatı es geçilmemiş. Cephede namaz kılan Müslüman Sovyet askerleri ve Albay Kotov’un kızının denizin ortasında bir mayına tutunmuş halde vaftiz olması bu durumun bariz örneklerden. Boynundaki haçla dolaşan ve savaşta yaralananlara hemşirelik yapan Kotov’un kızının, inançlarına sarılan Rus toplumunu temsil ettiğini anlamak zor değil. Filmde dönemin gerçekleri yeniden inşa edilen kurguya kurban gitmiş gibi görünüyor. Yönetmen, olanı değil de görmek istediğini yansıtmayı seçmiş. Tarihi bir filmin içine yedirilen inanç vurgusu o kadar baskın ki geri kalan her şey kılıfına uydurulmuşa benziyor. Savaşın Rus toplumundaki sarsıcı etkisi üstünde yeterince durulmaması, filmin etkileyici ve gerçekçi çekimlerine de zarar vermiş.

Kimi sahnelerde ise daha önce çekilen ve 2. Dünya Savaşı’nı konu alan Rus filmlerine göndermeler yapılmış. En belirgin gönderme, Elem Klimov’un1985 yapımı Gel ve Gör filmine yapılan göndermedir. Gel ve Gör, savaş üstüne yapılan en çarpıcı ve etkileyici filmlerden biriydi. Alman askerlerini Hollywood filmlerinin aksine; yağmacı, çapulcu hallerini gözler önüne seren Klimov’un filminde; Rus köylüleri kiliseye doldurulup Alman askerleri tarafından adeta bir karnaval havasıyla toplu halde yakılırlar. Mikhalkov yorumunda ise büyük bir ahıra toplanan Rus Çingenelerinin üstüne alevler püskürtülür. Alevlerle baş başa kalan Rusların feryatlarına neşeli Almanların zevk çığlıkları karışır.

Serinin ilk filmiyle yönetmen, Rus sinemasının uzun suredir hasret kaldığı uluslararası başarılar kazanmıştı. Sovyetlerin çökmesiyle Rus sinema salonlarında Amerikan filmleri patlamasının yaşandığı dönemde Güneş Yanığı önemli bir başarı göstergesiydi. Gelinen noktada ise Güneş Yanığı 2 Hollywood filmlerine fazlasıyla benzeyen fazla belirgin edilmiş inanç vurgusuyla kendi sonunu hazırlamış bir yapım olmuş.

Brest Kalesi

2010 yapımı Brest Kalesi, 2.Dünya Savaşı’nın ilk Sovyet savunmasının yaşandığı Belarus’un Brest şehrindeki kale ve şehir savunmasını anlatır. Oldukça başarılı savaş sahneleri olan film, Sovyet tarihinin önemli bir konusuna da parmak basmış oldu. Sovyet askerleri, 20 bin ağır silahlı Nazi askerine karşı 7 bin kişiyle şehri savunmuşlardı. 1941’in 22 Haziran’ında başlayan kuşatma 30 Haziran’da hâlâ sürmüştü. Teslim oldukları iddiasıyla savaştan sonra sürgüne gönderilen komutanların itibarları 1967’de iade edilmiş, kendilerine devlet nişanı verilmişti. Bu değişen tarih tezi üstüne inşa edilen film, 15 yaşındaki Sasha Akimov’un tanıklığında ilerler. Film kanının son damlasına kadar canla başla mücadele eden küçük bir asker grubunu beyaz perdeye yansıtır.

Belarus-Rusya ortak yapımı olan filmde görsellik son derece güçlüdür. Çatışma sahneleri oldukça başarılıdır. Film askerler için yapılan anıtının gösterilmesiyle sonlanır. Yeni toplum eski direnişçilerine minnetlerini sunuyordur.

White Tiger

2012 yapımı White Tiger filminde 2. Dünya Savaşı sırasında devasa bir Alman tankı olan Beyaz Tiger’e karşı Sovyet askerlerinin mücadelesi anlatır. Alman tankı Rus tanklarını bir bir yok ederken Sovyet komutanlar 3 tank askerini görevlendirip bu tankı yok etme mücadelesine başlarlar.

Başarılı savaş sahneleri olan filmde, orijinal olan tankların ruhu olduğu yaklaşımıdır. Tanklarla konuşan Tank şöförü Teğmen Najdjonov, Beyaz Tank’ı yok etmek için delirmenin sınırında bir mücadele verir. Beyaz Tank’ın sürücüsü yoktur. Adeta kendi kendine karar veriyordur. Sovyet tankları onun yanında oyuncak gibidir. Beyaz Tank’la baş etmek zordur. Beyaz Tank vurulsa da tam olarak yok edilemez. Sovyet askerleri Berlin’e girip Alman askerlerini tutsak alsalar da Teğmen, Beyaz Tank’ı yok edemediklerinden yakınır. “O geri gelecek. 50 yıl sonra da 100 yıl sonra da olsa geri gelecek.” der.

Yönetmen Beyaz Tank imgesiyle faşizmin kendisini imgeler. İnsanlığın ortak düşmanı olan faşizmin fikir olarak yok edilemediğinin altını çizer.

Stalingrad

Fyodor Bandarçuk’un 2013 yapımı Stalingrad filmi 30 milyon dolar bütçeyle çekilip ülkenin Oscar adayı olmuştu. Fyodor, ünlü yönetmen Sergey Bandarcuk’un oğlu. Babası da yıllar önce Savaş ve Barış uyarlamasıyla Oscar’ı soğuk Sovyet coğrafyasına getirmişti. Film tamamı üç boyutlu olan ve IMAX tekniği kullanılarak çekilmiş ilk Rus filmi olma özelliği taşıyor. Rusya’nın en çok izlenen filmlerinden biri oldu. Stalingrad Muharebesi’nde çarpışmış askerlerin yazmış oldukları günlüklerden, bu savaşa dair anlattıkları gerçek olaylardan ve arşiv belgelerinden yararlanılarak çekilen film, 2.Dünya Savaşı’ndaki Stalingrad Savunması’nda yaşanan insan hikâyelerine odaklanıyor.

Kumandan Gromov komutasındaki bir grup Sovyet askeri, yeni bir görevle Volga Nehri yakınlarında farklı bir bölgeye gönderilirler. Rastladıkları Alman askerleri karşısında tutunamayan Sovyet askerlerinden geriye kalanlar, geri çekilerek sivillerin sığınak olarak kullanmakta olduğu bir binaya girerler. Daha sonra binayı ele geçirmeye çalışan Alman askerleriyle çatışmalar yaşanır. Nazi subayının genç bir Sovyet kızına ilgi duyması da savaşı daha ilginç bir hale getirecektir.

Sivastopol Savunması  

2015 yapımı film 2.Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı savaşarak 309 düşman askerini öldüren keskin nişancı Lyudmila Pavlichenko’nun hayatını anlatıyor. Dünyanın en iyi on keskin nişancısından biri olan Pavlichenko’nun yeni Rus toplumu tarafından da bilinmesini sağlayan dramatik yanı güçlü bir savaş filmi.

Pavlichenko’nun atış yeteneği keşfedildiği dönem savaşın da başladığı dönemdir. Pavlichenko hiç tereddüt etmeden savaşa katılır. Arkasından ona âşık saygın bir aileden gelen doktor da savaşın gerçekliğini yaşamaya başlar. Cepheden yaralı kurtulan Pavlichenko’nun kalbi de aşk acısından kanar haldedir. Ne yazık ki savaş gönlünü kaptırdığı askerlerin hepsini öldürür. Bir süre ABD’ye giden keskin nişancı, dönemin Amerikan Başkanı Roosevelt’in eşi ile tanışıp onunla yakın ilişki kurar. Beyaz Saray’da kalan ilk Sovyet vatandaşı olur.

Filmde kahramanlık miti yaratılırken dönemin özellikleri de yansıtılmış. Ayrıca Sovyet sonrası dönemin özelliklerinden biri olan, kimi Sovyet bürokratlarının olumsuz gösterilip eleştirilmesi bu filmde de karşımıza çıkar. Savaş ortamıysa başarılı bir biçimde sunulur. Pavlichenko yaraladığı bir Nazi askerini öldürmeyecek kurşunlar sıkmaya devam ettiğinde komutanı ona ilk önemli dersini verir. Bu ders kurşunları hedefe isabet ettirmekten daha mühimdir: “Biz faşist değiliz, acı çektirmek için kurşun sıkmıyoruz. Vatanımızı koruyoruz”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi