2000 sonrası çekilmiş ve Avrupa Sineması’na yön veren ABD dışı alternatif korku filmlerine doğru bir yolculuk yaptığımız bu listede; Fransa’dan Macaristan’a, İspanya’dan İsveç’e büyük başarılara imza atan ve korku janrına yenilikçi bir soluk getirerek güçlü politik söylemleriyle de dikkat çeken 10 alternatif korku filmini bir araya getirdik.

2000 Sonrası Avrupa Kökenli 10 Alternatif Korku Filmi

Trouble Every Day (2001)

trouble-every-day-filmloverss

Yeni Fransız Aşırılığı’nın en uç örneklerinden biri olarak sayılabilecek Trouble Every Day; libido, seks ve kanibalizm (yamyamlık) arasındaki bağlantılar üzerine kurulu hikayesiyle büyük tartışmaların da önünü açmış bir film olarak kayıtlara geçmişti. Gore sahnelerin oldukça fazla olduğu film, şehveti şiddet ve yamyamlık ile harmanlamış ve içerdiği varoluşçu temalar ve metaforik anlatım biçimiyle kendine has bir izleyici kitlesi yaratarak kült bir konuma erişmeyi de başarmıştır. Yönetmen koltuğunda Fransa’nın önemli kadın yönetmenlerinden ve aynı zamanda La Fémis sinema okulunun profesörlerinden biri olan Claire Denis’nin oturduğu Trouble Every Day; İngiliz rock grubu Tindersticks’in yapmış olduğu film müzikleriyle de dikkatleri çekiyor. Yeni Fransız Aşırılığı’nın karakteristik özelliklerinden biri olan ‘haneye tecavüz’ vakasını Trouble Every Day’de görmenin mümkün olduğunu hatırlatalım.

High Tension (2003)

high-tension-filmloverss

Yeni Fransız Aşırılığı’nın gore ve slasher ayağı da diyebileceğimiz daha çok Amerikan slasher’larından ve İtalyan giallo’larından beslenen dehşet ve korku filmlerinin Fransız Sineması’nda 2007 yılında patladığına şahit olduk. Türe yeni bir soluk getiren ve alt metinlerinde çağın ve özelde Fransa’nın sosyal ve politik meselelerine dikkat çeken bu filmlerin oldukça önemli bir statüye sahip olduklarını da belirtmek gerekiyor. İşte bu filmlerin başında gelen ve türün öncülü olarak addedebileceğimiz filmin Alexandre Aja imzalı High Tension olduğunu da açık biçimde söyleyebiliriz. Yeni Fransız Aşırılığı’nın ‘haneye tecavüz’ temasının ilk temsillerinden biri olan film psikopat bir seri katil ile iki genç kız arasında geçen bol kanlı ve vahşetli bir kedi-fare oyununu ekranlara taşıyor.

Them (2006)

them-filmloverss

Yaşanmış olaylara dayanan hikayesiyle izleyicilerini oldukça gerilimli bir atmosferin içine sokan Them’in yönetmen koltuğunda David Moreau ve Xavier Palud ikilisi oturuyor. Oldukça düşük bütçe ve dijital kamerayla çekilen film özellikle korku ve gerilim türünde film yapmak isteyenler için değerli bir konuma sahip. Zira Yeni Fransız Aşırılığı’nın dehşet alt türündeki filmlerinde kendini gösteren aşırı gore sahneler Them’de neredeyse hiç yok. Gerilimsel ögeleri ses ve kamera hareketleri sayesinde kuran ve alt metninde oldukça politik ve sosyal bir meseleyi konu edinen film suratımıza tokat gibi çarpıyor. Tüm film boyunca dışarıdan gelen tehditin kaynağını –yine bir haneye tecavüz vakası- seyirciye göstermeyerek kurbanlarla özdeşleşmemizi sağlayan yönetmenlerimiz, sağlam ve güçlü bir gerilim filmi yapmak için ne bol kanlı sahnelerin ne de özel efektlerin gerekli olmadığını da kanıtlamış oluyor.

Taxidermia (2006)

taxidermia-filmloverss

Macar yönetmen György Pálfi’nin senaryosunu yazıp yönettiği 2006 Macaristan-Avusturya-Fransa ortak yapımı Taxidermia, başta Cannes olmak üzere birçok festivalde büyük ilgiyle karşılaşan bir film olduğunu söyleyelim. Güçlü bir mideniz yoksa izlemenizi asla önermediğimiz film; bir ailenin, her biri bedensel ve ruhsal zaaflara sahip olan üç erkek üyesinin hikayeleri üzerinden işleniyor. Nasıl ki Pasolini faşizme olan nefretini kusmak için ‘bok’a batan hayatları kadrajına sığdırdıysa; Pálfi de Macar siyasi tarihine duyduğu öfkeyi, bu üç erkeğin birbirinden değişik ve iğrençliklerle dolu yaşamları üzerinden, her tür mide kaldırıcı eylemi kara mizahla harmanlayarak aktarmayı tercih ediyor.

[Rec] (2007)

rec-filmloverss

Jaume Balagueró  ve Paco Plaza tarafından yönetmen koltuğunda oturduğu 2007 İspanya yapımı korku filmi olan [Rec], TV için çekim yapan genç bir tv muhabiri, çekim yapan arkadaşı ve itfaiye memurunun ihbar üzerine geldikleri bir apartmanda yüzleşmek zorunda kaldıkları vahşeti ekrana taşıyor. Apartmanda garip sesler duyulur ve ilginç olaylar yaşanırken polis de apartman sakinlerini karantinaya almak zorunda kalır. Çığlıkların devam etmesi ve elektriklerin gitmesi üzerine korkunç saatler başlar; çünkü apartmanda bir tür virüs vardır ve sırayla tüm apartman sakinlerine bulaşmak üzeredir. 2008 ABD yapımı Karantina filmine de ilham kaynağı olan [Rec]; devam filmleriyle de adından övgüyle bahsettiren bir korku klasiğine dönüştü bile.

Frontier(s) (2007)

frontiers-filmloverss

Tobe Hooper’ın kült eseri Texas Chainsaw Massacre (1973)’in izinden giden ve bu anlamda korku sinemasına oldukça değerli bir yapıt bırakan Xavier Gens imzalı Frontiére(s); Yeni Fransız Aşırılığı’nın dehşet ve korku türündeki filmlerinin başında geliyor. Orijinal Texas Chainsaw Massacre’in atmosferini kültür çatışması, azınlıklar, mülteci sorunu gibi siyasi meselelerle harmanlayarak ortaya oldukça politik ve sosyal göndermelere sahip bir film koyan Gens; seyirciyi korkunun temelleri üzerine düşünmeye sevk ediyor. Son yıllarda izleyebileceğiniz en iyi korku filmlerinden biri olan ve hikayesini sağlam temeller üzerine kuran Frontiére(s)’i özellikle de slasher türü hayranı iseniz mutlaka görün derim.

Inside (2007)

inside-filmloverss

Alexandre Bustillo ve Julien Maury ikilisinin yönetmen koltuğunda oturduğu Fransa yapımı Inside; Fransız Yeni Aşırılığı’nın en vahşet dolu ve olağanüstü derecede gore unsurlar içeren filmlerinden biri olarak dikkatleri çekiyor. Hamileliğinin son aşamalarına gelmiş Sarah, direksiyon başında olduğu bir akşam yaptığı kaza sonucu yan koltuktaki eşinin ölümüne neden olmuştur. Ancak mucize eseri bebeği kazada zarar görmemiştir. Fakat kazanın vicdan azabını yaşayan Sarah için asıl tehlike, doğmamış bebeğini çalabilmek için her şeyi yapmaya hazır, son derece kararlı ve kim olduğunu bilmediği çılgın bir kadın olacaktır. Korku klasikleri Evil Dead’den Rosemary’s Baby’ye güçlü göndermeleri olan bu filmi izlerken gözlerinize inanamayacaksınız.

Let The Right One In (2008)

let-the-right-one-in-filmloverss (1)

Tomas Alfredson imzası taşıyan Let The Right One In; gösterildiği yıl Tribeca, Fantastic Fest, Sitges, Edinburgh, Woodstock, London Frightfest, Toronto After Dark gibi festivallerden ‘en iyi film’ ve ‘seyirci’ ödülleriyle dönerek büyük yankı uyandırmıştı. Stockholm’un yakınlarındaki küçük bir İsveç kasabasında, 12 yaşlarında yalnız bir çocuğun, apartmanlarına yeni taşınan garip bir kızla olan ilişkisini anlatan film; apartmana yeni taşınan bu kızın aslında bir vampir olduğunu anlamasına rağmen ona karşı hissettiği duygulara engel olamayan çocuk ve kız arasında kurulmaya başlayan çok özel bağı sıra dışı ve bol kanlı yollardan ekrana taşıyor. Sinematografisi, atmosferi ve bıçak sırtı romantik hikayesiyle unutulmaz bir hikayeye dönüşen Let The Right One In’i ıskalamamanızı öneririz!

Martyrs (2008)

martyrs-filmloverss

Anlatması oldukça güç bir film olan Martyrs; Yeni Fransız Aşırılığı’nın en saldırgan, en sert ve soluğunuzu kesecek akıllara zarar bir ‘haneye tecavüz’ sahnesini sinema tarihine armağan etmiş ilgi çekici yapımlarından biri. Oldukça derinlikli bir felsefi sorgulamaya sahip olan film şiddet, ölüm, işkence ama en çok da bedensel acı kavramı üzerine düşünmemizi salık verirken korku ve gerilim türüne yepyeni bir soluk getiriyor. Yunanca’da ‘şahit olmak’ anlamına gelen ‘martus’ kelimesinden türeyen, kutsal bir dava uğruna acılar çekerek ‘şehit olmak’ anlamını taşıyan  ‘martyr’ kelimesinin önemini başlarda fark edemesek de film ilerledikçe yönetmenin filme neden bu ismi verdiği de kafamızda oturuyor. Martyrs’in 2015 ABD yapımı yeniden çevrim  versiyonundan ise şiddetle sakının derim!

Raw (2016)

raw-filmloverss

Julia Ducournau imzası taşıyan ve Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştiren Raw, veterinerlik fakültesine başlayana kadar hayatını vejetaryen bir ailede, vejetaryen olarak geçiren Justine’in, sıra dışı bir şekilde değişen hayatını konu alırken, filmin yönetmeni Julia Ducournau, büyüme hikayesini metaforlarla zenginleştirdiği bu ilk uzun metraj kurmacası ile modern bir başyapıta imza atıyor.  Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız ve yılın en ilginç filmlerinden biri olarak dikkat çeken Julia Ducournau’nun Raw’u; Claire Denis’nin Trouble Every Day’i ile yakın akrabalık bağları içinde bulunurken cinsel sembolizm ile kanibalizm korkusunu birleştiren büyüleyici ve ürkütücü bir film olarak sıra dışı bir seyir deneyimi vadediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi