Bu yıl, Sovyetlerin Nazileri yenip 6 yıl süren İkinci Dünya Savaşı’na son vermesinin 70. yıl dönümü. Her ne kadar Sovyetlerin etkisi her geçen gün silinmeye çalışılsa da Stalingrad direnişini gösteren, Berlin’e kızıl bayrağı diken, Nazilerin toplama kamplarını kapatan Sovyet partizanlarıydı.

Dünya sineması 2. Dünya Savaşı filmleriyle doludur. Savaş filmleri sayılırken genelde Amerikan yapımları sıralanır. Amerikalıların ülkelerinde hiç görmedikleri savaşları anlattıkları filmler, en nitelikli savaş filmleri listelerinde ilk sıraları kimselere bırakmaz. Savaş ve sinemayı aynı cümlede kullanacaksak Sovyet filmlerini sıralamadan o cümle bitmemeli. Leylekler Uçarken, Askerin Türküsü, Sakindi Oranın Şafakları gibi yapımlar savaşta insanın düştüğü trajik durumları gözler önüne seren yapımlardandı. Başka bir çarpıcı ve bir o kadar da sert yapım ise Gel ve Gör’dü. Faşizme karşı zaferin 70. yılında, içimiz, dışımız; katliama, faşizme bulanmışken Gel ve Gör’ü (İdi i Smotri) hatırlamak elzem.

Yazar: Rıza Oylum

gel-gor-filmloverss

Gel ve Gör: Savaşın Büyüttüğü Çocuklar

İnsan, ömründe binlerce film izliyor. Milyonlarca sinema karesi gözlerinin önünden akıp gidiyor. Ancak bazı filmleri, bazı kareleri unutmak mümkün değil. Özellikle savaş, soykırım, kaos zamanlarını beyazperdeye yansıtan gerçekçi yapımlar insanın benliğine nüfuz ediyor.  Sözgelimi Stalingrad filminde karlar arasında şuursuzca dolaşan Alman levazım askerlerinin donmaya yakın halleri, Sarhoş Atlar Zamanı’nda gerçekten sarhoş halde bünyelerinden büyük yüklerle mayınların arasından geçmeye çalışan katırların sessiz çığlıkları unutulmaz sinema karelerinden bazıları. Elem Klimov’un Gel ve Gör filminde perdeye yansıyanları da unutmak mümkün değil.

Belarus’da Nazi Kıyımı 

Belaruslu romancı  Ales Adamoviç’in kaleme aldığı Katya’nın Öyküsü isimli eserinden uyarlanan yapımda;  II.Dünya Savaşı’nda Nazilerin Beyaz Rusya’da 1943 yılında yaptıkları kıyım anlatılır. Film; solgun suratlı, savaşın bezginliği suratına sirayet etmiş bir Belarus köylüsünün kendi kendine haykırışlarıyla başlar. Bu sert giriş film boyu devam eder. Nazilerin kafesinden kaçan vahşi bir hayvan gibi önlerine çıkan her şeyi ruhsuzca yok ettikleri bu ortamda; 13 yaşındaki Fliora yeni tanıştığı, çocukluğunu henüz terk etmiş genç bir kız olan Glasha ile dostluk kurmaya başlarlar. Bu iki yeni arkadaş hayatta kalmaya çalışırken savaşın tüm acımasızlığına da şahit olurlar.

Yağmur İnsanlığımızı da Temizler mi?

Fliora bir silah bulup Nazilere direnen Partizanlara katılmak için ormandaki kamplarına gelir. Ormanda partizanların marşlarla fotoğraf çektirme sahnesinde kadraja son anda dâhil olup tüfeğini kameraya doğru uzattığında yönetmen de propagandaya göz kırpıyordur.

Ormanda partizan birliğini kaybeden Fliora ve Glasha ormanın yeşilliği ve Nazilerin attığı bombaların gri bulutları arasında hayatta kalmaya çalışacaklardır. Yağan yağmur ve açan güneş kirlenmiş elbiselerini temizlese de insanlık yağmur ve güneşle temizlenmeyecek kadar kirlenmiş haldedir. Fliora’nın, Glasha ile köyüne döndüğünde gördükleri bunun kanıtıdır. Boşalmış köyde odun parçalarını andıran birbirleriyle bütünleşmiş ölü vücutların yanından geçerler. Fliora bir bataklığa saplandığında çıkmak için verdiği amansız mücadele Belarus köylülerinin Naziler karşısında yaşadıklarını hatırlatır gibidir. Bu uzun sahnede yönetmen dönemin bütün karamsarlığını o bataklığa dönmüş gölde Fliora’nın ruh haline yansıtmıştır. Üstelik bu yaşanan acıların sadece bir kısmıdır. Filmin açılışında bizi karşılayan köylünün yakılmış vücudundan dökülen son cümleler de Fliora içindir. Sinema tarihinin unutulmaz ağıt sahnelerinden biri de burada karşımızda belirir.

Karnaval Havasında İnsan Yakılır Burada

Filmdeki belirgin tek geniş çekimler Perekhody kasabasında köylülerin evlerinden adeta mahşer günündeymiyçesine kasaba meydanında toplandığı sahnelerdir. Köylüler, Alman askerleri tarafından kasabanın kilisesine doldurulup adeta bir karnaval havasında toplu hâlde yakılır. Alevlerle baş başa kalan köylülerin feryatlarına; neşeli Nazi askerlerinin zevk çığlıkları karışır. Aynı sahneyi Rus yönetmen Nikita Mikhalkov’un 2010’da çektiği Güneş Yanığı 2 filminde de görürüz. II. Dünya Savaşı’nda geçen filmde Naziler tarafından büyük bir ahıra toplanan Rus Çingenelerin üstüne alevler püskürtülür.

Partizanlar galip gelip de Alman subaylarını yakaladıklarında onları yakmayıp kurşuna dizerler. Yönetmen böylece Sovyetlerin politik bakışını da vermiş olur. Tecavüze uğrayan Glasha da partizanlara katılmıştır. Ama o artık kadın ya da erkek değildir. “Hey son gelen” diye çağırılar onu. Zira Sovyet ordusu cinsiyetsizdir, erkek egemen değildir.

Acıyla Olgunlaşan Çocuklar

Yönetmen filmin başlangıcından sonuna kadar yakın çekimde Fliora’nın yüzünü kadrajda tutmayı sürdürür. Filmin sonunda Fliora’nın yüzündeki kırışıklıklar o denli belirginleşmiştir ki umut dolu köylü çocuğu yaşlanmış, acıyla büyümüş halde Hitler fotoğrafına kurşunlar yağdırarak bütün bu acıların sorumlusunu, ömrünü çalanı bulmuş halde çamura bulanmış fotoğraftan hesap sorar.

Gel ve Gör’ün Hollywood filmlerinden temelde iki yaklaşımda ayrıldığını söyleyebiliriz. İlki yarattığı Nazi tiplemeleridir. Amerikan filmlerindeki Nazi tiplemeleri uzun boylu, yakışıklı, güzel giyinen subaylardır. Oysa Gel ve Gör’deki Nazi askerleri kirlenmiş, pespaye üniformaları, hırsız, ruhsuz halleriyle faşizmin insana indirgenmiş hallerine daha fazla uyar haldelerdir. Başka bir temel fark da kadın olgusuna bakıştadır. Sovyet sineması kadın teşhiri yapılan bir sinema değildir. Genç Glasha tecavüze uğradığında kamera zulüm görmüş vahşice saldırıya uğramış bir kadını resmeder. Hollywood sinemasında karşımıza çıkan içten içe tahrik edici teşhirci bakış bu filmde yoktur.

Filmde kullanılan müzikler de belki bir ironi gibi Avrupa klasiği Alman kültürünün yegâne unsurlarından olan Mozart’a aittir.

Gel ve Gör,  son derece gerçekçi çekimlerle kotarılmış etkileyici bir yapım. Elem Klimov’un artık film çekmeye ihtiyaç duymayacağı kadar sarsıcı bir etki yaptı. Savaş filmlerinin unutulmazları arasında sayılan bu yapımı insanlığını yitirmişlerin neler yapabileceğini görmek için izlemeli.

(Bu yazı Rus Sineması kitabının yazarı Rıza Oylum tarafından kaleme alınmıştır.)

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi