Geçen gün blogger arkadaşımız Serdar, Hayvan Çiftliği’nin beyazperdeye uyarlanacağı haberini duyurdu. Serdar’ın yazdıklarını okumadan önce 1984’ün yeniden çekileceğini duymuştum ve ilk halini ne kadar beğensem de George Orwell’in aynı adlı kitabı benim hayatımda okuduğum en iyi kitap olduğundan bir kez daha beyazperdeye aktarılacağını duymak heyecanlanmama sebep olmuştu. ‘Algıda seçicilik’ten olsa gerek Serdar’ın yazdığını okurken de, Orwell’ın bir diğer önemli eseri Hayvan Çiftliği’ni atlayarak, yazdıklarından sanki 1984 ilk kez filme uyarlanacak olarak anlayıp Serdar’la inatlaşmaya başladım. Filmin ismini de kullanmadan daha önce filmin çekildiğini söyledim. Serdar da haklı olarak daha önce bir animasyonu ve bir televizyon uyarlaması olduğunu söyledi. Ben inatlaşmaya devam ettim ve John Hurt’un başarılı oyunculuğu ile 1984’ü daha önce de izlediğimizi bu sefer link yollayarak kendimce ispatladım. Bir yandan da Serdar’ın bu filmi nasıl kaçırdığına şaşırarak vereceği cevabı bekledim. Oysa onun cevabı çok basitti, o zaten bana 1984’ün değil Hayvan Çiftliği’nin ilk kez beyazperdeye uyarlanacağını söylemişti. Olay yerinden hemen uzaklaşmak suretiyle konuyu kapattım. Ancak bu inatlaşmam bir anlamda işe de yaradı. Böylece aklıma karpuz kabuğu düşmüş oldu ve en sevdiğim kitap ve başarılı bir uyarlama olan 1984 filmini yeniden hatırlatmaya karar verdim.

Dünya çapında mevcut üç devletin sürekli müttefik değiştirerek birbiriyle savaştığı bir dünya. Bu dünyada Büyük Birader’in egemenliği altında sürekli izlenen ve baskı altında bir toplum. Her hareketinin izlendiği ve en ufak bir şüphede bir anda ortadan kaybolan insanlar. Bunların sonucunda insanlar itiraz edemeyecek hale gelip her söyleneni yapar olurlar.Yanlış olana doğru demekten çekinmeyecek hale gelirler. İçlerinden birisi, Winston Smith perdeyi aralayarak Büyük Birader’in gerçek yüzünü görür. Ancak bu onun için bir kurtuluş mu yoksa daha büyük bir esaret midir?

George Orwell 1945 yılında yazdığı 1984 adlı distopiasında sadece kırk yıl sonrasını değil günümüzü ve geleceği de kapsayan bir ‘fantastik roman’ yazmayı başarmıştı. Öyle ki romanında geçen, geçmişi, tarihi unutan ve düşünceleri günübirlik değişen toplum yapısı halihazırda ülkemizde mevcutken bu kitabın benim için önemi daha da artıyor. Film ise bu zorlu ve önemli kitabın başarılı bir uyarlaması. Kitaptaki kasveti olabildiğince ekrana da yansıtmayı başaran yönetmen ve aynı zamanda senarist Michael Radford kitaba da sadık kalmayı başarmış. Her ne kadar kitabı okurken hayalimde oluşturduğum dünyayı bana sunamasa da kendi gözünden anlattığı 1984 ile iyi bir iş çıkarttığını söyleyebilirim. Filmin eksik bir yönü de var elbette. O da kitabı okurken her an hayatımın en iyi kitabı olduğunu düşünüp elimden bir an düşürmeden hevesle bitirmeme rağmen, film aynı akıcılıkta değildi. Kitaptaki kasveti iyi yansıttığı doğru ancak bazı sahnelerde bu kasveti bunaltıcı olacak düzeye çıkarttığı da bir gerçek. Yine de John Hurt’un başarıyla canlandırdığı Winston Smith karakteriyle ve Bob Flag’in sadece fotoğraflarıyla hayat verdiği Büyük Birader ‘simgesiyle’ izlemeye değer film olduğu bir gerçek.

Gelelim yeni çekilecek 1984 ile ilgili ufak detaylardan bahsetmeye. Yeni 1984’ün yönetmen koltuğunda daha önce Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gollum, Maymunlar Cehennemi’ndeki Caesar, King Kong’taki Kong olarak izlediğimiz ve son olarak da Hobbit filminde ikinci yönetmen olarak görev alan Andy Serkis var. Bu aynı zamanda Andy Serkis’in ilk yönetmenlik deneyimi olacak. Henüz başrolün kim olacağıyla ilgili bir bilgi olmasa da iddialı bir kadro kurulacağı kesin gibi görünüyor.

Hafızama kazınan ve her zaman vakit ayırabileceğim bir film olan 1984’ün yenisi gelmeden eskisini izlemenizi ve izlerken de İyi seyirler dilemekten ziyade bol bol düşünmenizi ve kafa yormanızı tavsiye ederim. Filmi tekrar hatırlamamızı sağladığı için Serdar’a da teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi