Her yıl olduğu gibi bu yılda, yılın en merak edilen filmlerini derleyen ve şahane bir programla sinema severlerin karşısına çıkmaya hazırlanan Filmekimi biletleri yarın genel satışa çıkıyor. Bu yıl, festival programındaki filmlerin bir kısmını festival öncesi izleme şansı bulunca, az ama öz film izlemek isteyen sinema severlerin, nokta atışı yaparken ıskalamayacağı filmleri -tamamen kişisel- derlemek istedim. Şimdiden, iyi filmlerle dolu güzel bir festival olsun.

Filmekimi’nde Az Film Seyretme Şansı Olanlar İçin Kefil Olduğum 5 Film

The Shape of Water

The Shape of Water - filmloverss

The Shape of Water’ı önermek, öneriden sayılmaz, farkındayım. Lakin, programınızı yaparken yeriniz kalmamıştır veya o gün daha önemli bir işiniz olduğunu düşünüyorsunuzdur; yapmayın, böyle düşünmeyin! Eğer, masallara inanıyor ya da en azından inanmak istiyorsanız, del Toro’nun masalsı anlatısının sizi büyüleyeceğinden emin olabilirsiniz. Yeşil rengin, filmin tamamına hakim olduğu The Shape of Water, sinematografisiyle büyüleyici bir dünyanın kapısını aralarken, hikayesiyle ise eşitsizlikler üzerine yoğunlaşarak günümüz dünyasına sert eleştirilerde bulunuyor. Adı üstünde öneri listesi, çok fazla detaya girip filmi izlemeden sürprizi bozmak istemem ama en azından şunu söylemeliyim; Doug Jones, Sally Hawkins ve Michael Shannon’un performansı için dahi olsa görmelisiniz!

Call Me by Your Name

call-me-by-your-name-filmloverss

İtalyan yönetmen Luca Guadagnino’nun gösterildiği her festivalde eleştirmenler tarafından övgüyle bahsedilen son filmi Call Me by Your Name, festivalin ağır toplarından. Andre Aciman‘ın romanından James Ivory tarafından senaryolaştırılarak beyazperdeye uyarlanan Call Me by Your Name yılın en başarılı ve iddialı aşk hikayelerinden. Nefis müzikler, dans, leziz yemekler, tadı damakta kalan içkiler, dans ve aşk… Yaz aşkı, aşkların en güzeli, en acılısı… Sadece birkaç kelime ile tasvir etmem gerekse Call me by Your Name için bu kelimeleri kullanırım. Özellikle şeftali sahnesi başta olmak üzere, sinema tarihine geçecek birçok kült sahne barındıran filmin şimdilik vizyon tarihini göremedim; festivalde kaçırmayın.

The Killing of a Secred Deer

yorgos-lantimosun-sabirsizlikla-bekledigimiz-filmi-the-killing-of-a-sacred-deer-dan-iki-yeni-klip-yayinlandi-filmloverss

2000’li yılların sinema adına en önemli adımlarından olan Yunan Yeni Dalgası’nın öne çıkan temsilcilerinden Yorgos Lanthimos’un ikinci İngilizce filmi The Killing of a Sacred Deer, karakteristik bir Lanthimos filmi diyebiliriz. Lanthimos’un Amerika’ya transferinin yönetmeninin sinemasına olumsuz anlamda etki etmemiş olması hem sevindirici hem de sinefiller için önemli olarak düşünüyorum. Steven Murphy isimli bir doktorun, ailesi ve hayatına giren genç bir çocukla yaşadıkları üzerinden bir aile yergisi olarak ilerleyen film, tıpkı The Lobster gibi ucu açık bir final ile sona ermesine karşın, yönetmenin aklından geçen tüm detayları seyirciye aktarabilmesini sağlıyor. Özellikle ilk bölümde, her şey daha karmaşık ve daha çekiciyken finale doğru Lanthimos’un her şeyi açıklama çabası The Killing of a Secred Deer’in Lanthimos’un en iyi filmi olma fırsatını kaçırmasına sebep oluyor olsa da, dramatik yapısıyla senenin en iyilerinden biri olduğuna şüphe yok. Haneke’nin Funny Games’ini sevenler, siz asla bu deliliği kaçırmayın!

Thelma

Thelma_norvec-oscar-aday-adayi-filmloverss

Norveçli yönetmen Joachim Trier’in senaryosunu, uzun zamandır birlikte çalıştığı Eskil Vogt ile kaleme aldığı Thelma, yönetmenin sinemasını üzerine inşa ettiği gençlik teması üzerine kurulmuş olsa da, imgeler, ışık kullanımı ve gerilimin dozajının artılması gibi detaylarla Trier’in sinemasında yeni bir kapı araladığı film olarak görülebilir. Filme adını da veren Thelma isimli genç bir kızın, kendini  ve bedenini keşfetmeye başlamasıyla, süper güçleri olduğunun ortaya çıkması meselesinde cadılık mitlerinden beslenen Trier ve Vogt, bu süreci çoğunlukla yılanlar -yer yer de diğer hayvanlar- üzerinden aktarılan metaforlarla anlatmayı tercih ediyor. Hem cadılıktan beslenilmesi, hem de kullanılan imgelerin çokluğu filmi seyirci açısından bolca soru işareti olan bir filme dönüştürmüyor ve/veya karmaşık bir duruma getirmiyor, aksine ikilinin anlatmak istediği detaylar son derece net bir şekilde perdede hayat buluyor. Trier’in bu bilimkurgu soslu, erotik gerilimi  Thelma, bittikten sonra üzerine uzunca bir süre düşündürecek malzeme bırakıyor.

Thelma ile ilgili yukarıda yazdığım bölümü, Toronto Film Festivali’nde filmden çıkar çıkmaz yazdığım notlarımdan aldım. Ancak söylemek istiyorum ki, o gün filmle ilgili ne hissediyorsam, bugün çok daha fazlasını hissediyorum, film her gün zihnimde yaşamaya devam ediyor ve ben her gün Thelma’ya tekrar tekrar aşık oluyorum.

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

martin-mcdonaghın-son-harikası-three-billboards-outside-ebbing-missouriden-merak-uyandıran-bir-fragman-yayınlandı-filmloverss

In Bruges’un dahi yönetmeni Martin McDonagh’ın son şaheseri Three Billboards Outside Ebbing, Missouri son zamanlarda duyduğum en enteresan film ismine sahip olmasına rağmen, yakın zamanda ismiyle bu kadar uyumlu olduğunu hatırladığım bir film daha olmadı diyebilirim. Henüz ilk sahnesinden itibaren, konusunu paylaşmanın dahi tüm film açısından sürprizbozacağını düşündüğüm için filmin konusuna ya da detayına girmeden mutlaka izlemeniz gerektiğini belirteceğim. McDonagh’ın kusursuz senaryosu, kara komedi ile polisiyenin ahengi ve oyunculuklarının tümünün muhteşem olması dahi Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’yi kaçırmamanıza yetecekken, inanın film bundan çok daha fazlasını sunuyor. Toronto’da aldığı ödül ile birlikte filmin, bu yılın ödül sezonu için de en iddialı işlerinden da olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi