!f İstanbul’un, Türkiye’de düzenlenen diğer festivallerden ayrılmasını sağlayan en önemli özelliği, Galalar dışında yer alan tüm bölümlerinin sinefiller için yeni keşiflere açık olması. Bu doğrultuda Oyun, kişisel olarak Karanlık Köşeli ile birlikte beni, her sene, en çok heyecanlandıran filmleri barındıran bölüm oluyor. Bu yıl, 70’lerin b-filmlerine saygı duruşunda bulunan filmlerden, dünya sinemasının keşfedilmeyi bekleyen ülkelerinin sıra dışı yapımlarına uzanan bir yolculuk vadeden bölümde yer alan filmleri, kısa kısa aktarmaya çalışacağım. !f’in hepimize şifa olması dileklerimle, iyi festivaller.

Bir JT Leroy Hikayesi – Author: The JT Leroy Store

The Devil and Daniel Johnston (2005) ile Sundance Film Festivali’nde Belgesel Yönetmenliği Ödülü kazanan Jeff Feuerzeig’in son filmi  Author: The JT Leroy Store. Dünya prömiyerini Sundance’ta gerçekleştiren belgesel, Amerikan yazar Laura Albert’ın kurgu bir karakter olarak yarattığı  ve çocuk istismarı, uyuşturucu, tecavüz, seks işçiliği hikâyeleri ile gündeme oturtmayı başardığı Jeremiah “Terminator” LeRoy’u başka bir beden üzerinde yıllarca nasıl yaşattığını konu alıyor.

Birçok belgeseli anlatırken, belgeselin işlediği konuyla ilgili bilgi vermek henüz filmi seyretmemiş olan seyirci için herhangi bir anlam taşımaz, nitekim belgesel belli konular üzerinde yapılan araştırmaları seyirciye aktardığı için belgeselin konusunu anlatmak sürpriz bozmaz. Fakat, siz de benim gibi henüz JT Leroy’un hikayesini duymadıysanız -ki bunca sene duymamış olmama inanamıyorum- belgeseli izlemeden önce, bu isme dair hiçbir şey okumadan belgeseli izlemenizi öneririm.

Gus Van Sant’tan Asia Argento’ya kadar uzanan sıra dışı bir hikayeyi anlatırken Jeff Feuerzeig, seyircinin aklını karıştırmayı başarıyor. Belgeseli izlerken, gerçek ile hayal birbirine giriyor ve bana kalırsa belgesel gücünü tam olarak buradan alıyor. Laura Albert ile JT Leroy’un hikayelerini harmanlayan Feuerzeig, telefon konuşmaları gibi sahneleri animasyonlarla süsleyerek belgeselin, seyirci üzerinde yarattığı etkinin düşmesine de izin vermiyor.

Bugüne kadar, festival programında yer alan belgeseller arasında Death in the Terminal ile birlikte en beğendiğim yapım olan  Author: The JT Leroy Store’u ıskalamamak gerekiyor.

Dev -Jätten

Bugüne kadar kısa metrajlarıyla tanınan ve uluslararası birçok festivalde yarışan Johannes Nyholm’un ilk uzun metrajı Dev, yılın en dramatik masallarından.

Rikard, henüz doğumunda annesi tarafından terk edilmiş -ayrılmış da diyebiliriz- otistik ve oldukça deforme bir bedene sahip bir adamdır. 30 yaşına basan Rikard, pétanque  isimli sporda son derece başarılıdır ve tüm hayatını bu oyunda başarılı olması üzerine kurar. Son olarak  İskandinav şampiyonasına katılmayı hedefleyen Rikard, şampiyonada başarılı olduğu takdirde kupalarını hediye ettiği annesini geri kazanabileceğini hayal eder.

Kendimizden farklı olanlara karşı hayatın her alanında ne kadar acımasız, ne kadar kin dolu olduğumuzu otistik Rikard’ın üzerinden anlatan Johannes Nyholm, Rikard’ın kendini “Dev” olarak düşündüğü bölümlerle son derece sarsıcı bir anlatıya imza atıyor. Rikard’a karşı yapılan ve ter yer abartıya kaçan tepkiler filmin inandırıcılığını kaybettirse de Dev, festivalin değerli yapımlarından biri olarak öne çıkıyor.

Rikard’ın görünüşü itibariyle Elephant Man (1980)’i anımsatan Dev keşfedildiği taktirde yeniden çevrim furyasına katılabilir.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi