Günah kavramı ve onun etrafında şekillenen hikayeler, ağırlıklı olarak popüler sinemanın konusu olur. Günahlar üzerinden çeşitli mesajlar vermek, farklı işlevselliklere hizmet eder. Söz konusu olan Hollywood sineması olunca günahlar meselesi çoğu kez dinsel ahlakçılığa ve öğüt vermeye giden bir seyir izler. Toplumsal kontrolün bir ayağı nihayetinde dinsel öğretinin ahlaki yapısına dayanır, Hollywood sinemasıysa Hristiyan ahlakının muhafazakâr yapısıyla sıkı ilişkiler içindedir. Daniel Stamm imzalı film 13 Günah – 13 Sins, bir oyun metaforu ekseninde günahlara refere eden bir yapım olarak özü itibariyle bahsettiğimiz öğütleri tekrarlıyor. Kazanç ve sınıf atlamayı vadederek içine aldığı karakterini tehlikeli bir oyuna sokarak onu çıkmaza sürüklüyor ve nihai mesajını kişisel felaketin ardına saklıyor.

Alman asıllı yönetmen Daniel Stamm’ın senaryosunu David Birke’yle yazdığı 13 Günah, esas itibariyle bir başka filmden, Chookiat Sakveerakul’un 2006 tarihli Tayland filmi 13: Game of Death’den uyarlama. Stamm, ülke ve kültür farklılıklarını aşarak hikâye özüne sadık kalıyor, borç batağındaki karakterini 13 aşaması olan tehlikeli bir oyunun içine sokuyor. Başarısız bir sosyal güvenlik uzmanı olan ana karakter Elliot (Mark Webber), işinden kovulmuş olmasının üzerine eklenen ailevi sorunlarla gittikçe köşeye sıkışıyor ve çaresiz kalıyor. Evlenmek üzere olduğu hamile sevgilisinin, siyahilerden nefret eden ırkçı babasının ve zihinsel engelli erkek kardeşinin sorumluluğunu üzerine alıyor ancak bunları taşıyamıyor. Her koyunun kendi bacağından asılmak durumunda olduğu rekabetçi toplumsal düzende kendisini bir anda dipte buluyor. Bu haliyle gizemli talih oyunlarının tehlikeli ağına düşmek için oldukça uygun bir “talihli” niteliği taşıyor. İsimsiz telefon da tam bu esnada geliyor, Elliot reddedemeyeceği bir teklifin içinde buluyor kendisini ve tuzağa düşüyor. Başta kolay başlayan bol kazançlı oyun giderek zorlaşıyor ve Elliot’un sınırlarını zorlamaya başlıyor. Bir taraftan vicdanı, diğer taraftan ağına girdiği oyunun başına ördüğü çoraplarla boğuşmak durumunda kalan Elliot, polis tarafından aranan bir suçluya dönüşürken giderek bir cani halini alıyor. Ancak kendisini durduramıyor ve aldığı riskler büyürken kazancı da katlanıyor. Kazançlar ve riskler gerilimi üzerinden ilerleyen hikâye, finale kadar bunu sürdürmeye çalışıyor. Tek oyuncu olmadığını anlayan Elliot, rakiplerinin varlığını gördükçe kaçınılmaz yüzleşmede hiç ummayacağı kişileri karşısında görüyor.

Bu gerilim dramasında Daniel Stamm anlattığı hikâyeyle türün bir tekrarını yapıyor. Film, örneklerini daha önce gördüğümüz özgün olmayan bir fikirden hareket ederek yaratıyor gerilim aksiyonunu, şu da var ki, teknik olarak türün gerekliliklerini yerine getiriyor. Oyun ilerledikçe oluşan gerilim hattı izleyiciyi yakalıyor ve hikâyenin içine dâhil ediyor. Telefon her çaldığında daha tehlikeli ve ölümcül bir hal alan oyun, yarattığı aksiyonla heyecanı yükseltiyor. Stamm, kimi zaman Lynchvari bir görüntü estetiği yakalıyor ve filmin gerilim atmosferini destekliyor. Özellikle otoban moteli sekansı, tekinsizliğiyle filmin atmosferinde en dikkat çeken bölüm oluyor. Bunun yanı sıra Eliott arabasıyla trafik ışıklarının önünde beklerken yol ikiye ayrılıyor ve tam bu esnada gizemli kişiden ilk telefon geliyor. Bir seçim yapmak durumunda kalan Eliott’un içinde bulunduğu duygu durumu genel çekimle desteklenerek görselleştiriliyor. Bu görüntü bileşimi içerik-biçim uyumunun yetkin bir örneğini oluşturuyor. Ancak Stamm’in zaman zaman yakaladığı bu biçimsel başarı hikâyenin tamamına yayılmıyor. Bir yere kadar taşınabilen gerilim, özellikle yeni oyuncuların çokluğunun ortaya çıkmasıyla etkisini yitirmeye, finale doğruysa iyiden iyiye kaybetmeye başlıyor. Şiddetle kurduğu ilişkide onu aşırılaştırarak görselleştiren yönetmen, bu mesafesizliğiyle hazcı bir sunum yapıyor. Bir seyirlik haline gelen şiddet, giderek “kitsch” halini alıyor. Senaryonun işlenişine baktığımızdaysa ciddi bir inandırıcılık sorununun olduğu görülüyor. Senaryo zaafları finale doğru giderek artıyor ve hikâyenin heyecansız bir hale gelmesine sebep oluyor.

Bir çeşit tür tekrarı olarak okunabilecek 13 Günah, özgün bir fikirden hareket etmeyen, belli bir ölçüye kadar gerilimini muhafaza eden ancak finale doğru heyecanını kaybeden bir film olarak ortaya çıkıyor. Hikâye, izleyiciye kolay para tuzaklarına düşmemeyi ve en iyi yolun yine var olan kurulu düzenin içinde kalmak olduğunu öğütlüyor. Bu öğüdü verirken kurulu düzenin aksayan yanlarını teğet geçiyor. Filmin bu nitelikleri onun akılda kalması zor, uçucu bir hal almasına sebep oluyor.

Günah kavramı ve onun etrafında şekillenen hikayeler, ağırlıklı olarak popüler sinemanın konusu olur. Günahlar üzerinden çeşitli mesajlar vermek, farklı işlevselliklere hizmet eder. Söz konusu olan Hollywood sineması olunca günahlar meselesi çoğu kez dinsel ahlakçılığa ve öğüt vermeye giden bir seyir izler. Toplumsal kontrolün bir ayağı nihayetinde dinsel öğretinin ahlaki yapısına dayanır, Hollywood sinemasıysa Hristiyan ahlakının muhafazakâr yapısıyla sıkı ilişkiler içindedir. Daniel Stamm imzalı film 13 Günah – 13 Sins, bir oyun metaforu ekseninde günahlara refere eden bir yapım olarak özü itibariyle bahsettiğimiz öğütleri tekrarlıyor. Kazanç ve sınıf atlamayı vadederek içine aldığı karakterini tehlikeli bir oyuna sokarak onu çıkmaza sürüklüyor ve nihai mesajını kişisel felaketin ardına saklıyor. Alman asıllı yönetmen Daniel Stamm’ın senaryosunu David Birke’yle yazdığı 13 Günah, esas itibariyle bir başka filmden, Chookiat Sakveerakul’un 2006 tarihli Tayland filmi 13: Game of Death’den uyarlama. Stamm, ülke ve kültür farklılıklarını aşarak hikâye özüne sadık kalıyor, borç batağındaki karakterini 13 aşaması olan tehlikeli bir oyunun içine sokuyor. Başarısız bir sosyal güvenlik uzmanı olan ana karakter Elliot (Mark Webber), işinden kovulmuş olmasının üzerine eklenen ailevi sorunlarla gittikçe köşeye sıkışıyor ve çaresiz kalıyor. Evlenmek üzere olduğu hamile sevgilisinin, siyahilerden nefret eden ırkçı babasının ve zihinsel engelli erkek kardeşinin sorumluluğunu üzerine alıyor ancak bunları taşıyamıyor. Her koyunun kendi bacağından asılmak durumunda olduğu rekabetçi toplumsal düzende kendisini bir anda dipte buluyor. Bu haliyle gizemli talih oyunlarının tehlikeli ağına düşmek için oldukça uygun bir “talihli” niteliği taşıyor. İsimsiz telefon da tam bu esnada geliyor, Elliot reddedemeyeceği bir teklifin içinde buluyor kendisini ve tuzağa düşüyor. Başta kolay başlayan bol kazançlı oyun giderek zorlaşıyor ve Elliot’un sınırlarını zorlamaya başlıyor. Bir taraftan vicdanı, diğer taraftan ağına girdiği oyunun başına ördüğü çoraplarla boğuşmak durumunda kalan Elliot, polis tarafından aranan bir suçluya dönüşürken giderek bir cani halini alıyor. Ancak kendisini durduramıyor ve aldığı riskler büyürken kazancı da katlanıyor. Kazançlar ve riskler gerilimi üzerinden ilerleyen hikâye, finale kadar bunu sürdürmeye çalışıyor. Tek oyuncu olmadığını anlayan Elliot, rakiplerinin varlığını gördükçe kaçınılmaz yüzleşmede hiç ummayacağı kişileri karşısında görüyor. Bu gerilim dramasında Daniel Stamm anlattığı hikâyeyle türün bir tekrarını yapıyor. Film, örneklerini daha önce gördüğümüz özgün olmayan bir fikirden hareket ederek yaratıyor gerilim aksiyonunu, şu da var ki, teknik olarak türün gerekliliklerini yerine getiriyor. Oyun ilerledikçe oluşan gerilim hattı izleyiciyi yakalıyor ve hikâyenin içine dâhil ediyor. Telefon her çaldığında daha tehlikeli ve ölümcül bir hal alan oyun, yarattığı aksiyonla heyecanı yükseltiyor. Stamm, kimi zaman Lynchvari bir görüntü estetiği yakalıyor ve filmin gerilim atmosferini destekliyor. Özellikle otoban moteli sekansı, tekinsizliğiyle filmin atmosferinde en dikkat çeken bölüm oluyor. Bunun yanı sıra Eliott arabasıyla trafik ışıklarının önünde beklerken yol ikiye ayrılıyor ve tam bu esnada gizemli kişiden ilk telefon geliyor. Bir seçim yapmak durumunda kalan Eliott’un içinde bulunduğu duygu durumu genel çekimle desteklenerek görselleştiriliyor. Bu görüntü bileşimi içerik-biçim uyumunun yetkin bir örneğini oluşturuyor. Ancak Stamm’in zaman zaman yakaladığı bu biçimsel başarı hikâyenin tamamına yayılmıyor. Bir yere kadar taşınabilen gerilim, özellikle yeni oyuncuların çokluğunun ortaya çıkmasıyla etkisini yitirmeye, finale doğruysa iyiden iyiye kaybetmeye başlıyor. Şiddetle kurduğu ilişkide onu aşırılaştırarak görselleştiren yönetmen, bu mesafesizliğiyle hazcı bir sunum yapıyor. Bir seyirlik haline gelen şiddet,…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

13 Günah, özgün bir fikirden hareket etmeyen, belli bir ölçüye kadar gerilimini muhafaza eden ancak finale doğru heyecanını kaybeden bir film olarak ortaya çıkıyor. Hikâye, izleyiciye kolay para tuzaklarına düşmemeyi ve en iyi yolun yine var olan kurulu düzenin içinde kalmak olduğunu öğütlüyor.

Kullanıcı Puanları: 2.8 ( 1 votes)
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi