İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 13. kez düzenlenen Filmekimi’nin İstanbul ayağı sona erdi. Festivalde Godard, Cronenberg, Leigh, Loach ve Sissako gibi ustaların son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 43 film sinemaseverlerle buluştu. Festival süresince Filmloverss ekibi olarak tüm filmleri seyretme aşkıyla yanıp tutuşurken, seyrettiğimiz filmler hakkındaki düşüncelerimizi yazmaya, film seçimlerinize yardımcı olmaya çalıştık.

13. Filmekimi’nin ardından, hem genel bir festival değerlendirmesi yapmak hem de festivalin öne çıkan filmlerini sizlerle paylaşmak istedik.

14.Filmekimi’nde görüşmek üzere!

Festivalde yer alan tüm filmlerin eleştirileri için tıklayınız…

13.Filmekimi sayfamız için tıklayınız…

Batu Anadolu

Bu yıl Filmekimi’nde merakla beklenen filmlerden çok, sürpriz yapma olanağının yüksek olduğu filmleri tercih ettim. Açıkçası bu beklentimin çok da karşılandığını söyleyemem. Özellikle geçen yıla göre seçkinin daha zayıf kaldığını ve 43 filmlik programda büyük bir kesim tarafından coşkuyla karşılanan 4-5 film (Whiplash, Mommy, Deux Jours Une Nuit, Leviathan gibi) dışında 1-2 filmin beklentilerin çok üstüne çıktığını söylemek mümkün. Buna karşın özellikle Cannes’dan ödülle dönen Feher Isten, Force Majeure, Timbuktu gibi filmlerin benim için hayal kırıklığı olduğunu belirtmeliyim. Sinemada izleme şansını bulamayacağımız Boyhood’u festival kapsamında izlememiz, Nymphomaniac’ın İstanbul Film Festivali’nde yeniden gösterilmesi kadar güzel bir jestti.

Maalesef festival kapsamında hatırlanan sinemalarımızın bazı sorunlarının düzeltilemediğini, Filmekimi etkinliğinde yeniden deneyimledim. Atlas Sineması’nda hala görevliye danışmadan oturacağınız koltuğu bulamamanız, korkunç gürültülü havalandırma ve Beyoğlu Sineması’nda; özellikle kalabalık seanslarda insanların koltuk numaralarına bakılmadan oturtulması sıkça rastladığım sorunlar olmaya devam ediyor. Bu açıdan Rexx Sineması’nın festivale dahil edilmesi, taze bir nefes gibi geldi. Umarım diğer festivaller kapsamında da İstanbul’da yer alan birçok güzel salon daha, festival heyecanının yaşandığı mekanlar haline gelir.

Ecem Şen

Filmekimi bu sene de çok başarılı filmlerle izleyiciyi buluşturmayı başardı. Bu bir haftalık yoğunlaştırılmış sinema dopingi bana çok kısa zamanda hayatın birçok yönünü sorgulama, farklı hayatlara dahil olabilme fırsatı tanıdı. Bu hayatlara bazen gerçekten ortak oldum, hatta baş tacı edildim, bazen de yönetmen tarafından dışarı atıldım, örselendim. Her birinden bir izleyici olarak aldığım haz farklıydı.

Filmekimi boyunca, yönetmenler bizi şaşırttı. Kimisi beklenenden çok daha iyi işler çıkarmıştı, bazılarıysa hayal kırıklığıydı.

Benim için bir diğer hayal kırıklığıysa seyirciydi (tabi ki sana söylemiyorum sevgili okuyucu). Her seansta çalan telefonlar bir şekilde yüzlerce insandan birinin illa sessize almayı unutmuş olabileceği bahanesiyle bertaraf edilebilse de, sosyal medyadan on dakika uzak kalamayıp sürekli telefonlarını kurcalayan insanlar -artık telefonlarımız salonu aydınlatıp etrafımızdakileri rahatsız edebilecek kadar büyük olduğundan- hayli rahatsız ediciydi.

Festivalde beni en çok etkileyen film Mommy oldu. Vücudumdan atılması yaklaşık üç gün sürdü. Bittiğinde kendimi Cannes’da hissedip on dakika alkışlama isteğiyle doldum ama daha önceden şahit olduğum bazı olaylar yüzünden (film bitince alkışlamaya başlayan izleyicinin tek başına kalarak, alkışın dozunu git gide azaltarak eriyişi) içime doğru alkışladım.

Bu küçük yazı da diğer bütün yönetmenlere alkışım olsun, iyi ki ilhamları bitmiyor.

Kerem Duymuş

Bu sene Filmekimi yine daha önceki yıllarda olduğu gibi birbirinden çok farklı ülke ve tarzda başarılı filmleri bir araya getirmeyi başardı. Öyle ki arka arkaya seyrettiğim iki film arasında tarz olarak neredeyse uçurum olması gibi bir durumla dahi karşılaştım, ve bu bence muhteşem bir şey. Elbette içlerinden bazı beğenmediğimiz filmler olabilir bu aslında çok da sorun değil ama özellikle Kim Ki Duk’un filmi bana kalırsa yönetmenin tamamen isminden dolayı alınmış çok ama çok vasat bir filmdi. Onun dışında ne kadar pek beğenmesem de izlediklerimin hepsini izlemiş olmaktan mutlu oldum. Birçok festivalden dönen ödüllü filmler kadar, pek adı ön plana çıkmamış bazı bağımsızların da seçki de olması kesinlikle takdire şayan bir tutumdu. Seçkiden, planlamaya ve bu plana sadık kalmaya kadar birçok konuda müthiş bir performans gösteren Filmekimi’nin arka planında çalışan herkes, büyük bir alkışı hak etti.

Nuri Şimşek

Büyük bir heyecanla beklediğimiz Filmekimi, bu sene mutlu ettiği kadar hayal kırıklıklarını da beraberinde getirdi. Kişisel olarak en büyük yıkımı gönül bağım olan Kim Ki-Duk ile yaşadım. İntikam öyküsü Bire Bir-One on One ile yönetmen seyirciyi aptal yerine koyuyor neredeyse. İçerik ve anlatım olarak yaşattığı bu hayal kırıklığı şahsım adına festivalden aklımda kalan en somut olay. Xavier Dolan’ı kıskanmaktan vazgeçip, elini öpmek gerektiğini anladığımız Mommy ve sinemanın bu yılına dair daha pek çok güzel işi izleme şansını biz sinefillerle veren bu klas etkinliğin bütün emekçilerine teşekkür ediyorum.

Tolga Demir

Her yıl bir haftaya sığmaya çalışan Filmekimi’nin tadı damağımda kalır. Tam festival havasına girmişken son günler olduğunu fark ederim. Şu işimi de ertelesem, onunla buluşmaya gitmesem de son seans için kuyruktan bilet bulurum belki diye düşüne düşüne kalan bir avuç sinema salonumuzun önünde bekler dururum. Bu yıl da tıpkı bu şekilde oldu. Tabi Murphy sağolsun, her şey Filmekimi haftasına sıkışmak zorundaydı elbette. Ama her şeyi bir kenara bırakıp bu filmleri izlemek boynumun borcudur. Festival programına bakınca bir türlü aralarından seçim yapamadığım filmlerin bazılarının büyük hayal kırıklığı yaratması da ayrı bir hüzün yaratıyor bende. Bu konuda bütün beklentimi karşılayan Zvyagintsev’in Leviathan’ı oldu. Baştan sona ilmek ilmek işlenmiş, amacını ve ne yaptığını çok iyi bilen bir filmdi. Bununla beraber yarattığı etki açısından sürpriz yapan film ise Young Ones (Issız Toprak) oldu. Jake Paltrow’un ikinci uzun metrajı, yenilikçi bir distopya yaratırken hikayesindeki katmanlarla sürükleyici bir drama sunuyor. Tony Gatlif’in Geronimo’su da folklorik ve müzikal ögeleriyle bir an bile durmayan bir film. Aksaklıkları var elbette ama bunlara rağmen film izlerken alıp götürüyor. Fakat benim asıl merak ettiğim bu yılın Altın Aslan’lısı olan İnsanları Seyreden Güvercin idi. Tek bir açıdan bakılamayacak kadar geniş bir dünyaya, salt bir bakışla izlenemeyecek kadar öznel içeriklere sahip. Roy Anderson’ın iyi bir damar yakaladığını söylemek kaçınılmaz. Bir diğer sürpriz ise Snow In Paradise (Soğuk Cennet) oldu. Yönetmenin öyküsünü çeşitlendirirken kullandığı kamera ve kurgu hamleleri filmin temposunu belli yerlerde uçuruyor. Hepsinin ötesinde bir de Gerard Depardieu filmi izledim ki, konusunu bile açmayalım, midem kötü oluyor…

Utku Ögetürk

İstanbul Film Festivali’nin, festival takvimleri açısından bulunduğu mevsimin şanssız bir döneme denk geliyor olması, özellikle İstanbul’da yaşayan sinemaseverler açısından Filmekimi’nin önemini artırıyor. Cannes Film Festivali’nin heyecanı henüz sıcakken prömiyerini orada yapan filmleri ilk kez Filmekimi’nde seyretme şansı buluyoruz. Bu sene de Filmekimi, konsept bir festival olmasına rağmen programında yer alan 43 filmin neredeyse tamamı dikkat çeken, merak edilen filmlerden oluştu. Bu açıdan sinemaseverleri memnun etmeyi başaran 13. Filmekimi’ni ben İstanbul trafiğinin acımasızlığına uğrayarak kaçırdığım filmlerle hatırlamak zorunda kalacağım.

24 filmden oluşan festival programımdan toplamda 3 filmi bu sebeple kaçırdığımı dipnot olarak ekledikten sonra; seyrettiğim filmlere kısaca değinmek istiyorum. Whiplash ile tüylerim diken diken açtığım festivali, muazzam bir yönetmenlik örneği sergileyen Xavier Dolan’ın Mommy’si ile kapatırken tüylerim hala diken dikendi. I, Origins’i kaçırmış olmanın verdiği üzüntü, White God’ın ufak da olsa yarattığı hayal kırıklığı festivalin ardından aklımda kalan olumsuz anılar…

Son olarak, belediyelerin yapmadığı, sansüre uğramayan festivallerin çok daha güzel olduğunu eklemek istiyorum. Bir film festivalinin “festival” olması için illa ki bitişinde en iyi film, en iyi yönetmen ya da herhangi bir en iyi ödülü dağıtmasına ihtiyacı yok. Zira; Filmekimi’nin böylesine güzel olmasının sebebi filmlerin değil, seyircinin ödüllendirilmesi!

Filmloverss Yazarlarına Göre 13. Filmekimi’nin Öne Çıkan Filmleri

Bay Turner – Mr. Turner

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Çocukluk – Boyhood

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Çile – Kreuzweg

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Dönüş – The Turning

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

İnsanları Seyreden Güvercin – A Piegeon Sat on a Branch Reflecting on Existence

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Leviathan

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Mısır Adası – Corn Island

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Mommy 

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Özgürlük Dansı – Jimmy’s Hall

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Whiplash

Filmin eleştirisi için tıklayınız…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi