Yıllarca bu anı bekledik ve sonunda Star Wars serisinin yedinci halkası Star Wars: The Force Awakens vizyona girdi. Orijinal Star Wars serisini izleyerek büyüyen ünlü yönetmen J.J. Abrams’ın yönettiği The Force Awakens, buram buram orijinal üçleme kokuyor! 1977 yapımı A New Hope’un izinden giden yapım; atmosferi, yeniden görme şansına eriştiğimiz efsanevi karakterleri ve başarıyla işlenmiş yeni karakterleri ile Star Wars hayranlarını hayli memnun edebilecek bir film. Dolayısıyla biz de, uzun bir bekleyişin ardından izlediğimiz Star Wars: The Force Awakens’ı neden sevdiğimizi 10 maddede anlatalım dedik.

Hazırlayanlar: Emre Serbes, Melike Ölker, Utku Ögetürk

10 Maddede Star Wars: The Force Awakens’ı Neden Çok Sevdik

80’ler Ruhunu Yansıttığı İçin:

star-wars-force-awakens-rey-bb8-daisy-ridley-filmloverss

İkinci üçlemenin ilk üçlemeye göre daha az beğenilme sebeplerinin başında – özellikle ilk iki filmin – 2000’lerin başında kullanılmaya başlanan ve bilgisayar oyunlarını andıran görsel efektler geliyordu. Orijinal üçlemenin ruhunun kaybolmasına yol açan efektlere bir de çocuk filmlerini andıran araba yarışı gibi ucuz sahnelerin eklenmesi hayranlarının moralini bozsa da son filmin başarısı – Revenge of the Sith – serinin prestij kaybetmesini engelledi. Star Wars: The Force Awakens ise günümüz görsel efektlerini en doğru şekilde kullanıyor. Üstelik, 80’lerin özlediğimiz sinema ruhunu geri getirmekle kalmıyor dönemin filmlerinden aldığımız tadı aynen deneyimlememizi sağlıyor. Açılış sekansı bile buram buram A New Hope kokuyor.

Feminist Bir Film Olma Özelliği Taşıdığı İçin:

star-wars-the-force-awakens-filmloverss

Geçtiğimiz aylarda Lucasfilm’in başındaki isim Kathleen Kennedy’nin Star Wars filmlerinin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlenmesi için kadınlarla görüşmeler yapıldığını açıklamasının ardından J.J. Abrams’tan yeni serinin kadın-dostu olacağını ve filmlerde kadın karakterlerin önemli roller üstleneceğini duymuştuk; inanmamıştık. Fakat The Force Awakens ile bu konuda ne kadar yanıldığımızı görmüş olduk. Başta Daisy Ridley’nin canlandırdığı karakter Rey olmak üzere pek çok kadın karakterin hikâyenin akışında önemli bir yer edindiğini görüyoruz. Prenses unvanını orgeneralliğe yükselten Leia’nın imparatorluğa karşı alınan mühim kararların merkezinde yer alması ve bu kararların yürütücülüğünü üstlenmesi, Rey’in yeni serinin Luke Skywalker’ı olarak karşımıza çıkması -hatta ilk aşamada şahit olduğumuz kadarıyla Güç’ü Skywalker’dan çok daha çabuk kabullenip ustaca kullanabilmesi- son derece yetenekli bir pilot olması, başarılı stratejiler geliştirmesi, ışın kılıcı ile kurduğu bağ; The Force Awakens’ı kadın karakter odaklı yeni bir seriye başarılı bir şekilde götüren en önemli etkenlerden. Yeni karakterimiz Rey ile oldukça başarılı bir kahraman profili oluşturulmuş. Bir baba-oğul çatışması görmeyecek olmamız mutluluk verici. Başrollerin yanı sıra Maz ve Phasma gibi yan karakterlerin de hikâyede güçlü bir yerde duruyor olmaları Abrams’ın açıklamalarında seyircisine söz verdiği gibi kadın dostu bir seri oluşturma yolundaki başarısını katlıyor.

Üç Farklı Kuşağı Bir Hayale Ortak Ettiği İçin:

star-wars-force-awakens-filmloverss

George Lucas 1977 yılında Star Wars’u yönettiğinde filmin üzerine hayranlarının fan-made filmler ile saygı duruşunda bulunacağı, popüler kültürü bu derece derinden etkileyecek bir evrene dönüşeceğini tahmin edememiştir muhtemelen. Fakat Lucas’ın yarattığı çok çok uzaklardaki evren önce X jenerasyonunun hayal dünyasında büyüdü. Sonradan Y nesli bu filmleri izleyerek yeni üçleme adına heyecanlandı. Yeni üçleme hayal kırıklığı yaratsa da iletişimin had safhada olduğu bir dönemin çocukları olan yeni jenerasyonun Star Wars dünyasına dahil olmasını sağlayacak olan The Force Awakens, ayrıca orijinal üçleme hayranlarının gönlünü kazanarak bu bağlamda görevini layıkıyla yerini getiriyor.

Mizah Unsurunu Yerinde ve Ayarında Kullandığı İçin:

star-wars-filmloverss

Star Wars: The Force Awakens mizahi tarafı son derece kuvvetli bir film. Örnek verecek olursak, mizahi açıdan bu yılın ele avuca sığdırılmayan filmi The Martian’dan çok daha başarılı ancak sırtını The Martian’ın yaptığı gibi buna dayamaya da gerek duymuyor. Film, hem seriye hakim sinemaseverlerin kalbini kazanacak ince espriler barındırıyor hem de seri hakkında hiçbir bilgisi olmayanların dahi gülümseyeceği dakikalar vadediyor.

Video Oyunundan Bozma Prequel Üçlemesinin Aksine Görsel Efekt Şovu Yapmadığı İçin:

23678010722_3843221a19_z

“Kahramanın Yolculuğu”nun sinemasal formülizasyonunu başarı ile işleyerek Star Wars’u kotaran George Lucas’ın orijinal üçlemede kullandığı dönemine göre muazzam derecede kaliteli pratik efektler de serinin bu derece sevilmesinin önemli etmenlerinden biriydi. Jurassic Park’ı sinemada izlediğinde kafasındaki prequel üçlemesini yapabileceği teknolojik gelişmelere eriştiklerini düşünen Lucas, 1999 yılında startını verdiği seride CGI’ın ayarını kaçırmış, video oyunundan bozma bir görsel dünya ortaya çıkarmıştı. Her yönüyle orijinal üçlemeyi kendine örnek olan The Force Awakens’ın belki de en güçlü olduğu kalemlerinden birisi sinematografisi ve görsel efektleri. İlk üçlemedeki gibi pratik efektlerin ağırlıkta kullanıldığı film, günümüz teknolojisini de yerinde ve ayarında kullanıyor.

Yeni ve Eski Karakterlerin Tutan Kimyası İçin:

23677992812_4d0dd4c7fd_z

The Force Awakens’ın en büyük ve en önemli başarılarından birinin yeni ve eski karakterler arasındaki uyum olduğunu rahatlıkla söylemek mümkün. Özellikle yeni karakterlerin hikâyeye kusursuzca dahil olmaları orijinal serinin verdiği duyguya kapılmamıza olanak sağlıyor. Yeni droidimiz BB-8; C3PO ve R2D2’nun mirasını alnının akıyla üstlenmekle kalmıyor aynı zamanda C-3PO ve R2D2 ikilisi ile muazzam bir uyum yakalıyor. Aynı uyumu Finn – Rey ve Han Solo – Chewbacca arasında ilerleyen zamanlarda da Rey ve Leia arasında da yakalayabiliyoruz. Eğer bir metafor olarak almamız mümkünse karakterle arasındaki bu uyumu Star Wars seyircisine yorumlayabiliriz. Orijinal üçleme ile 80’ler kuşağını öncül üçleme ile de milenyum kuşağını bir araya getiren efsanevi serinin karakterleri de bu örneği hayranlarına içtenlikle yansıtıyor.

Orijinal Üçlemeye Saygı Niteliğinde Olduğu İçin:

23159659753_41534a3688_o

Hikâyesiyle, sahneleriyle ve karakterlerinin gelişim süreciyle adeta orijinal üçlemeye bir saygı duruşu sergileyen; ancak bunu yaparken de özgünlüğünü var gücüyle koruyan The Force Awakens, Star Wars’a duyduğumuz özlemi bu göndermelerle gideriyor. Kimi zaman BB-8 ile verilen kimi zaman yeni kahraman Rey ile kimi zamanda mekân ve sahne çekimleri ile izleyicisine orijinal filmleri hatırlatan film, incelikli referanslarını hikâyenin içerisine ustalıkla zerk ediyor.

Başarılı Bir Şekilde Ele Alınan Kylo Ren Karakteri İçin:

guc-uyaniyor-2-filmloverss

Star Wars’un bu derece başarılı olmasındaki en büyük sebep hiç kuşku yok ki kültleşen kötü karakteri Darth Vader’dır. Sinema tarihinin en sevilen kötü karakterlerinden biri olarak anılan Vader, serinin hayranları tarafından gücün karanlık tarafının seçilmesindeki ilk, belki de tek nedendir. Durum böyle olunca, Star Wars: The Force Awakens’ın anti-kahramanı Kylo Ren’in nasıl bir performans sergileyeceği büyük merak konusuydu. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki Adam Driver hem maskeli hem de maskesiz son derece başarılı bir performansa imza atıyor ancak Adam Driver’ın performansından ziyade karakter yazımı daha önemli. Kylo Ren, son derece özenle yazılmış bir karakter olarak dikkat çekiyor. Her ne kadar ilk filmde çok fazla detay alamasak da tıpkı Anakin Skywalker’ın nasıl Darth Vader olduğunu anlatan ikinci üçleme gibi Kylo Ren için de yep yeni bir seri inşa edilebilinir.

Yeni Kahramanımız Rey’in Yolculuğuna Ortak Olmak İçin:

guc-uyaniyor-filmloverss

Kadın karakterlerin filmdeki önemli etkilerine ve ustalıklı temsillerine önceki maddelerimizde değinmiş olsak da Rey’i tek başına da ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Filmi gözümüzü kırpmadan hayranlıkla izlememize vesile olan temel etkenlerden biri olan bu şahane karakter; gerek genç oyuncu Daisy Ridley’nin başarılı oyunculuğu gerekse karakterin tamamen güçlü, kendinden emin, bir taraftan oldukça duygusal bir taraftan soğukkanlı bir şekilde kararlar alabilmeyi başaran; Güç’ün varlığının gerçek olduğunu öğrenip onunla nasıl bağ kurabileceğini itinalı bir şekilde keşfeden bir kahraman olmasıyla kalbimizde büyüdükçe büyüdü film boyunca. Halihazırda çok güçlü ve ayakları yere sağlam bir karakter olan Rey; Güç’ü tanıma sürecinde, bir kahraman olmaya doğru giden yolculuğunda izleyicisini adeta mest ederek yeni seride bağrımıza basabileceğimiz bir kahraman olarak hafızalarımızda yer edindi.

J.J. Abrams Bu Sefer Sonunu Getirebildiği İçin:

j-j-abrams-star-wars-filmloverss

J.J. Abrams’ın hayatımıza girişi ilk bölümünden itibaren popüler kültürde kendine bir yer edinen Lost ile olmuş; dizinin hayal kırıklığı yaratan finali ile pek çokları sinemacıya büyük tepkiler göstermişti. Lost sonrası sinema macerasına başlayan Abrams’ın “finali yapamama” sorunu yönettiği Mission Impossible 3, Star Trek ve Super 8 filmlerinde de baş göstermişti. İyi bir yönetmen olan Abrams’ın bir sinemacı olarak en “zayıf” kaldığı nokta açıkça senaryoydu. Her ne kadar Star Wars: The Force Awakens filminin senaryosu için Abrams’ın yanında serinin belki de en çok sevilen iki filmi olan The Empires Strikes Back ve Return of the Jedi’ın efsanevi senaristi Lawrence Kasdan olsa da herkesin aklında bir “acaba?” vardı. Fakat, gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz ki Lawrence Kasdan’ın tecrübesiyle J.J. Abrams bu sefer bir filminin sonunu hakkıyla getirmeyi başarmış. Giriş bölümünde yeni seriye müthiş bir başlangıç yapan The Force Awakens, gelişme ve sonuç bölümlerinde A New Hope’un işlediği şablona sırtını biraz fazla dayasa da ideale yakın bir şekilde ikinci filmin yolunu açmayı başarıyor.

Star Wars: The Force Awakens – Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor’un eleştirisi için sizi şöyle ağırlayalım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi