Devrim öncesi ve sonrası olarak ele alabileceğimiz İran Sineması’nda kadının konumu her daim büyük bir problem teşkil etmiştir. İran Sineması’nı özellikle üzerinde bulunduğu kültürel coğrafya ile ilişkilendirdikçe kadın ve sinema kavramlarının zihinlerimizde yarattığı soru işaretlerini cevaplandırmaya ve o cevapları anlamlandırmaya çalışmak sanıldığı kadar kolay değildir.  İran Sineması’nda hemen her daim bir baş ağrısı olarak kabul gören ve hemen hemen her zaman kısıtlamalara, sansüre ve otosansüre tabi tutulan kadın ve kadın temsilinin bugün içinde bulunduğu değişim sürecine gelişi oldukça sancılı olmuştur. Zira, kadınların sinemanın işlevsiz temsil nesneleri olmaktan yaratıcı özneleri haline gelebilme süreci içinde bulundukları İslami coğrafya ve atmosferi de dönüştürmüştür. Tüm bu dönüştürücü sürece en büyük katkı sağlayan isimlerden biri, hiç şüphesiz ki, gerçekçi kadın temsilleriyle ön plana çıkan Abbas Kiyarüstemi ve onun 2002 yılı yapımı filmi 10 (On)’dur.

Doksan dakikalık süresi boyunca hareket halindeki bir arabanın içinde geçen ve arabanın hemen ön kısmındaki kontrol paneline tutturulmuş iki sabit kamera ile çekilen 10 – Ten; Abbas Kiyarüstemi’nin en ilginç ve üzerine en çok yazılıp çizilen filmlerinden biridir. Elbette araba içinde geçen film sayısı oldukça fazladır, fakat 10’u diğer filmlerden ayıran ve bunca değerli olmasını sağlayan şey; İslam rejimi altında baskılanan İran kadınının kamusal alandaki yerini, gündelik hayatını, karşılaştığı sorunları oldukça minimal bir tondan ekranlara taşıyabilmesidir.

On adet uzun plandan oluşan ve bu planlar boyunca sürücüyü ya da ön koltuktaki yolcuyu sabit duran bir kamera ile orta ölçekli bir açıdan gözlemlediğimiz film; yeni boşanmış bir kadının ve bu ayrılık sebebiyle onu suçlayan oğlunun ilişkileri üzerinden ataerkil toplumlarda yaşayan kadınların sıkışmışlığını dile getirir. Kiyarüstemi kadınların yaşadığı bu sıkışmışlığı her ne kadar Tahran şehrinde yaşayan kadınlar üzerinden dile getirse de çabası ve derdi evrenseldir. Nitekim İslam rejimiyle yönetilen İran’da yaşayan kadınların kamusal alandaki varlığı neredeyse görünmez seviyelerde olsa da patriyarkanın hüküm sürdüğü diğer toplumlardaki durum da bundan pek farksız değildir. Film, dünyanın pek çok yerinde birbirine oldukça benzer sorunlarla boğuşan kadınların durumunu fark etmemiz açısından oldukça değerli ve evrenseldir.

Kiyarüstemi 10 filminde sadece anne ve oğlun arasındaki gerginliğin sebeplerini aramaz, film boyunca sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturan kız kardeş, bir gelin, bir hayat kadını ve otostop çeken bir kadın Tahran’da yaşayan kadınların gerçeğini su yüzünü çıkarır. Film boyunca hikayeye eşlik eden bu kadınların hayatları ve anlattıklarıyla bağımsız olamadıkları bir toplum ve düzende mücadele ederek kendilerine çıkış yolları aradıklarına şahit oluruz. Anlatım biçimi tercihi olarak arabayı bir görsel metafora dönüştürerek kadının hareket alanını kısıtlayan dinsel kuralları; klostrofobik bir mekanda sıkışmışlık, arada kalmışlık üzerinden enine boyuna irdeleyen Kiyarüstemi direksiyonun kontrolünü kadına vererek feminist bir dışavuruma sebep olur. Kiyarüstemi tüm ataerkil ve dinsel ideal söylemleri yerinde bir tercih olarak küçük erkek çocuğun ağzından dile getirtir. Çocuk, annesinden kendi isteklerini yerine getirmesini isterken aslında bu idealleri onaylamasını bekler; ama kadının oğluna olan yaklaşımı o kadar soğukkanlı ve kararlıdır ki dile gelen ve kabul edilmesi beklenen tüm ataerkil idealler çözülüşe geçer, hükümsüz kalır. Çünkü kadın oğlu gibi kestirip atmaz ya da kendi ideallerini başkalarına dayatmaz. Eğer tam tersi davransa, bu, ataerkil ideali başka bir vücutta yeniden canlandırmak demek olacaktır; ama kadın baskı altında yaşadığı dünyadaki bu yanlışın bilincindedir ve bu yanlışı yeniden ve yeniden mümkün kılacak bir adımdan mutlak surette kaçınır.

Neticede, Kiyarüstemi’nin ataerkil bakış açılarından oldukça uzak duracak biçimde görselleştirdiği filmi 10; kadının bağımsızlığı ve kendine yetebilirliği meselesini derinlemesine işleyerek erkek tahakkümünün önünü kesmeyi/tıkamayı başarmıştır: “Kadın devamlı hareket eder, düşünür, konuşur, dinler, anlamaya çalışır. Kimseyi kandırmaya ya da korkutmaya çalışmaz. Gücünü kimseye baskı kurmak amacıyla kullanmaz. Ataerkil düzen tarafından kendisine yapılanları başkaları üzerinde tekrarlamaz. Kiyarüstemi neyin doğru neyin yanlış olduğundan ziyade kadınların bağımsızlığıyla ve kendi kararlarını kendilerinin verebilmesiyle ilgilenir. Bu filmde özenilen şey doğru koca veya doğru ev değil ne istediğini bilen ve çalışarak kamusal alanda kendine bir yer edinmiş kadının müdanasızlığıdır. Böyle bir kadının doğru erkeğe ve doğru eve ihtiyacı kalmamıştır, dolayısıyla ataerkil düzenin bu kadın üzerinde artık bir tahakkümü olamaz.” (Pekerman, 2012:168)*

* Pekerman, Serazer (2012). Film Dilinde Mahrem, İstanbul: Metis.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi